Mete Han
Genel Değerlendirme
Tarihte bilinen ilk Türk devletinin en büyük imparatorlarından biri olan Motun ya da bilinen adıyla Mete, yalnızca Hun Devleti’nin hükümdarı değil, aynı zamanda Türk devlet teşkilatının kurucu şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında Modu (Maodun) olarak geçen Mete Han; askerî dehası, siyasi öngörüsü ve teşkilatçılığı sayesinde Asya Hun Devleti’ni bir bozkır konfederasyonundan güçlü bir imparatorluk seviyesine yükseltmiştir.
Oğuz Kağan ile İlişkilendirilmesi
Bazı araştırmacılar tarafından, Türk sözlü kültürünün en önemli destan kahramanlarından biri olan Oğuz Kağan ile tarihsel bir bağ kurulduğu ileri sürülmektedir. Bu yaklaşıma göre Mete’nin boyları tek otorite altında toplaması, büyük fetih hareketleri gerçekleştirmesi ve merkezi bir devlet teşkilatı kurması gibi özelliklerinin zaman içerisinde destan geleneğine aktarılmış olabileceği düşünülmektedir.
Ancak Oğuz Kağan Destanı’nın mitolojik ve edebî unsurlar içermesi, farklı dönemlere ait tarihsel hatıraların birleşmesi ve sözlü kültür yoluyla şekillenmiş olması sebebiyle, bu eşleştirme kesinlik arz etmemekte; akademik çevrelerde daha çok bir yorum ve ihtimal olarak değerlendirilmektedir.
Veliahtlık Süreci ve Rehin Olayı
Mete, Hun hükümdarı T’ou-man (Teoman)’ın büyük oğlu ve veliahdıdır. Hun töresine göre tahta geçmesi gereken kişi olmasına rağmen, Teoman sevdiği eşlerinden birinden olan küçük oğlunu veliaht yapmak istemiştir. Bunun üzerine dönemin geleneksel siyasi uygulamalarından biri olan “rehin gönderme” yöntemine başvurulmuş ve Mete, Hunların batısında yaşayan güçlü bir topluluk olan Yüeçiler’e rehin olarak gönderilmiştir.
Teoman’ın Yüeçiler üzerine ani bir saldırı düzenlemesi sonucu Mete ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış; ancak iyi bir at bularak Hun ülkesine kaçmayı başarmıştır. Bu durum karşısında oğlunun askerî yeteneğinden etkilenen Teoman, Mete’nin emrine 10.000 kişilik süvari birliği vermiştir.
Islık Çalan Ok ve Ordu Disiplini
Mete, bu birlik üzerinde tam bir disiplin sağlamak amacıyla kaynaklarda “ıslık çalan ok” olarak geçen sesli ok sistemini geliştirmiş ve askerlerini ağır talimlere tabi tutmuştur. Hedef gösterilen noktaya ok atmayan askerlerin derhal cezalandırılması sayesinde mutlak itaat esasına dayalı bir ordu teşkil edilmiştir.
Tahta Çıkışı (MÖ 209)

MÖ 209 yılında babasıyla birlikte çıktığı bir av sırasında Mete, sesli oku babasına doğru fırlatmış ve askerleri de aynı hedefe ok atarak Teoman’ı öldürmüşlerdir. Bu olayın ardından Mete; üvey annesini, kardeşlerini ve kendisine itaat etmeyen devlet adamlarını ortadan kaldırarak kendisini Hun hükümdarı yani “Ch’an-yü (Tanhu)” ilan etmiştir.
Onluk Ordu Sistemi

Tahta geçmesinin ardından Mete Han, Hun ordusunu yeniden teşkilatlandırarak tarihte bilinen ilk sistemli askerî organizasyonlardan biri olan Onluk Ordu Sistemi’ni kurmuştur:
-
10’lu birlikler
-
100’lü birlikler
-
1.000’li birlikler
-
10.000’li tümenler
Bu sistem, sonraki Türk devletlerinde ve modern ordularda dahi benzer yapılarla varlığını sürdürmüştür.
Vatan Anlayışı ve Tung-hular Olayı
Hun Devleti’nin doğusunda yaşayan Tung-hular, Mete Han’ın tahta çıkışını fırsat bilerek Hun hâkimiyetini sarsmak amacıyla Hun Devleti’nden bazı taleplerde bulunmuşlardır. İlk olarak Mete Han’ın babasına ait olan değerli bir atı istemişler; Mete Han komşuluk ilişkilerini korumak adına bu isteği kabul etmiştir. Ardından Mete Han’ın eşini talep etmişler; Hun beylerinin tepkisine rağmen Mete Han bu isteği de kabul ederek savaş ortamının oluşmasını engellemek istemiştir.
Ancak üçüncü taleplerinde Hunlar ile Tung-hular arasında bulunan, iskâna elverişli olmayan çorak bir araziyi istemeleri üzerine Mete Han Kurultay’ı toplamış ve Hun beylerine danışmıştır. Bazı beylerin bu değersiz görülen arazinin verilebileceğini söylemesi üzerine Mete Han şu tarihi sözleri dile getirmiştir:
“At kendi malımdı, verdim… Kadın, kendi sorumluluğumda idi, milletimin huzuru için verdim.
