Melik Celâleddin Keyferidun

Melik Celâleddin Keyferidun, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in en küçük oğlu, Sultan I. İzzeddin Keykâvus ile Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın kardeşidir. Babasının ikinci saltanatı sırasında Koyulhisar’a gönderilmiş, burada Selçuklu hanedanına mensup bir melik olarak bulunmuştur. Hiçbir zaman Türkiye Selçuklu tahtına çıkamamasına rağmen, 1211 ve 1220 yıllarındaki taht görüşmelerinde adı hükümdar adayları arasında yer almış; 1223 yılında ise Alâeddin Keykubad’ı tahttan indirmek isteyen bazı güçlü emirler tarafından yeniden sultan adayı olarak gündeme getirilmiştir.

Celâleddin Keyferidun’un hayatı, kardeşleri İzzeddin Keykâvus ve Alâeddin Keykubad’ın hayatları kadar ayrıntılı biçimde kaydedilmemiştir. Dönemin tarihçileri hükümdarlık yapan sultanların seferlerini, fetihlerini ve siyasî faaliyetlerini geniş biçimde anlatırken tahta çıkamayan şehzadeler hakkında genellikle sınırlı bilgi vermiştir. Buna rağmen farklı kaynaklardaki kayıtlar bir araya getirildiğinde Keyferidun’un Türkiye Selçuklu hanedanındaki yeri, Koyulhisar’daki konumu ve taht mücadelelerindeki önemi büyük ölçüde ortaya çıkmaktadır.

Celâleddin Keyferidun’un adı ve unvanı

Şehzadenin adı kaynaklarda “Celâleddin Keyferidun”, “Celâlüddin Keyferidun”, “Key Feridun” ve “Celâleddin Key Feridun” biçimlerinde yazılmıştır. Bazı araştırmalarda “Keyferidun İbrahim” şeklinde bir adlandırma da görülmektedir. Ancak kaynaklarda geçen Melik İbrahim ile Celâleddin Keyferidun’un aynı kişi olup olmadığı tarihçiler arasında tartışmalıdır.

“Celâleddin” sözü, “dinin yüceliği ve ihtişamı” anlamını taşıyan İslâmî bir lakaptır. “Keyferidun” ise İran destan geleneğinin adaletli ve güçlü hükümdarlarından Feridun’un adından gelmektedir. Türkiye Selçuklu hanedanında Keyhüsrev, Keykâvus, Keykubad ve Keyferidun gibi Şehnâme kaynaklı isimlerin kullanılması, Selçuklu sarayındaki İran edebiyatı ve hükümdarlık kültürünün etkisini göstermektedir.

Celâleddin Keyferidun’un taşıdığı “melik” unvanı onun bağımsız bir devletin hükümdarı olduğu anlamına gelmemektedir. Türkiye Selçuklularında sultanın oğulları, kardeşleri ve diğer erkek hanedan üyeleri idarî tecrübe kazanmaları amacıyla önemli şehirlere gönderilir ve “melik” unvanını kullanırlardı. Ancak melikler Konya’daki sultanın üstün hâkimiyetini tanımak zorundaydı.

Babası I. Gıyâseddin Keyhüsrev

Celâleddin Keyferidun’un babası I. Gıyâseddin Keyhüsrev, Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın oğullarından biridir. I. Gıyâseddin Keyhüsrev, 1192-1196 ve 1205-1211 yılları arasında iki defa Türkiye Selçuklu tahtında bulundu.

II. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra başlayan hanedan mücadeleleri sırasında I. Gıyâseddin Keyhüsrev, ağabeyi II. Rükneddin Süleyman Şah karşısında tahtını kaybetti. 1196 yılında Konya’dan ayrılmak zorunda kalan Keyhüsrev, oğulları İzzeddin Keykâvus ve Alâeddin Keykubad’ı da yanına alarak uzun bir gurbet hayatına çıktı.

Keyhüsrev önce Anadolu’nun doğusundaki hükümdarlardan ve Eyyûbî meliklerinden destek aradı. Beklediği yardımı bulamayınca Trabzon üzerinden İstanbul’a geçti ve Bizans İmparatoru III. Aleksios’a sığındı. İstanbul’da Bizans askerî aristokrasisinin önemli ailelerinden Mavrozomes ailesiyle yakınlık kurdu.

I. Gıyâseddin Keyhüsrev, Bizans devlet adamı Manuel Mavrozomes’in kızıyla evlendi. Konya’daki Türkiye Selçuklu Hanedan Sergisi’nin kayıtlarına göre Celâleddin Keyferidun bu evlilikten dünyaya geldi. Böylece Keyferidun baba tarafından Türkiye Selçuklu hanedanına, anne tarafından ise Bizans aristokrasisinin önemli ailelerinden Mavrozomes ailesine bağlanıyordu.

