21.09.2017, Perşembe

Anadolu daki Türkmenler

Anadolu’da yaşayan Türkler ve Türkmenler öz kardeştir fakat inanç farklılıkları vardır. Türkler yirmi dört Oğuz Boyları’nın ve aşiretlerinin oluşturduğu Türkmenler’dir. Avşar, Beğdili, Kayı, Bayad, Büğdüz, Yüreğir, Çepni, Çavundur, Yıva, Karaevli, Yazır, Dodurga, Karkın, Kızık, Salur, Peçenek, Eymür, Bayındır, Kınık, Barak, Döğer, Alayundlu, İğdir, Alkaevli gibi bu boylara mensup kimselere Türkmen denilir. İslâm kaynaklarına göre Müslüman olan Oğuzlar, Müslüman olmayan Oğuzlar’a Türkmen adını vermişlerdi. Türkmenler Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Irak, İran ve Türkiye’de Anadolu topraklarında yaşamışlardır. Türkmen deyimi Türk men ben yani ben Türküm demektir. Bazı tarih kaynakları Müslüman Oğuzları şamancı ya da Tengricilikten ayırmak için Türkmen (inanmış) demekteydi. Oğuz Türkleri’nin oymakları İslamiyeti kabul ederek, Müslüman olarak Hanefi-Sunni ve Anadolu Aleviliği (Türkmen ya da Kızılbaş) olarak görülür. Bu Türkmen aşiretleri ve boyları Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslüman olmasında etkili olmuşlardır ve Türkçe konuşmuşlardır. Türkmenlerin yerleşik düzende olanlarına Türkmen, konar-göçer göçebe olarak yaşayanlara da Yörük veya Manav olarak adlandırmışlardır. Türkiye’de yaşayan Türkmenlerin Kızılırmak Nehri’nin doğusunda yaşayanlara Türkmen batısında yaşayanlara ise Yörük denildiğini bilmekteyiz. Anadolu Türkmenleri ve konar-göçer Yörük Türkleri özellikle Şii inancını benimsemesi ve Şah İsmail’in bölgede haklı bir şöhrete kavuşması devletinin Türk unsurlarından ve Türkmenlerden oluşması bölgede ona karşı bir sevgi bağı kurulmasına yol açmıştır. Şah İsmail haklı bir şöhrete kavuşması ile sempati duyanlar çok büyük bir taraftar topluluğuna ulaştı. Anadolu Türkmenleri’nin kitleler hâlinde Şah İsmail’in Safevi Devleti’ne katılmasına ve Şiiliğin benimsenmesine vesile oldu. Bu Türkmen toplulukları Tokat, Niksar, Çorum, Yozgat, Sivas, Koyluhisar, Kütahya, Karaman, Burdur, Isparta ve Antalya Bölgesi’nde çoğunluğu konar-göçer olarak Osmanlı Türk Devleti’nin topraklarında yaşıyorlardı. Şah İsmail’in Safevi Devleti’ni kurması ve Şiiliği yayması aynı boy ve aşiretlere mensup Türkmenleri de etkileyerek bu batıni inancın hızla yayılmasını ve din olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Anadolu’da Türkmen aşiretleri arasında büyük bir Şii inancı böylece başlamış ve taraftar bulmuş oldu. Anadolu’da yayılan Şii hareketine karşı bir varlık gösteremeyen Sultan II. Bayezid, devletin millî birliğinin bozulmasını sağlayacak bu tehlikeye karşı yumuşak davranarak, Anadolu’daki Türkmen Birliği’nin Şii’lik eliyle zayıflamasına sebep oldu. Huzur ve güvenin yerini kargaşa ortamı aldı, zayıflayan Türkmen Birliği sarsılmaya ve kolaylıkla çözülmeye yüz tuttu. Osmanlı Türk Devleti’nde Padişah, Sultan devlet demekti, fakat Sultan devleti temsil ettiği için Anadolu’daki erimeye ve başı bozukluğa engel olamadı. Şehzade Selim’in bütün öfkesi ve sitemi daha Trabzon’da Sancak Bey’i iken bu olaylar karşısında sessiz kalan çocuk Şah İsmail’e önlem almayan babasınaydı. Şah İsmail Veli Sultan din Padişahı Baba Sultan diye hitap ettiği II. Bayezid’e karşı saygılı davranıyor fakat, Şah İsmail Anadolu’da Şii’liği yaymak için her türlü kötülüğü yapıyordu. Şah İsmail’in önlenemez yükselişine ve şöhretine dur diyebilmek mümkün görünmüyordu.

