Şehzade Yâkub Çelebi

Kosova Zaferinin Ardından Öldürülen Osmanlı Şehzadesi

Şehzade Yâkub Çelebi, Osmanlı Devleti’nin beylikten güçlü bir Balkan devletine dönüştüğü yıllarda yetişen; Karesi sancak beyliği yapan, I. Kosova Savaşı’nda Osmanlı ordusunun sol kolunu yöneten ve kazanılan büyük zaferin hemen ardından kardeşi Yıldırım Bayezid’in emriyle öldürülen Sultan I. Murad Hüdavendigâr’ın oğludur.

Hayatı hakkındaki bilgiler sınırlı olmakla birlikte kaynaklar onun idarî sorumluluk üstlenmiş, askerî kuvvetlere kumanda etmiş ve adına önemli hayır eserleri yaptırmış güçlü bir şehzade olduğunu göstermektedir. Ancak Yâkub Çelebi’nin tarih içindeki şöhreti, hizmetlerinden çok Kosova’da uğradığı trajik sonla şekillenmiştir.

Yâkub Çelebi Hakkında Kısa Bilgiler

Doğumu ve Çocukluk Yılları

Yâkub Çelebi’nin doğum tarihi, dönemin erken Osmanlı kroniklerinde açık biçimde kaydedilmemiştir. Bazı modern yayınlarda 1359 yılı ve Bursa şehri gösterilmekle birlikte bu tarih kesin kabul edilmemelidir.

Mehmed Neşrî, Yâkub Çelebi’nin Yıldırım Bayezid’den küçük olduğunu belirtmektedir. Bayezid’in 1354 yılında doğduğu dikkate alındığında Yâkub Çelebi’nin 1350’lerin sonlarında veya 1360’ların başlarında dünyaya geldiği söylenebilir.

Osmanlı kronikleri, Sultan I. Murad’ın oğulları Bayezid ile Yâkub için Bursa’da büyük bir sünnet merasimi düzenlendiğini bildirmektedir. Ancak törenin tarihi konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunmaktadır. Bu kayıtlar, iki şehzadenin çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Osmanlı hanedanının merkezi olan Bursa’da geçirdiklerini göstermektedir.

Bir Osmanlı şehzadesi olarak dinî ilimler, devlet idaresi, savaş usulleri, binicilik ve silah kullanımı alanlarında eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Bununla birlikte hocaları ve eğitiminin ayrıntıları hakkında güvenilir kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Karesi Sancak Beyliği

Osmanlı şehzadelerinin devlet yönetiminde tecrübe kazanmaları amacıyla önemli sancaklara gönderilmesi, kuruluş döneminden itibaren uygulanan bir gelenekti. Sultan I. Murad, büyük oğlu Bayezid’i Kütahya merkezli doğu sınırına gönderirken küçük oğlu Yâkub Çelebi’ye Karesi bölgesinin bir kısmının idaresini verdi.

Karesi; bugünkü Balıkesir, Çanakkale ve çevresini içine alan, Anadolu ile Rumeli arasındaki ulaşım yollarına hâkim önemli bir askerî ve idarî bölgeydi. Osmanlıların Rumeli’ye geçişinde Karesili gazilerin, denizcilerin ve askerî unsurların büyük katkısı olmuştu. Bu nedenle Karesi sancak beyliği yalnızca idarî bir görev değil, Osmanlıların Balkan siyaseti bakımından da stratejik bir sorumluluktu.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Yâkub Çelebi’nin Karesi sancak beyi olarak görevlendirildiğini ve I. Kosova Savaşı’nda Osmanlı ordusunun kol kumandanlarından biri olduğunu belirtmektedir.

Yâkub Çelebi’nin Karesi’deki günlük idaresi hakkında ayrıntılı kayıtlar bulunmasa da sancak beyliği görevi; asker toplamak, bölgenin güvenliğini sağlamak, vergilerin düzenli biçimde tahsil edilmesini gözetmek ve merkezî yönetimin kararlarını uygulamak gibi önemli yetkileri içeriyordu.

İznik ve Keles çevresindeki hayır eserleri de onun yalnızca askerî değil, imar ve vakıf faaliyetleriyle ilgilenen bir hanedan mensubu olduğunu göstermektedir.