İstenilen toprak devlet toprağıdır. Bu toprak benim değil; bütün Hunlarındır.
Çorak da olsa vatan toprağı verilmez!”
Bu sözlerin ardından Mete Han, toprağın verilmesini isteyen vezirleri cezalandırmış ve derhal Tung-hular üzerine sefer emri vermiştir. Hazırlıksız yakalanan Tung-hular ağır bir yenilgiye uğratılmıştır.
Bu olay, Türk devlet geleneğinde toprağın hükümdarın şahsî mülkü değil, millete ait bir değer olarak görüldüğünü ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Çin ile Mücadele ve Pai-teng Kuşatması
MÖ 200 yılında gerçekleşen Pai-teng Kuşatması sonrasında Han Hanedanlığı İmparatoru Kao-tzu komutasındaki Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğratılmış ve Çin Devleti Hunlara vergi ödemek zorunda kalmıştır.
Ho-ch’in Antlaşması (MÖ 197)
Bu gelişmenin ardından Hunlar ile Çin arasında tarihe Ho-ch’in Antlaşması olarak geçen bir barış anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Çin;
-
Hun hükümdarına prenses verecek,
-
Altın, ipek ve tahıl gönderecek,
-
Yıllık vergi ödeyecekti.
Oğuz Kağan Destanı’nda Liderlik Tipi ve Kültürel Hafıza

Türk sözlü kültürünün en önemli anlatılarından biri olan Oğuz Kağan Destanı, Türk devlet geleneğinin ve kağanlık anlayışının mitolojik bir yansıması olarak kabul edilmektedir. Destana göre Oğuz Kağan, doğduğu andan itibaren olağanüstü özellikler göstermiş; kısa sürede büyüyerek avcılık ve savaşçılık kabiliyetleriyle öne çıkmıştır.
Oğuz Kağan’ın yaşadığı bölgede insanlara ve hayvan sürülerine zarar veren büyük bir canavarın (gergedan olarak tasvir edilen) varlığı üzerine, Oğuz bu yaratığı avlayarak öldürmüş ve halkını bu tehditten kurtarmıştır. Bu olay, destan geleneğinde kağanın “koruyucu” vasfını simgelemektedir.
Destanda Oğuz Kağan’ın gökten inen bir ışık içinden çıkan kutsal bir kızla evlenmesi ve bu evlilikten Gün, Ay ve Yıldız adlı oğullarının doğması; ardından bir ağaç kovuğunda bulunan ikinci bir kızla evlenerek Gök, Dağ ve Deniz adlı çocuklara sahip olması, Türk kozmogonisine ve kutsal soy anlayışına işaret etmektedir.
Oğuz Kağan’ın düzenlediği büyük toy (şölen) sonrasında beylerine hitaben söylediği:
“Ben sizlere kağan oldum,
Alalım yay ile kalkan,
Bozkurt olsun bize uran,
Güneş bayrak, gök kurıkan.”
ifadeleri, Türk devlet geleneğinde kağanın askerî ve siyasî liderliğini sembolize etmektedir.
Destanın ilerleyen bölümlerinde Oğuz Kağan, dünyanın dört bir yanına elçiler göndererek hâkimiyetini ilan etmiş; kendisine itaat eden kavimlerle dostluk kurmuş, karşı çıkanlara karşı ise seferler düzenlemiştir. Bu kapsamda Urum Kağan üzerine yürüyen Oğuz Kağan, gök tüylü ve gök yeleli bir bozkurdun rehberliğinde ordusunu sevk etmiş ve büyük bir zafer kazanmıştır.
İtil (Volga) Irmağı’nın geçilmesi sırasında beylerinden Uluğ Ordu Bey’in ağaçlardan yaptığı sal sayesinde ordunun karşıya geçirilmesi üzerine Oğuz Kağan, bu başarıyı ödüllendirerek ona “Kıpçak” adını vermiştir.
Oğuz Kağan Destanı’nda yer alan bu anlatılar; Türk devlet anlayışı, kutsal soy inancı ve cihan hâkimiyeti ülküsünün sözlü kültürdeki yansımaları olarak değerlendirilmekte olup, bazı araştırmacılar tarafından Mete Han dönemine ait tarihî hatıraların destanî bir forma dönüşmüş şekli olabileceği ileri sürülmektedir.
- Kıpçak Türk’ü
- Kıpçak Türk’ü
- Kıpçak Türk’ü
Oğuz Kağan Destanı’nın Yazılı Kaynakları ve Varyantları
Paris Elyazması
Oğuz Kağan Destanı’nın bilinen en eski yazılı metni, Uygur harfleri ile kaleme alınmış olan ve günümüzde Paris Millî Kütüphanesi’nde muhafaza edilen Uygur yazmasıdır. Bu metnin, MÖ 201 – MÖ 126 yılları arasında Orta Asya’da büyük bir göçebe imparatorluk kuran Hiung-nu (Hun) topluluğuna ait tarihî hatıraları yansıttığı düşünülmektedir.
