Girit İsyanı (1866-1869)

Girit İsyanı (1866-1869)

Girit İsyanı (1866-1869)

Girit İsyanı (1866-1869). Yunanlılar’ın Büyük Yunanistan kurma hayalleri, 1864 yılında yedi adanın kendilerine verilmesi üzerine tekrar uyandı. Yunanistan bu maksatla ve adayı Osmanlılar’dan koparmak için halkını ayaklanmaya teşvik etti. Bu yüzden Girit 1866’da ilk defa geniş ölçüde bir ayaklanmaya sahne oldu. Girit hıristiyanları bu defa da hatt-ı hümâyunun hükümlerine riayet edilmesini, vergilerin hafifletilmesini, mekteplerin düzeltilmesini, limanlar açılmasını ve bir ziraat bankası kurulmasını talep ve bahane ederek ayaklandılar; hükümetçe bu isteklerin hepsinin birden yerine getirilmesi mümkün olmadığından kendi kendilerine geçici bir hükümet kurarak Girit’in Yunanistan’a ilhakını ilân ettiler (2 Eylül 1866).

Yunanistan hükümetinin 1830 yılında kuruluşu sırasında koruyucu devletler olan İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı idaresinde kalan Girit için Sisam gibi bir idare usulü tavsiye etmiş olduklarından Giritliler’in bu defaki ayaklanmalarında kendilerini müdahaleye yetkili zannettiler. Özellikle Rusya ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne Girit’in Yunanistan’a bırakılmasını veya hiç olmazsa bu adaya muhtariyet verilmesini teklif ettiler. Bâbıâli, Girit valiliğine getirilmiş olan Mustafa Nâilî Paşa’ya gönderdiği fermanla müzakere için Girit’in her nahiyesinden müslüman ve hıristiyan birer ikişer adam seçtirilerek İstanbul’a yollanmasını emretti. Âsiler bu teklifi kabul etmediklerinden tenkillerine Ömer Paşa memur edildi. Bu şekilde âsilerin tenkiline gayret edilirken konsoloslar, Yunanlılar’ın tahrikiyle adayı tamamıyla terketmek için akın akın sahillere gelen köylü hıristiyan ailelerini Osmanlılar’ın müdahalesini fırsat bilerek kendi beylik gemileriyle Yunanistan’a taşımaya başladılar. Aynı zamanda, güya Osmanlı askerlerinin zulmüne uğramamak için yuvalarını bırakmak mecburiyetinde kalan bu zavallıları insanî vazife olarak koruma amacında bulunduklarını ilân ettiler. Halbuki âsilere yardım maksadıyla her taraftan ve bilhassa Yunanistan’dan gönüllüler gelmekteydi. Hobart Paşa kumandasındaki Osmanlı filosu boş yere, Yunan gemilerinin Girit’e gönüllü, erzak ve cephane çıkarmasını önlemeye çalışıyordu. Bu şekilde Yunanistan’ın yardım ve himayesiyle gittikçe genişleyen Girit ihtilâli, büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine yeniden karışmasına fırsat verdi. 1867 Mayısında Rusya’nın da muvafakatini alan Fransa, Girit reâyâsının şikâyet ve isteklerinin nelerden ibaret olduğunu anlamak üzere adaya milletlerarası bir komisyon gönderilmesini teklif etti. Fakat Osmanlı Devleti gibi İngiltere ve Avusturya da bu teklife karşı çıktılar. Bunun üzerine Fransa teklifini, Bâbıâli’nin yollayacağı bir komisyon olarak düzeltip buna bir de mütareke isteğini ekleyerek Rusya, İtalya ve Prusya ile birlikte Osmanlı Devleti nezdinde yeni bir teşebbüste bulundu. Bâbıâli onlara verdiği cevapta kısa süreli bir mütarekeyi uygun gördüğünü, fakat Girit’teki ıslahat hususunda tamamen müstakil kalmak arzusunda olduğunu bildirdi; ayrıca bu dört devletin 29 Ekim 1867 tarihinde gönderdikleri şiddetli notalara ve Avusturya’nın tavsiyelerine rağmen fikrinde ısrar etti. Sultan Abdülaziz, Sadrazam Âlî Paşa’yı Girit’e göndererek (2 Ekim 1867) adanın hıristiyan ahalisine çeşitli faydalar sağlayan bir nizamnâme neşrettirdi (4 Ocak 1868). Aynı zamanda Âlî Paşa umumi af ilân ederek âsilerin Hanya’ya birer mümessil göndermelerini istedi. Bu şehirde Kasım 1868’de toplanan delegelerin ileri sürdükleri diğer istekler de kabul edildi. Bu arada birkaç yıl için vergiler affedildiği gibi zarar görenlere yardım vaad edildi, ayrıca hıristiyanlar bedel-i askerî vermekten muaf tutuldular. Buna rağmen adada huzursuzluk sona ermediği gibi Yunanistan, Girit halkına Bâbıâli tarafından verilen bu imtiyazlarla da yetinmeyerek silâhlanmaya başladı. Osmanlı Devleti de Aralık 1868’de Yunanistan’a bir nota göndererek gönüllü kıtaların dağıtılmasını ve korsan gemilerinin silâhlarının alınmasını istedi. Bir savaş çıkmak üzere iken büyük devletler, Prusya’nın 1869 yılı başında yaptığı teklif üzerine Paris’te bir konferans topladılar ve Yunanistan’a şiddetli bir ihtarname gönderdiler. Bunun üzerine Yunanistan Bâbıâli’nin teklifini kabul edince muharebenin önü alınmış oldu. Bu hususi nizamnâmeye göre Girit Hanya, İsfakya, Resmo, Kandiye ve Laşit adlarıyla beş sancağa ve her sancak kazalara, bunlar da nahiyelere bölündü. İsfakya ve Laşit sancakları mutasarrıfları hıristiyanlardan, Resmo ve Kandiye mutasarrıfları müslümanlardan, kaza kaymakamları da halkın çoğunluğunun mensup olduğu din ve mezhebe göre müslüman veya hıristiyanlardan tayin edildi. Müslüman olan mutasarrıf ve kaymakamların hıristiyanlardan, hıristiyan olan mutasarrıf ve kaymakamların müslümanlardan birer yardımcıları ve her mutasarrıf ve kaymakamın yanında halkın seçimiyle kurulmuş idare meclislerinde üçü müslüman ve üçü hıristiyan olmak üzere altı kişi bulundurulacaktı. Hanya sancağı mutasarrıflığı görevini de yürütecek ada valisinin nezdinde, vilâyet idare meclisi adıyla kurulan mecliste her sancaktan biri müslüman, diğeri hıristiyan olmak üzere on üye bulundurulması, üyelerin vilâyet umumi meclisince seçilmesi kararlaştırılmıştı. Memleket ihtiyaçlarını müzakere ederek gereken kanun ve nizamları çıkarma ve uygulama yetkilerine de sahip olan umumi meclisin de her kazadan ahalice seçilmiş müslüman ve hıristiyan vekillerden oluşması yine bu nizamnâmede belirtilmekteydi.

Kaynak: İslâm Ansiklopedisi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.