Doğumu ve annesi

Celâleddin Keyferidun’un kesin doğum tarihi ve doğduğu yer bilinmemektedir. Babasının 1196 yılında başlayan gurbet hayatının önemli bir bölümünü Bizans topraklarında geçirdiği ve 1205 yılında yeniden Türkiye Selçuklu tahtına çıktığı dikkate alındığında Keyferidun’un yaklaşık olarak 1197-1205 yılları arasında dünyaya gelmiş olması mümkündür.

Konya Büyükşehir Belediyesinin Darülmülk Türkiye Selçuklu Hanedan Sergisi’nde yer alan bilgiye göre Keyferidun, I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in İstanbul’da bulunduğu dönemde Manuel Mavrozomes’in kızıyla yaptığı evlilikten doğmuştur. Ancak annesinin kişisel adı çağdaş kaynaklarda açık biçimde belirtilmemektedir.

Keyferidun’un İstanbul’da mı, yoksa Manuel Mavrozomes’in hâkimiyetinde bulunan başka bir Bizans şehrinde veya kalesinde mi dünyaya geldiği kesin değildir. Bu nedenle doğum yeri hakkında kesin bir hüküm vermek yerine onun babasının Bizans’taki gurbet yıllarında doğduğunu belirtmek daha doğru olacaktır.

Kardeşleri İzzeddin Keykâvus ve Alâeddin Keykubad

Celâleddin Keyferidun’un bilinen iki erkek kardeşi vardır. Bunlardan en büyüğü I. İzzeddin Keykâvus, diğeri ise I. Alâeddin Keykubad’dır.

İzzeddin Keykâvus, babasının ölümünden sonra 1211 yılında Türkiye Selçuklu tahtına çıktı ve 1220 yılına kadar hüküm sürdü. Sinop’u fethetti, Antalya’yı yeniden Selçuklu hâkimiyetine aldı, ticaret yollarının güvenliğini sağlamaya çalıştı ve Sivas’ta kendi adına büyük bir dârüşşifâ yaptırdı.

Alâeddin Keykubad ise İzzeddin Keykâvus’un ölümünden sonra 1220 yılında tahta çıktı. Alâiye’yi fethetti, Akdeniz ve Karadeniz’de Selçuklu deniz gücünü geliştirdi, Konya, Kayseri ve Sivas’ın savunmasını güçlendirdi ve Türkiye Selçuklu Devleti’ni tarihinin en kudretli dönemlerinden birine ulaştırdı.

Bazı güncel yayınlarda Celâleddin Keyferidun yanlışlıkla I. Alâeddin Keykubad’ın oğlu olarak gösterilmektedir. Bu bilgi doğru değildir. Keyferidun, Alâeddin Keykubad’ın oğlu değil, kardeşidir. Her ikisinin de babası I. Gıyâseddin Keyhüsrev’dir.

İzzeddin Keykâvus, Alâeddin Keykubad ve Celâleddin Keyferidun’un annelerinin aynı kişi olup olmadığı ise kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklar kardeşlerin baba tarafından aynı hanedana mensup olduklarını açıkça göstermesine rağmen anneleri hakkında yeterli bilgi vermemektedir.

Çocukluğu ve yetişmesi

Celâleddin Keyferidun’un çocukluk yılları ve aldığı eğitim hakkında doğrudan bilgi veren ayrıntılı bir tarihî kayıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte Türkiye Selçuklu sarayındaki genel şehzade eğitimi dikkate alındığında onun da küçük yaşlardan itibaren devlet yönetimi, savaş sanatı, binicilik, okçuluk, dinî bilgiler ve saray gelenekleri konusunda yetiştirilmiş olması muhtemeldir.

Selçuklu şehzadelerinin eğitiminden ve korunmasından “atabeg” adı verilen tecrübeli devlet adamları sorumluydu. Şehzadeler bir şehre melik olarak gönderildiklerinde yanlarına atabegler, askerî kumandanlar, kâtipler ve idarî görevliler verilirdi. Keyferidun’un da bu usule göre yetiştirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak ona atabeglik yapan kişinin adı güvenilir kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir.

Anne tarafından Bizans aristokrat bir aileye bağlanması sebebiyle Keyferidun’un çocukluk çevresinde Türk-İslâm saray geleneğinin yanında Bizans kültürünün etkilerini de görmüş olması mümkündür. Fakat hangi dilleri bildiği, hangi hocalardan ders aldığı veya gençlik yıllarında herhangi bir askerî sefere katılıp katılmadığı bilinmemektedir.

I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ikinci defa tahta çıkması

II. Rükneddin Süleyman Şah’ın 1204 yılında ölmesinden sonra küçük yaştaki oğlu III. Kılıçarslan Türkiye Selçuklu tahtına çıkarıldı. Ancak I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in Anadolu’ya dönmesiyle siyasî dengeler değişti.