Askerî Hayatı

Yâkub Çelebi’nin babasının bütün seferlerine katıldığı yönünde yaygın anlatılar bulunmaktadır. Ancak erken dönem kaynakları, onun iştirak ettiği her seferi açık biçimde kaydetmemektedir.

Özellikle 1386-1387 yıllarında Karamanoğulları ile yapılan Frenk Yazısı Savaşı’nın ayrıntılı anlatımında Yıldırım Bayezid öne çıkarken Yâkub Çelebi’nin adına yer verilmemektedir. Bu nedenle Yâkub Çelebi’nin Karamanoğulları seferindeki rolünü kesin bir bilgi şeklinde aktarmak doğru olmayacaktır.

Onun askerî hayatında güvenilir kaynaklarla açık biçimde takip edilebilen en büyük hadise, 1389 yılında meydana gelen I. Kosova Savaşı’dır.

I. Kosova Savaşı ve Yâkub Çelebi

Sultan I. Murad, Sırp Kralı Lazar’ın öncülüğünde meydana getirilen Balkan ittifakını karşılamak üzere 1389 yılında Kosova’ya yürüdü. Osmanlı kuvvetleriyle Sırp, Boşnak, Arnavut, Hırvat, Bulgar ve diğer birliklerden oluşan müttefik ordu Kosova Ovası’nda karşı karşıya geldi.

Savaşın tarihi Batı kaynaklarında 15 Haziran 1389 olarak verilmektedir. Ancak bu tarih eski takvime göre olduğundan günümüz Gregoryen takviminde 28 Haziran 1389’a karşılık gelmektedir.

Osmanlı ordusunun merkezinde Sultan I. Murad ile yeniçeriler, sağ kolda Şehzade Bayezid, sol kolda ise Anadolu beyliklerinden gelen kuvvetlerle birlikte Şehzade Yâkub Çelebi bulunuyordu.

Karşı tarafta Sırp Kralı Lazar merkezde, damadı Vuk Brankoviç sağ kolda, Bosna kuvvetleri ise sol kolda yer alıyordu. Böylece Yâkub Çelebi’nin karşısında müttefik ordunun güçlü sağ kanadı bulunmaktaydı.

Savaşın ilk safhasında müttefik ağır süvarileri Osmanlı hatlarına şiddetli hücumlarda bulundu. Osmanlı okçuları ve merkez kuvvetlerinin direnişi sonucunda saldırının gücü kırıldı. Ardından Osmanlı ordusu karşı harekâta geçti.

Yâkub Çelebi, sol kolda kendisine bağlı kuvvetleri yöneterek savaşın kazanılmasına önemli katkıda bulundu. Kaynakların ortaklaştığı temel nokta, hem Bayezid’in hem de Yâkub Çelebi’nin savaşta ordunun iki koluna kumanda ettiği ve Osmanlı zaferinde etkili olduğudur.

Sultan I. Murad’ın Şehadeti

Savaşın sonlarına doğru veya muharebenin hemen ardından Sultan I. Murad, kaynaklarda Miloş Obiliç adıyla anılan bir Sırp savaşçı tarafından hançerlenerek şehit edildi.

Olayın nasıl meydana geldiği konusunda Osmanlı, Sırp ve Batı kaynaklarında farklı anlatılar bulunmaktadır. Osmanlı kaynaklarının çoğunda, savaş alanında yaralıların arasında bulunan bir Sırp savaşçının padişaha yaklaşarak gizlediği hançerle saldırdığı anlatılmaktadır.

Bazı kaynaklar ise saldırganın daha önce Osmanlı hizmetinde bulunmuş bir Sırp beyi olduğunu ileri sürmektedir.

Sultan I. Murad’ın ölümü, Osmanlı ordusunun düşman topraklarında bulunduğu ve savaşın sonuçlarının henüz tam olarak güvence altına alınmadığı son derece kritik bir anda gerçekleşti.

Yıldırım Bayezid’in Tahta Çıkarılması

Sultan I. Murad’ın şehadetinin ardından Osmanlı devlet erkânı vakit kaybetmeden yeni hükümdarın belirlenmesi gerektiğine karar verdi.