Bu bağlamda bazı araştırmacılar, destanda anlatılan Oğuz Kağan’ın tarihî karşılığının Mete Han olabileceğini ileri sürmektedir. Buna karşılık Zeki Velidi Togan, Oğuz Kağan Destanı’nın kökenlerinin daha eski çağlara, MÖ VII. yüzyılda Orta Asya’da yaşayan Sakalar ve birkaç asır sonraki İskit topluluklarına kadar uzanabileceğini ifade etmektedir.
Paris Elyazması’nın ilk bilimsel transkripsiyonu 1891 yılında W. Radloff tarafından Kutadgu Bilig neşri içerisinde yayımlanmıştır.
Wang – Arat Basımı
Paris’te muhafaza edilen Uygurca metnin yeni bir transkripsiyonu Willi Bang Kauf ve Reşit Rahmeti Arat tarafından hazırlanmış ve 1932 yılında Almanya’da yayımlanmıştır. Daha sonra Reşit Rahmeti Arat tarafından günümüz Türkçesine çevrilen metin, 1936 yılında İstanbul’da yayımlanmıştır.
1970 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’nın “100 Temel Eser” dizisi kapsamında Muharrem Ergin’in açıklayıcı önsözü ile birlikte yeniden yayımlanmış; bu baskıda Uygurca metin de yer almıştır.
Rıza Nur’un Oğuznâme’si
Rıza Nur, Oğuz Kağan Destanı’nı farklı destan parçalarıyla zenginleştirerek yaklaşık 6100 mısradan oluşan manzum bir eser meydana getirmiştir. “Oğuznâme” adı verilen bu eser, 1928 yılında Kahire’de yayımlanmıştır.
Günümüzde “Oğuz Kağan’ın Duası” olarak bilinen bazı metinler başta olmak üzere, destanın bazı bölümleri Rıza Nur’un bu çalışması aracılığıyla literatüre girmiştir.
Zeki Velidi Togan Versiyonu
Zeki Velidi Togan, Reşideddin’in Camiü’t-Tevarih adlı eserinin ikinci cildinde yer alan Tarih-i Oğuzân ve Türkân bölümüne dayanarak 1972 yılında yeni bir Oğuz Kağan Destanı neşri yayımlamıştır.
Bu versiyonda Oğuz Kağan’ın göçebe bir hükümdar olmasının yanı sıra belirli bir yere yerleşmesi ve şehir kurması gibi unsurlar dikkat çekmektedir. Ayrıca Oğuz Han ile babası arasında dinî bir anlaşmazlıktan söz edilmesi, destanın farklı tarihî katmanlara sahip olduğunu göstermektedir.
Irkıl Ata ve Türk Töresi
Tarih-i Oğuzân ve Türkân metni üzerine çalışmalar yapan Abdülkadir İnan, “Oğuz Destanı’ndaki Irkıl Ata” adlı makalesinde Reşideddin tarafından aktarılan Bilge Irkıl Hoca figürünü incelemiştir. Irkıl Ata’nın Türk töre ve ayinlerini düzenleyen bilge kişi olarak tasvir edildiği görülmektedir.
Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk ve Şecere-i Terâkime adlı eserlerinde de Irkıl Ata, Türk bilgelerinden biri olarak anılmaktadır. Yakut ve Buryat Türkleri arasında bu kültün izlerinin günümüze kadar ulaştığı bilinmektedir.
Yafes Soyu ve Türklerin Kökeni
Destanın bazı yazılı varyantlarında insanlık tarihi iki bölüm hâlinde ele alınmaktadır. İlk bölümde Âdem’den Nuh’a kadar olan süreç anlatılırken, ikinci bölümde Nuh’un oğlu Yafes’in Türklerin ve Moğolların atası olarak kabul edildiği belirtilmektedir.
Bu anlatıya göre Nuh, dünyayı oğulları arasında paylaştırmış; Türkistan Yafes’e verilmiştir. Yafes soyundan gelen topluluklar ise göçebe yaşam tarzına uygun biçimde tasvir edilmiştir.
Ölümü ve Halefi
Mete Han, MÖ 174 yılında hayatını kaybettiğinde Büyük Hun Devleti kudretinin zirvesindeydi. Ölümünden sonra yerine oğlu Lao Şang (Ki-ok) geçmiştir.
Kaynakça
-
Baykuzu, Tilla Deniz, Asya Hun İmparatorluğu, 2012
-
Ögel, Bahaeddin, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi I, 1981
-
Taşağıl, Ahmet, İslam Öncesi Türk Tarihi
-
Ssu-Ma Ch’ien, Shih-chi
-
Pan Ku, Han Shu
-
Tekin, Talat, Hunların Dili
Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı
www.devletialiyyei.com