Selçuklu emirlerinin ve kendisini destekleyen çevrelerin yardımıyla Konya’ya ulaşan I. Gıyâseddin Keyhüsrev, 1205 yılında yeğeni III. Kılıçarslan’ı tahttan indirerek ikinci defa sultan oldu.

Keyhüsrev tahta çıktıktan sonra oğullarını Türkiye Selçuklu ülkesinin önemli bölgelerine gönderdi. Büyük oğlu İzzeddin Keykâvus’u Malatya’ya, Alâeddin Keykubad’ı Tokat’a, küçük oğlu Celâleddin Keyferidun’u ise Koyulhisar’a tayin etti.

Bu görevlendirmelerle şehzadelerin idarî ve askerî tecrübe kazanmaları amaçlanıyordu. Ancak I. Gıyâseddin Keyhüsrev, babası II. Kılıçarslan döneminde yaşanan hanedan mücadelelerinden ders çıkarmıştı. Bu nedenle oğullarına verdiği yetkileri sınırlı tuttu.

Şehzadelerin kendi adlarına hutbe okutmaları, bağımsız sikke bastırmaları veya Konya’daki sultanın izni olmadan komşu devletlerle savaş ve barış yapmaları yasaklandı. Böylece melikler bulundukları bölgeleri sultan adına yönetecek, fakat bağımsız bir hükümdar gibi hareket edemeyeceklerdi.

Koyulhisar Melikliği

Koyulhisar, günümüzde Sivas iline bağlı olan ve Kelkit Vadisi üzerinde bulunan tarihî bir yerleşimdir. Orta Anadolu’yu Karadeniz’e ve Doğu Anadolu’ya bağlayan yollar üzerinde bulunması sebebiyle askerî ve ticarî bakımdan önemliydi.

Koyulhisar aynı zamanda Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuzeydoğu sınırlarının, Trabzon Rum Devleti’nin hareketlerinin ve eski Danişmendli topraklarının kontrol edilmesi açısından stratejik bir merkezdi.

Kaynakların önemli bir bölümü Celâleddin Keyferidun’u “Koyulhisar Meliki” olarak göstermektedir. İranica’nın Türkiye Selçukluları hakkındaki maddesinde de İzzeddin Keykâvus’un Malatya’ya, Alâeddin Keykubad’ın Tokat’a, Celâleddin Keyferidun’un ise Koyulhisar’a gönderildiği belirtilmektedir.

Bununla birlikte bazı araştırmacılar Keyferidun’un o tarihte çok küçük yaşta olduğunu, bu nedenle bağımsız bir meliklik idaresine sahip olmadığını savunmaktadır. Bu görüşe göre Keyferidun Koyulhisar’a gönderilmiş, fakat şehir Tokat merkezli Danişmend bölgesini yöneten ağabeyi Alâeddin Keykubad’ın idarî çevresi içerisinde kalmıştır.

Her iki görüş birlikte değerlendirildiğinde Keyferidun’un Koyulhisar’da Selçuklu hanedanını temsil ettiği, fakat yetkilerinin yaşı ve merkezî yönetimin siyaseti sebebiyle oldukça sınırlı tutulduğu anlaşılmaktadır.

I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in Alaşehir Muharebesi’nde ölümü

I. Gıyâseddin Keyhüsrev, İznik Bizans İmparatoru I. Theodoros Laskaris ile giriştiği mücadele sonucunda Haziran 1211’de yapılan Alaşehir Muharebesi’nde hayatını kaybetti.

Sultan’ın ölümü Selçuklu ordusunda paniğe yol açtı. Cesedi önce Alaşehir civarında geçici olarak defnedildi, daha sonra Konya’ya götürülerek Alâeddin Camii avlusundaki Selçuklu Hanedan Türbesi’ne yerleştirildi.

I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ani ölümü Türkiye Selçuklu Devleti’nde yeni bir taht meselesi meydana getirdi. O sırada büyük oğlu İzzeddin Keykâvus Malatya’da, Alâeddin Keykubad Tokat’ta, küçük oğlu Celâleddin Keyferidun ise Koyulhisar’da bulunuyordu.

1211 yılındaki ilk taht seçimi

Selçuklu devlet adamları, I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra yeni sultanın kim olacağını belirlemek için bir araya geldiler. Dönemin önemli tarihçisi İbn Bîbî, ülkenin yönetiminin Keyhüsrev’in oğullarından hangisine verileceğinin görüşüldüğünü anlatmaktadır.

Böylece İzzeddin Keykâvus, Alâeddin Keykubad ve Celâleddin Keyferidun’un üçü de Selçuklu tahtının meşru adayları olarak değerlendirildi.