Şehzade Bayezid; yaşı, askerî itibarı ve savaş sırasında gösterdiği başarı gerekçe gösterilerek hükümdar ilan edildi. Tahta çıktıktan sonra Sultan I. Bayezid veya Yıldırım Bayezid adıyla anıldı.

Bu sırada Yâkub Çelebi’nin savaş alanından uzaklaşan düşman kuvvetlerini takip ettiği aktarılmaktadır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın naklettiği anlatıya göre Yâkub Çelebi, babasının ölümünden ve Bayezid’in hükümdar ilan edilmesinden habersizdi.

Yeni hükümdar Bayezid ile çevresindeki devlet adamları, Yâkub Çelebi’nin hayatta kalması hâlinde askerlerin bir bölümünün onu destekleyebileceğini ve Osmanlı ordusu içerisinde bir taht mücadelesi çıkabileceğini düşündüler.

Bunun üzerine Yâkub Çelebi’nin öldürülmesine karar verildi.

Yâkub Çelebi Nasıl Öldürüldü?

Yâkub Çelebi, babasının kendisini çağırdığı söylenerek Osmanlı otağına davet edildi. Otağa geldiğinde yakalanarak boğduruldu. Böylece Kosova zaferinin kazanılmasında görev alan Osmanlı şehzadesi, zaferin hemen ardından yaklaşık otuz yaşındayken hayatını kaybetti.

Yâkub Çelebi’nin ölümünün değerlendirilmesinde önemli bir husus bulunmaktadır: Kaynaklarda onun Sultan I. Murad’a karşı ayaklandığına, savaş sırasında ihanet ettiğine veya Bayezid’e karşı fiilen bir taht mücadelesi başlattığına dair güvenilir bir kayıt yoktur.

Öldürülmesi, işlediği bir suçun cezası değil; gelecekte ortaya çıkabileceği düşünülen taht kavgasını önlemeye yönelik siyasî bir karardı.

Daha sonraki Osmanlı tarihçileri bu kararı, Sultan I. Murad’a isyan etmiş olan Savcı Bey hadisesinden çıkarılan dersle ve “fitnenin önlenmesi” düşüncesiyle açıklamaya çalışmışlardır. Bununla birlikte Yâkub Çelebi’nin öldürülmesi, Osmanlı tarihindeki en tartışmalı hanedan hadiselerinden biri olarak kalmıştır.

Kardeş Katli Meselesindeki Yeri

Yâkub Çelebi’nin öldürülmesi, Osmanlı tarihinde herhangi bir isyan teşebbüsü bulunmayan bir şehzadenin yalnızca gelecekte taht mücadelesine girişebileceği ihtimaliyle ortadan kaldırılmasının ilk önemli örneği kabul edilmektedir.

Ancak bu olay sırasında Fatih Sultan Mehmed’in meşhur kardeş katli hükmü henüz mevcut değildi. Fatih’in teşkilât kanunnâmesi yaklaşık bir asır sonra hazırlanmıştır.

Dolayısıyla Yâkub Çelebi’nin öldürülmesi, Fatih Kanunnâmesi’ndeki kardeş katli hükmünün uygulanması değildi. Bu hadise, kuruluş dönemindeki belirsiz veraset düzeni içerisinde alınmış askerî ve siyasî bir karardı.

Yâkub Çelebi’nin öldürülmesi, daha sonraki dönemlerde “nizâm-ı âlem” ve “fitnenin önlenmesi” anlayışı çerçevesinde savunulan kardeş katli uygulamasının tarihî örneklerinden biri hâline getirildi.

Naaşının Bursa’ya Getirilmesi

Yâkub Çelebi’nin naaşı, babası Sultan I. Murad’ın naaşıyla birlikte Bursa’ya gönderildi. Şehzade, Bursa’nın Çekirge semtindeki Hüdavendigâr Külliyesi içerisinde bulunan Sultan I. Murad Türbesi’ne defnedildi.

Günümüzde türbede Sultan I. Murad’ın yanı sıra Şehzade Yâkub Çelebi’ye nispet edilen bir sanduka da bulunmaktadır.