Erdebilli Safevi tarikatı taraftar toplarken Osmanlı Devleti’nin gücü zayıflıyor sürekli kan kaybetmeye devam ediyordu. İran’a göç eden Anadolu’yu boşaltan Türkmenler Şah İsmail’e kuvvet ve güç kazandırıyordu. İran’a göç eden birçok akıncı beyi ve askerler Şah İsmail’in Safevi Ordusu’na katılarak doğuya doğru büyük bir Türkmen göçü başlatmışlardı. İşte Alevi ve Şia kaynaklarının bu tarihçilerin boşaltılan köyler tabiri kulanması bu sebepledir. İran’a, Safevi Devleti’ne giden nüfusun kökeni Anadolu’daki Türkmenlerdir. Şah İsmail’in harmanladığı Anadolu’da artık Sünni-Şii ayrımı yapılıyor aynı ırktan (Türk) olup aynı dili konuşan Türkler kendi aralarında da düşmanlık yapıyorlardı. Şah İsmail’in istediği bu durum tam olarak hayata geçirilmişti. Fitne tohumları eken Safevi’lerin Şahı Şii mezhebi sayesinde Osmanlı Devleti’ni yıkarak ya da güçsüz bırakarak Türkleri hakimiyeti altına alarak çok büyük bir imparatorluğun sahibi olmak istiyordu. Konar-göçerler (Türkmenler) yaşayış tarzlarının bir gereği olarak yalak ve kışlak hareketine bağlı idiler. Onların bu tarzı birazda hayvanların otlak (yiyecek) bulmak düşüncesinden doğmuştur. Her ailenin boy beyi bulunur onlarda aşireti temsil ederdi. Konar-göçerlerin (Türkmenlerin) hayat tarzları şehirli ve köylülerden ayrılırdı. Çünkü bu konar-göçerler onların vermiş olduğu vergileri vermezlerdi. Onlar kendi örf ve âdetlerine göre yaşarlar bir nizam ve düzen içerisinde hayatlarını sürdürürlerdi. Esas itibarıyla Bozkırı çok iyi bilen konar-göçerler yerleşik halka göre daha savaşçı ve töreciydiler. Özellikle Selçuklu Dönemi’nde kentleşmek kültürü ve şehir hayatı İlhanlılar’ın Kösedağ (1243) Savaşı’yla gerilemesine sebebiyet göstermiş halkı yeniden konar-göçerlilik düzenine dönülmesine yüksek ve güvenli yerleşim bölgelerine çekilmesine vesile olmuştur. Kentleşmek ve şehir hayatı bir Selçuklu kültürüdür. Osmanlı Devleti bu konar-göçer topluluğu Türkmenleri tahrir defterine kayıt ederek vergi tahsil etmek istemesi sonucu, zaten doğuda haklı bir şöhrete erişen Şah İsmail’in yeni Safevi Devleti’nin daveti ile doğuya doğru göçü başlatmıştır. Safevi Türk Devleti konar-göçerlerden vergi almayacağını belirtmesi üzerine bu muafiyeti benimseyen Türkmenler geride bütün varlıklarını bırakarak İran’a doğru sefere çıkarak Safevi’lere katıldılar. Daha önce Şeyh Cüneyd’le işlenmiş bir Anadolu Türkmenlerini de Şah İsmail hazır hâlde buldu Şiiliği geliştirdi. Böylece Anadolu’da kazan kaynadı olanlar oldu. Şah İsmail’in gerçekten çok cesur ve yiğit korkusuz birisiydi. Acımasız ve zalim bir kişiliği vardı fakat muktedirliği sayesinde Anadolu’daki Türkmen aşiretlerini kopartarak aldı bunda Veli Sultan II. Bayezid’in de gevşekliğinin rolü büyüktür. Osmanlı Türk Devleti’nin tahtına çıkan I. Selim babasına hiç benzemiyordu. Şah İsmail tahmin edemediği iyi tanımadığı Padişah Yavuz Sultan Selim’in neler yapabileceğini anlayamaması idi. Yaş ve olgunluk olarak Şah İsmail’e göre daha tecrübeli olan I. Selim bu deneyimini öne çıkartarak başarılı olmuştur. Anadolu’daki Sünni-Alevi Türkmenler iki Türk Devleti arasında kalarak büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Bu ayrışma ve bölünme yüzyıllar boyu sürecek karşılıklı olarak birbirlerini suçlayarak her iki tarafta kendi haklılığını ortaya koymaya çalışacaktır. Bugün bile o günkü fitne sayesinde bölünme ve ayrışmaya şahit olmaktayız. Bütün Türk unsurlara Alevi ve Şia tayfasına Yavuz Sultan Selim’e dil uzatanlara el-insaf diyoruz, dillerini temiz tutulmalarını öneriyoruz.