Maraş Emiri Nusretüddin Hasan, büyük oğul ve Malatya Meliki olan İzzeddin Keykâvus’un sultan yapılmasını teklif etti. Diğer emirlerin de bu görüşü kabul etmesi üzerine İzzeddin Keykâvus Kayseri’ye çağrıldı ve yapılan törenle Türkiye Selçuklu Sultanı ilan edildi.

Celâleddin Keyferidun böylece ilk defa Türkiye Selçuklu tahtına yaklaşmış, fakat hükümdar seçilememiş oldu.

Keyferidun’un hükümdar seçilmeme sebepleri

Celâleddin Keyferidun’un 1211 yılında neden tercih edilmediği kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir. Bununla birlikte onun diğer iki kardeşinden daha küçük olması, kendisine bağlı güçlü bir askerî çevresinin bulunmaması ve Koyulhisar’ın Malatya ile Tokat’a göre daha sınırlı bir idarî merkez olması etkili olmuş olabilir.

İzzeddin Keykâvus büyük oğuldu ve Nusretüddin Hasan gibi etkili emirlerin desteğine sahipti. Alâeddin Keykubad ise Tokat ve Danişmend bölgesinde belirli bir askerî ve siyasî güç kazanmıştı.

Keyferidun’un ise babasının ölümünden sonra kendi adına asker topladığı, sultanlığını ilan ettiği veya kardeşleriyle açık bir mücadeleye giriştiği konusunda güvenilir bir bilgi bulunmamaktadır.

İzzeddin Keykâvus ile Alâeddin Keykubad’ın taht mücadelesi

İzzeddin Keykâvus’un sultan ilan edilmesini kabul etmeyen Alâeddin Keykubad, amcası Erzurum Meliki Mugīseddin Tuğrul Şah ve Kilikya Ermeni Kralı II. Leon ile ittifak kurarak Kayseri’yi kuşattı.

İzzeddin Keykâvus’un devlet adamları siyasî girişimlerde bulunarak Ermeni Kralı Leon’u ve Tuğrul Şah’ı Keykubad’ın ittifakından ayırdı. Yalnız kalan Alâeddin Keykubad önce Kayseri’den çekildi, ardından Ankara Kalesi’ne sığındı.

Uzun süren kuşatmanın sonunda Alâeddin Keykubad, kendisinin ve Ankara halkının canına dokunulmaması şartıyla teslim oldu. İzzeddin Keykâvus kardeşini öldürtmek istediyse de Mecdüddin İshak buna engel oldu. Keykubad önce Minşar, daha sonra Kezirpert Kalesi’nde hapsedildi.

Celâleddin Keyferidun’un bu mücadele sırasında Alâeddin Keykubad’a veya İzzeddin Keykâvus’a açıkça destek verdiğine dair kesin bir kayıt bulunmamaktadır. Ana kaynaklara göre o, Koyulhisar’daki yerinde kaldı.

Koyulhisar’da gözetim altında tutulması

I. İzzeddin Keykâvus hükümdarlığını güvence altına aldıktan sonra taht üzerinde hak iddia edebilecek hanedan üyelerini kontrol altında tuttu. Alâeddin Keykubad bir kalede hapsedilirken Celâleddin Keyferidun da Koyulhisar’da gözetim altında bulunduruldu.

Bazı kaynaklarda Keyferidun “Koyulhisar Meliki”, bazı kaynaklarda ise “Koyulhisar’da tutuklu” veya “tevkif edilmiş” şehzade olarak gösterilmektedir.

Bu ifadeler onun tamamen bir zindana kapatılmasından ziyade, Koyulhisar’dan ayrılmasının ve bağımsız siyasî faaliyet yürütmesinin engellenmiş olabileceğini düşündürmektedir. Fakat hangi tarihten itibaren gözetim altında tutulduğu ve bu gözetimin şartları kesin olarak bilinmemektedir.

Antalya isyanına katıldığı iddiası

Celâleddin Keyferidun’un hayatıyla ilgili en tartışmalı konulardan biri, I. İzzeddin Keykâvus döneminde Antalya’da çıkan ayaklanmayla ilgilidir.

Anonim Selçuknâme’de İzzeddin Keykâvus’un tahta çıkmasının ardından “Melik İbrahim” adlı bir kişinin Antalya’ya gittiği ve burada sultana karşı direndiği anlatılmaktadır. Melik İbrahim’in Selçuklu kuvvetleri karşısında Kıbrıs’a kaçtığı, daha sonra Kıbrıs’tan topladığı Frank askerleriyle geri döndüğü, yenilerek yakalandığı ve sultan tarafından affedilerek kendisine bazı yerlerin verildiği belirtilmektedir.

Fransız tarihçi Claude Cahen, kaynakta geçen Melik İbrahim’in Celâleddin Keyferidun olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüş kabul edilirse Keyferidun, Antalya’daki Selçuklu karşıtı ayaklanmanın başında bulunmuş ve Kıbrıs Franklarından askerî yardım istemiştir.