Bu nedenle İznik’te Yâkub Çelebi adına bulunan açık türbe gerçek mezarı değil, bir makam türbesidir.

İznik Yâkub Çelebi Zâviyesi ve Türbesi

Yâkub Çelebi’nin günümüze ulaşan en önemli eseri İznik’teki zâviyeli camidir. Kitâbesi bulunmayan yapı, şehzadenin ölüm tarihi olan 1389 yılından önce yaptırılmıştır.

Erken Osmanlı mimarisinin zâviyeli veya tabhâneli camiler grubunda değerlendirilen eser, ibadet mekânının yanı sıra yolcuların, dervişlerin ve misafirlerin barınmasına ayrılan odalara sahiptir. Bu özelliğiyle yapı yalnızca bir cami değil, aynı zamanda dinî ve sosyal hizmet merkezi olarak kullanılmıştır.

Binanın duvarları bir sıra kesme taş ile üç sıra tuğlanın dönüşümlü kullanıldığı almaşık örgüyle yapılmıştır. Duvarların üstü tuğladan kirpi saçaklarla tamamlanmıştır.

Yapının ön kısmında beş bölümlü bir revak bulunmaktadır. Revakın sivri kemerleri köşelerde “L”, orta eksende ise “T” biçimindeki pâye ve sütunlara oturmaktadır. Devşirme olarak kullanılan bazı sütun başlıkları antik döneme aittir.

Orta bölümde kubbeli bir sofa, sofanın iki yanında ocaklı tabhâne odaları ve güney tarafında daha yüksek bir kubbeyle örtülen ibadet mekânı bulunmaktadır. Sofa kubbesinde geçmişte bir aydınlık feneri bulunduğu, bunun 1963 yılındaki onarım sırasında kapatıldığı bilinmektedir.

Tabhâne odaları kare planlıdır ve aynalı tonozlarla örtülüdür. Odalarda ocak nişleri ile dışarıya açılan pencereler bulunmaktadır. Eski fotoğraflarda ocaklara ait kare kesitli bacaların mevcut olduğu görülmektedir.

Mihrabın bulunduğu ana ibadet bölümü, sofa mekânına büyük bir sivri kemerle bağlanmaktadır. Bu bölüm daha yüksek bir kubbeyle örtülmüştür. Günümüzdeki mihrap, ahşap minber ve vaaz kürsüsü 1963 yılındaki onarım sırasında yapılmıştır.

İznik’teki Makam Türbesi

Yapının önünde Yâkub Çelebi adına inşa edilen kare planlı ve kubbeli bir açık türbe bulunmaktadır. Yaklaşık 6,50 × 6,50 metre ölçülerindeki türbe, dört köşe pâyesi üzerine oturan sivri kemerli açıklıklara sahiptir.

Ayaklar ve kemerlerde bir sıra kesme taş ile üç sıra tuğla kullanılmıştır. Yapının üst kısmında tuğladan kirpi saçaklar bulunmaktadır.

Türbenin kemer açıklıkları geçmişte örülerek kapatılmış ve oluşturulan duvarlara pencereler açılmıştır. Bu duvarlar 1963 yılındaki onarım sırasında kaldırılarak türbe yeniden açık hâle getirilmiştir.

Yâkub Çelebi’nin naaşı Bursa’daki Sultan I. Murad Türbesi’nde bulunduğu için İznik’teki bu yapı makam türbesi olarak kabul edilmektedir.

Zâviyenin Sonraki Dönemleri

Yâkub Çelebi Zâviyesi, 1919 yılına kadar asli işlevini sürdürmüştür. Daha sonra bir süre boş kalan yapı, 1934 yılında müze deposu olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1963 yılında kapsamlı bir onarımdan geçirilerek yeniden ibadete açılmıştır. Sonraki yıllarda da çeşitli onarımlar gören eser, günümüzde İznik’te erken Osmanlı mimarisinin önemli temsilcilerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Keles Yâkub Çelebi Hamamı

Bursa’nın Keles ilçesinde bulunan tarihî hamam da Yâkub Çelebi’nin adıyla anılmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarında yapının 1360-1389 yılları arasında, Sultan I. Murad devrinde yaptırıldığı belirtilmektedir.

