Drina Köprüsü

Drina Köprüsü, Köprü aslında Vişegrad veya bânisi Sokullu Mehmed Paşa’nın adlarıyla tanınmaktaysa da 1960’tan sonra Yugoslav yazarı İvo Andrič’in romanı dolayısıyla altından geçen akarsuyun adıyla şöhret bulmuştur. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa’nın vakfiyesinde anıldığı gibi evvelce biri menba, diğeri mansab tarafında bulunan iki manzum kitâbede bâninin adı ve yapım tarihi açık şekilde bildirilmiştir. Halen tarih köşkü üzerinde yer alan bu iki kitâbeden birincisinde köprünün hayrat olarak Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırıldığı belirtildikten sonra, “Görüp itmâmını Hâdî dedi ana târîh / Bârekellah aceb cisr-i kebîr ü eltâf-sene (1577-78)” mısraıyla inşa tarihi verilmektedir. Metni daha değişik olan ikinci kitâbenin tarih mısraı ise şöyledir: “Dedi târîhin Nihâdî her gören ede duâ / Yaptı bu köprüyü su üzre Mehemmed Paşa-sene  (1577-78).” Birinci kitâbenin tarih mısraı değişik biçimlerde okunarak farklı şekillerde hesaplanmaktadır. Bazı araştırmacılar bunun 1571-72 olduğunu ileri sürerek bu tarihin inşaatın başlama, diğerinin ise bitiş tarihi olabileceğini kabul ederler. I ve II. Dünya savaşlarındaki saldırılarda harap olup tamamen parçalandıkları belirtilen bu kitâbeler, anlaşıldığına göre eski metinleri tesbit edilerek yeniden taşa işlenip birlikte kitâbe köşküne yerleştirilmiştir. Bu arada Mehmed Mujezinovič, kitâbelerden birincisinin tarihini 1571-72 olarak kabul edip taşa da böylece yazdırmıştır. Halbuki kitâbelerin bozuk kısımlarını Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin çeşitli yazmalarındaki metinlerle karşılaştıran Ekrem Hakkı Ayverdi her iki kitâbenin aynı tarihi verdiği sonucuna varmıştır.

Köprünün mimarı Hassa Başmimarı Mimar Sinan’dır. Onun meydana getirdiği eserlerin listesini veren Tezkiretü’l-ebniye’de köprü anılmaktadır. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Evliya Çelebi köprüyü görmüş ve kitâbelerini kısmen kaydetmiştir. Yüzyıllarca hizmet veren ve sağlamlığı ile çevrede yaşayanların ata sözlerine de giren köprü E. H. Ayverdi’nin işaret ettiğine göre 1664 ve 1875’te tamir edilmiş, 1896’daki taşkında sadece korkulukları zarar görmüştür. Avusturyalılar tarafından 1911’de yapılan bir tamirin arkasından I. Dünya Savaşı sırasında 1914-1915’te batıdaki üç ve dördüncü ayaklarla birlikte üç kemeri tahrip edilmiştir. Bir süre üzerine yapılan bir ahşap ilâveden geçilmiş, 1939’da köprünün yıkık kısımları ihya edilmiş, fakat II. Dünya Savaşı içinde 1943’te dört ayak ve beş kemer tekrar yıkılmıştır. Bunun üzerine 1949’da köprünün tamirine başlanmış ve 1952’de tamamlanmıştır. Dünya edebiyatında bir romanla tanınan köprü, bu yeni şöhretini İvo Andrič’in 1945’te yayımladığı Na Drini Čuprija (Drina Köprüsü) romanı ile kazanmıştır. 1961 yılında sahibine Nobel edebiyat ödülünü kazandıran roman Türkçe’ye de çevrilmiştir.

Çok muntazam işlenmiş kesme taşlardan yapılan köprünün bir ucu 90 derecelik bir açı teşkil edecek şekilde kıvrıktır. Ortada, kademeli bir çıkma üzerine oturan çift renkli geçmeli mermerden kemeri olan kitâbe köşkü bulunur. Burada üstte olan kitâbe yazı karakteri bakımından inşa dönemine uymaktadır. Fakat alta kemerin içine yerleştirilmiş olan 1571-72 tarihli ikinci kitâbe buraya uymadıktan başka yazı biçimi itibariyle de çok yeni olduğunu gösterir. Kitâbe köşkünün tam karşısında yine kademeli bir çıkma üzerinde bir dinlenme sofası yer alır. Taş sedirli bu dinlenme sofası, eski fotoğraflardan anlaşıldığına göre 1949-1952 restorasyonunda ihya edilmiştir.

Akarsu üzerindeki esas köprü kısmı, Cevdet Çulpan tarafından verilen ölçülere göre 179 m. uzunluğunda olup on bir gözlüdür. Ortadaki büyük kemerler 14,79 m. ve 14,20 m. açıklıkta, diğerleri 11,50 m.-13,50 m. arasında değişen açıklıklardadır. Ayak kalınlığı ortalama 4 m. civarında olup yola bağlantıyı sağlayan kıvrık kısım ise 120 m. uzunluğundadır. Köprünün masif taş levhalardan korkulukları vardır. Ayakların aralarında içleri dolu ikişer kör kemer bulunmaktadır. Bunların aslında açık olarak düşünüldüğü ve taşkın gözleri oldukları ileri sürülürse de ilk yapımda cepheye hareketlilik kazandırmak için dolu olarak yapıldıkları da düşünülebilir.

Eski köprülerin pek çoğu için olduğu gibi Drina Köprüsü için de hepsi birbirine benzeyen birtakım efsaneler, halk söylentileri uydurulmuştur. Andrič’in romanında köprünün mimarını Rade adında bir Bosnalı olarak göstermesi ilmî gerçeklere aykırıdır. Osmanlı Devleti’nin birçok yerinde hayratı olan Sokullu Mehmed Paşa’nın Drina suyu üzerindeki bu köprüsü, hakkında kaleme alınan bir roman ve Sokullu’nun Boşnak asıllı oluşu sayesinde yok olmaktan kurtulmuştur ve Avrupa’nın bu bölgesinde Türk mimarisinin asâlet ve güzelliğini gözler önüne seren bir sanat âbidesidir.

Kaynak: İslâm Ansiklopedisi