Ancak Osman Turan ve Salim Koca bu görüşe karşı çıkmaktadır. Onlara göre kaynakta geçen Melik İbrahim, Celâleddin Keyferidun değil, Maraş Emiri Nusretüddin Hasan’ın oğludur.

Bu nedenle Celâleddin Keyferidun’un Antalya isyanına katıldığı kesin bir tarihî gerçek olarak kabul edilemez. Olay, tarihçiler arasında tartışılan fakat henüz kesin biçimde çözülemeyen bir meseledir.

I. İzzeddin Keykâvus’un ölümü

I. İzzeddin Keykâvus 1220 yılında hayatını kaybetti. Kaynaklarda ölüm sebebi hakkında hastalık ve zehirlenme dâhil çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Sivas’taki Şifaiye Medresesi içerisinde yaptırdığı türbeye defnedildi.

İzzeddin Keykâvus’un yerine geçebilecek yetişkin bir oğlunun bulunmaması veya oğlunun hükümdarlık için çok küçük olması, Selçuklu tahtının yeniden hanedanın diğer erkek üyelerine açılmasına neden oldu.

Sultanın ölüm haberi devlet içerisinde karışıklık çıkmaması için bir süre gizli tutuldu. Selçuklu devlet adamları yeni hükümdarın kim olacağını belirlemek üzere toplandı.

1220 yılındaki ikinci taht seçimi

1220 yılında yapılan görüşmelerde üç hükümdar adayı üzerinde duruldu. Bunlar Erzurum Meliki Mugīseddin Tuğrul Şah, Koyulhisar’da bulunan Celâleddin Keyferidun ve Minşar veya Kezirpert Kalesi’nde hapsedilen Alâeddin Keykubad’dı.

Bazı devlet adamları Tuğrul Şah’ın veya Keyferidun’un tahta çıkarılmasını değerlendirdi. Ancak Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba ve Emir-i Meclis Mübârizüddin Behram Şah başta olmak üzere etkili emirler, Alâeddin Keykubad’ın hükümdarlık için daha yetenekli ve uygun olduğunu savundu.

Yapılan görüşmeler sonucunda Alâeddin Keykubad’ın hükümdar yapılmasına karar verildi. Keykubad hapisten çıkarıldı ve Sivas’ta yapılan törenle Türkiye Selçuklu Sultanı ilan edildi. Daha sonra Konya’ya giderek burada yeniden tahta oturdu.

Celâleddin Keyferidun böylece ikinci defa Selçuklu tahtının adaylarından biri olmuş, fakat yine hükümdar seçilememiştir. Bununla birlikte adının devletin ileri gelenleri tarafından sultanlık için değerlendirilmesi, onun hanedan içerisindeki meşru konumunu göstermektedir.

Alâeddin Keykubad dönemindeki hayatı

I. Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkmasından sonra Celâleddin Keyferidun’un Koyulhisar’daki görevini hangi şartlarla sürdürdüğü bilinmemektedir.

Kaynakların onu 1223 yılında hâlâ “Koyulhisar Meliki” ve tahta çıkarılabilecek bir hanedan mensubu olarak göstermesi, Keyferidun’un Selçuklu siyaseti açısından önemini tamamen kaybetmediğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte Keyferidun’un kendi adına bastırdığı kesin olarak bilinen bir sikke, yaptırdığı bir cami, medrese, kervansaray veya saray bulunmamaktadır. Katıldığı kesin olarak bilinen bir askerî sefer ya da yönettiği bir fetih de kayıtlı değildir.

Bu durum, onun Koyulhisar’daki yetkilerinin sınırlı tutulduğunu ve Alâeddin Keykubad tarafından siyasî açıdan yakından takip edildiğini düşündürmektedir.

Güçlü Selçuklu emirleri ve sultan arasındaki mücadele

I. Alâeddin Keykubad tahta çıktığında Seyfeddin Ayaba, Mübârizüddin Behram Şah, Zeynüddin Başara ve Bahâeddin Kutluca gibi emirler devlet içerisinde büyük bir güce sahipti.

Bu emirlerin kendilerine bağlı askerî kuvvetleri ve büyük servetleri bulunuyordu. Bazılarının günlük hayatı ve sarayları sultanınkinden daha gösterişliydi. Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkarılmasında önemli rol oynadıkları için devlet yönetiminde söz sahibi olmak istiyorlardı.

Alâeddin Keykubad ise devlet yönetimini doğrudan kendi elinde toplamak ve merkezî otoriteyi güçlendirmek istiyordu. Konya, Kayseri ve Sivas surlarının yeniden yapılması sırasında emirleri büyük masraflara sokması, aralarındaki gerginliği daha da artırdı.