Hamamın, Keles’te bulunan Hüdavendigâr Camii’ne gelir sağlamak amacıyla Yâkub Çelebi tarafından veya onun adına yaptırıldığı düşünülmektedir.

Belgeler, Yâkub Çelebi’nin Mudanya’daki bazı zeytinliklerini Keles’teki Hüdavendigâr Camii’ne vakfettiğini göstermektedir. Bu kayıt, şehzadenin vakıf ve hayır faaliyetleriyle doğrudan ilgilendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Katalan Edebiyatında Yâkub Çelebi

Yâkub Çelebi’nin ölümü yalnızca Osmanlı dünyasında değil, Akdeniz ve Avrupa çevresinde de yankı uyandırmıştır.

Yaklaşık 1400 yılında kaleme alındığı düşünülen anonim Katalanca Història de Jacob Xalabín, Türkçeye Yâkub Çelebi’nin Öyküsü adıyla çevrilmiştir.

Eser, Yâkub Çelebi’nin hayatını, aşklarını, siyasî mücadelelerini ve Kosova Savaşı’nın ardından öldürülmesini konu edinmektedir. Tarihî olaylarla kurmaca unsurları bir araya getirdiği için doğrudan bir tarih kaynağı olarak kullanılmamalıdır.

Bununla birlikte bir Osmanlı şehzadesinin hayatının, ölümünden kısa bir süre sonra Katalan edebiyatında uzun bir anlatıya dönüşmesi son derece dikkat çekicidir. Eser, yükselen Osmanlı Devleti’nin Batı edebiyatındaki en erken tasvirlerinden biri kabul edilmektedir.

Yâkub Çelebi’nin Tarihî Mirası

Yâkub Çelebi, hayatı hakkında sınırlı bilgi bulunan fakat ölümü Osmanlı veraset anlayışının geleceğini etkileyen önemli bir hanedan mensubudur.

Karesi sancak beyliği onun idarî tecrübesini, I. Kosova’daki kol kumandanlığı askerî konumunu, İznik ve Keles’teki eserleri ise hayır ve imar faaliyetlerini ortaya koymaktadır.

Onun trajedisi, herhangi bir isyana girişmemiş olmasına rağmen Osmanlı tahtı için güçlü bir aday sayılmasından kaynaklanmıştır. Kosova Ovası’nda Osmanlı zaferi kazanılmış; fakat aynı gün Sultan I. Murad şehit edilmiş ve zaferin kumandanlarından Şehzade Yâkub Çelebi, muhtemel bir taht mücadelesi korkusuyla hayattan koparılmıştır.

Şehzade Yâkub Çelebi, Osmanlı tarihinin hem kahramanlık hem de hüzün taşıyan simalarından biri olarak hatırlanmaktadır.

Kaynakça

  • Âşık Paşazâde, Osmanoğullarının Tarihi: Tevârîh-i Âl-i Osmân, haz. Kemal Yavuz – M. A. Yekta Saraç, Gökkubbe, İstanbul 2010.
  • Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihannümâ, haz. Faik Reşit Unat – Mehmed A. Köymen, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1949, I.
  • Hoca Sâdeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârîh, I.
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri”, Belleten, XXXIX/156, 1975, s. 659-696.
  • Feridun M. Emecen, “Kosova Savaşları”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları, İSAM Yayınları, İstanbul.
  • Nilgün Elam, “IV. Andronikos Palaiologos ve Savcı Çelebi’nin İsyanı”.
  • Ekrem Buğra Ekinci, “Fratricide in Ottoman Law”, Belleten, LXXXII/295, 2018.
  • Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Yâkub Çelebi Zâviyesi ve Türbesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • K. Otto-Dorn, Das Islamische İznik, Berlin 1941, s. 60-63.
  • Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mi‘mârîsinin İlk Devri, I, s. 328-332.
  • Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul 1986.
  • Semavi Eyice, İznik: Tarihçesi ve Eski Eserleri, İstanbul 1988, s. 40-41.
  • Juan Carlos Bayo Julve – Barry Taylor, Història de Jacob Xalabín / History of Yakub Çelebi, Brill, Leiden-Boston 2015.

 

 

Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı
devletialiyyei.com kurucusu