Emirler, tahta çıkardıkları sultanın artık kendilerini devlet yönetiminden uzaklaştırmaya çalıştığını düşünmeye başladı. Bunun üzerine Alâeddin Keykubad’ı tahttan indirerek yerine başka bir Selçuklu şehzadesini çıkarmayı planladılar.

1223 yılında Keyferidun’u tahta çıkarma teşebbüsü

Kaynaklarda anlatıldığına göre muhalif emirler Seyfeddin Ayaba’nın Kayseri’deki köşkünde gizlice toplandı. Hazırlanan plana göre Alâeddin Keykubad bir ziyafete davet edilecek, burada yakalanacak ve tahttan indirilecekti.

Emirlerin Alâeddin Keykubad’ın yerine hükümdar yapmak istedikleri kişi, onun küçük kardeşi Koyulhisar Meliki Celâleddin Keyferidun’du.

Hazırlanan plan, sultanın yakın adamlarından Nâib Hokkabazoğlu Seyfeddin tarafından öğrenildi. Haber o sırada Antalya taraflarında bulunan Alâeddin Keykubad’a ulaştırıldı.

Sultan doğrudan harekete geçmek yerine karşı bir plan hazırladı ve süratle Kayseri’ye döndü. 5 veya 6 Haziran 1223 tarihinde gerçekleştirilen operasyonla komploya katıldığı belirtilen emirler tutuklandı.

Yaklaşık yirmi dört emirin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı zindana atıldı, bir kısmı ise sürgüne gönderildi. Seyfeddin Ayaba, Mübârizüddin Behram Şah ve Bahâeddin Kutluca gibi devletin en güçlü emirleri ortadan kaldırıldı. Malları müsadere edilerek devlet hazinesine aktarıldı.

Bu olayın ardından I. Alâeddin Keykubad devlet yönetiminde tam anlamıyla hâkimiyet kurdu. Selçuklu emirlerinin sultanı yönlendirme ve istedikleri hanedan mensubunu tahta çıkarma gücü büyük ölçüde kırıldı.

Keyferidun darbe planına katıldı mı?

Celâleddin Keyferidun’un 1223 yılındaki darbe planından haberdar olup olmadığı bilinmemektedir. Kaynaklar onun Seyfeddin Ayaba ve diğer emirlerle birlikte hareket ettiğini veya sultanlığı kabul ettiğini açık biçimde yazmamaktadır.

Emirlerin Keyferidun’un adını, Alâeddin Keykubad’ın yerine tahta çıkarabilecekleri meşru bir hanedan mensubu olarak kullanmış olmaları mümkündür.

Bu sebeple Celâleddin Keyferidun’u doğrudan darbenin hazırlayıcısı veya lideri olarak göstermek doğru değildir. Kesin olarak bilinen, muhalif emirlerin Alâeddin Keykubad’ı indirerek yerine Keyferidun’u hükümdar yapmayı planlamış olmasıdır.

Komplo bastırıldıktan sonra Keyferidun’un öldürüldüğünü, sürgüne gönderildiğini veya başka bir kalede hapsedildiğini gösteren açık bir tarihî kayıt bulunmamaktadır.

Celâleddin Keyferidun’un ölümü

Celâleddin Keyferidun’un ölüm tarihi ve ölüm sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Bazı güncel sergi tanıtımlarında ve internet yayınlarında ölüm tarihi “1220 veya 1222” şeklinde gösterilmektedir.

Ancak bu tarihler, 1223 yılında bazı Selçuklu emirlerinin Keyferidun’u tahta çıkarmayı planladığını anlatan kaynaklarla uyuşmamaktadır. Emirlerin onu yaşayan ve hükümdar yapılabilecek bir şehzade olarak değerlendirmiş olması, Keyferidun’un 1223 yılında hayatta bulunduğunu düşündürmektedir.

Bu nedenle 1220 veya 1222 tarihlerini kesin ölüm tarihi olarak kabul etmek mümkün değildir. Tarihî bakımdan en güvenli ifade, Celâleddin Keyferidun’un kesin ölüm tarihinin bilinmediği ve kaynaklarda adının son defa 1223 yılındaki taht komplosu sırasında geçtiğidir.

Keyferidun’un ağabeyi Alâeddin Keykubad tarafından öldürtüldüğünü kanıtlayan doğrudan bir belge de bulunmamaktadır. Ölümünün hastalık, doğal sebepler, siyasî tasfiye veya başka bir nedenle gerçekleştiğine dair ileri sürülecek görüşler kesin delil bulunmadığı sürece yalnızca ihtimal olarak kalacaktır.

Eşi ve çocukları

Celâleddin Keyferidun’un evlenip evlenmediği bilinmemektedir. Güvenilir tarihî kaynaklarda eşinin adı, çocukları veya kendisinden devam eden bir aile kolu hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Bu sebeple “evlenmedi” veya “çocuğu olmadı” şeklinde kesin bir hüküm vermek doğru değildir. Söylenebilecek olan, günümüze ulaşan kaynakların onun eşi ve çocukları hakkında bilgi vermediğidir.

Mezarı ve Konya’daki Sultanlar Türbesi

Konya’daki Darülmülk Türkiye Selçuklu Hanedan Sergisi kayıtlarına göre Celâleddin Keyferidun’un naaşı, Alâeddin Camii avlusunda bulunan Selçuklu Hanedan Türbesi’ndedir.

Alâeddin Tepesi üzerindeki Sultanlar Türbesi, Türkiye Selçuklu hanedanının en önemli aile mezarlığıdır. Buraya yalnızca hükümdarlık yapmış sultanlar değil, bazı şehzadeler, kadınlar ve çocuklar dâhil olmak üzere başka hanedan mensupları da defnedilmiştir.

Celâleddin Keyferidun hükümdar olmamasına rağmen I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in oğlu ve Selçuklu hanedanının meşru bir üyesi olduğu için aile türbesine defnedilmiştir.

2017 yılında başlatılan “Türkiye Selçukluları Konya Hanedan Türbesindeki Naaşların Tanzimi Projesi” kapsamında türbedeki naaş kalıntıları incelendi. DNA, anatomi, tomografi, osteoarkeoloji ve adlî tıp çalışmalarından yararlanılarak hanedan üyelerinin kemikleri tasnif edildi ve beden bütünlükleri oluşturuldu.

On iki sultan ile toplam on yedi hanedan mensubunun yüz ve beden görünümleri üzerine rekonstrüksiyonlar hazırlandı. Celâleddin Keyferidun’un bilimsel verilerden yararlanılarak oluşturulan yüz canlandırması da Konya’daki Darülmülk Sergi Sarayı’nda sergilenmektedir.

Celâleddin Keyferidun’un tarihî kişiliği

Kaynaklarda Celâleddin Keyferidun’un karakteri, idarî kabiliyeti ve askerî yetenekleri hakkında ayrıntılı değerlendirmeler bulunmamaktadır. Onu büyük bir komutan, âlim veya sanat hamisi olarak gösterecek yeterli tarihî kanıt yoktur.

Bununla birlikte hayatındaki gelişmeler onun Türkiye Selçuklu hanedanı içerisindeki önemini açıkça göstermektedir.

Keyferidun, Sultan I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in oğluydu. Koyulhisar gibi stratejik bir bölgeye gönderildi. Babasının 1211’deki ölümünden sonra taht adayları arasında değerlendirildi. İzzeddin Keykâvus’un 1220’deki ölümünün ardından adı yeniden hükümdarlık için gündeme geldi. Alâeddin Keykubad döneminde ise güçlü Selçuklu emirleri onu alternatif sultan olarak kullanmak istedi.

Bütün bu gelişmeler Keyferidun’un siyasî açıdan önemsiz bir kişi olmadığını göstermektedir. O, tahta çıkamamış olmasına rağmen hanedan meşruiyetine sahip olduğu için Selçuklu siyasetinde sürekli dikkate alınması gereken bir şehzadeydi.

Keyferidun’un hayatının Türkiye Selçuklu tarihi açısından önemi

Celâleddin Keyferidun’un hayatı, Türkiye Selçuklu Devleti’nde tahta geçişin yalnızca en büyük oğlun otomatik olarak hükümdar olmasıyla gerçekleşmediğini göstermektedir.

Selçuklu hanedanının bütün erkek üyeleri teorik olarak taht üzerinde hak sahibiydi. Yeni sultanın belirlenmesinde şehzadenin yaşı, yeteneği, yönettiği bölge, askerî gücü, devlet adamlarının desteği ve başkente ulaşma imkânı etkili oluyordu.

Keyferidun’un 1211 ve 1220 yıllarında hükümdar adayı olarak değerlendirilmesi, 1223 yılında ise güçlü emirlerin onu tahta çıkarma planı hazırlaması, hanedan içerisindeki meşru konumunun uzun süre devam ettiğini göstermektedir.

Onun hayatı aynı zamanda Selçuklu emirlerinin sultan seçimindeki gücünü de ortaya koymaktadır. Seyfeddin Ayaba ve çevresindeki emirler önce Alâeddin Keykubad’ı hapisten çıkarıp tahta taşımış, daha sonra onun merkezî otoritesinden rahatsız olunca yerine Celâleddin Keyferidun’u çıkarmaya teşebbüs etmiştir.

Bu bakımdan Keyferidun’un hikâyesi yalnızca tahta çıkamayan bir şehzadenin hayatı değildir. Onun hayatı, Selçuklu sarayındaki iktidar mücadelelerinin, güçlü emirlerin nüfuzunun ve sultanların merkezî otorite kurma çabasının da önemli bir bölümüdür.

Celâleddin Keyferidun ile Celâleddin Hârizmşah aynı kişi değildir

Celâleddin Keyferidun zaman zaman Celâleddin Hârizmşah ile karıştırılmaktadır. Bu iki tarihî şahsiyet birbirinden tamamen farklıdır.

Celâleddin Keyferidun, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in oğlu ve Koyulhisar Meliki’dir. Hiçbir zaman hükümdar olamamıştır.

Celâleddin Hârizmşah ise Hârizmşahlar Devleti’nin son hükümdarıdır. Moğollara karşı verdiği mücadelelerle tanınmış, 1230 yılında Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen Muharebesi’nde I. Alâeddin Keykubad ve Eyyûbî müttefikleri karşısında yenilmiştir.

Sonuç

Melik Celâleddin Keyferidun, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in en küçük oğlu; I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad’ın kardeşidir. Babasının Bizans’taki gurbet yıllarında Manuel Mavrozomes’in kızıyla yaptığı evlilikten dünyaya gelmiştir.

I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in 1205 yılında ikinci defa tahta çıkmasının ardından Koyulhisar’a gönderilmiştir. Burada melik veya merkezî yönetime bağlı bir şehzade yönetici olarak bulunmuştur.

Babasının 1211 yılında Alaşehir Muharebesi’nde ölmesinden sonra Türkiye Selçuklu tahtına çıkabilecek üç şehzadeden biri olarak değerlendirilmiş, fakat büyük kardeşi İzzeddin Keykâvus hükümdar seçilmiştir.

İzzeddin Keykâvus döneminde Koyulhisar’da gözetim altında tutulduğu anlaşılan Keyferidun, 1220 yılında ağabeyinin ölümünün ardından yeniden taht adayı olmuştur. Ancak devlet adamlarının kararıyla Alâeddin Keykubad hapisten çıkarılarak sultan yapılmıştır.

1223 yılında Alâeddin Keykubad’ın otoritesinden rahatsız olan güçlü Selçuklu emirleri, sultanı tahttan indirerek yerine Celâleddin Keyferidun’u çıkarmayı planlamıştır. Hazırlanan komplo ortaya çıkarılmış ve muhalif emirler etkisiz hâle getirilmiştir. Keyferidun’un bu plana bizzat katıldığına dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır.

Hayatının son yılları, kesin ölüm tarihi ve ölüm sebebi bilinmemektedir. Naaşı Konya’daki Alâeddin Camii avlusunda bulunan Türkiye Selçuklu Hanedan Türbesi’ndedir.

Celâleddin Keyferidun, hiçbir zaman sultanlık tahtına oturamamış; fakat Selçuklu tahtının birkaç defa kıyısından dönmüş, hanedan meşruiyeti sebebiyle dönemin siyasî mücadelelerinin merkezinde kalmış ve hayatının büyük bir bölümünü gözetim altında geçirmiş tarihimizin gölgede kalan şehzadelerinden biridir.

Kaynakça

İbn Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-Umûri’l-Alâiyye, çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996.

Anonim, Târîh-i Âl-i Selçuk – Anonim Selçuknâme, haz. Halil İbrahim Gök ve Fahrettin Coşguner, Atıf Yayınları, Ankara, 2014.

Gregory Abû’l-Farac, Abû’l-Farac Tarihi, çev. Ömer Rıza Doğrul, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1950.

Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmiu’d-Düvel: Selçuklular Tarihi, haz. Ali Öngül, Akademi Kitabevi, İzmir, 2001.

Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

Ali Sevim ve Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi: Siyaset, Teşkilât ve Kültür, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

Salim Koca, Sultan I. İzzeddin Keykâvus, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

Faruk Sümer, “Keykubad I”, TDV İslâm Ansiklopedisi.

Konya Büyükşehir Belediyesi, “Keyferidun”, Darülmülk Türkiye Selçuklu Hanedan Sergisi.

Konyapedia, “I. Gıyâseddin Keyhüsrev”.

Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri, “I. Alâeddin Keykubad Devri”.

Ayşe Denknalbant Çobanoğlu ve ilgili araştırmacılar, “Selçuklu İdarî Birim Organizasyonları”, Bilig.

Erdoğan Merçil, “Selçuklularda Emîr-i Dâd Müessesesi”, Belleten, Türk Tarih Kurumu.

“XIII. Yüzyılın Başlarından XV. Yüzyılın İlk Çeyreğine Kadar Antalya ve Çevresindeki Siyasî ve Askerî Mücadeleler”, DergiPark.

A. C. S. Peacock, “Saljuqs III: Saljuqs of Rum”, Encyclopaedia Iranica.

Anadolu Ajansı, “Uzmanlar Selçuklu Sultanlarının DNA Analiziyle Heykellerini Yaptı”.

 

Hazırlayan: Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı ve Yazar
devletialiyyei.com Kurucusu
www.devletialiyyei.com