Emîr Seyfeddin Ayaba
Emîr Seyfeddin Ayaba: Alâeddin Keykubad’ı Tahta Çıkaran Kudretli Selçuklu Atabeyi
Emîr Seyfeddin Ayaba, Türkiye Selçuklu Devleti’nin XIII. yüzyıl başlarındaki siyasî hayatına yön veren en güçlü devlet adamlarından biri olan Emîr Seyfeddin Ayaba, şehzadelerin yetiştirilmesinden hükümdarın belirlenmesine kadar uzanan geniş bir nüfuza sahipti.
Seyfeddin Ayaba; I. Gıyâseddin Keyhusrev, I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubad dönemlerinde önemli görevlerde bulundu. Özellikle Alâeddin Keykubad’ın çocukluk ve gençlik yıllarındaki eğitimi, hapis hayatından çıkarılması ve Türkiye Selçuklu tahtına geçirilmesindeki rolüyle tanındı.
Ancak Ayaba’nın hayatı, Selçuklu devlet düzenindeki büyük emirlerin ulaştığı siyasî ve askerî gücü gösterdiği kadar, bu gücün hükümdarlık makamıyla çatışması hâlinde ortaya çıkabilecek ağır sonuçların da dikkat çekici bir örneğidir.
Çocukluğundan itibaren yetişmesine katkıda bulunduğu Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkmasında belirleyici olan Seyfeddin Ayaba, birkaç yıl sonra aynı sultanın emriyle öldürüldü.
Seyfeddin Ayaba’nın Kökeni ve İlk Yılları

Seyfeddin Ayaba’nın doğum tarihi, ailesi, memleketi ve gençlik yılları hakkında tarihî kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklarda adı Seyfeddin Ayaba, Seyfeddîn Ay-Aba ve bazı metinlerde Seyfeddin Aybe biçimlerinde geçmektedir.
“Seyfeddin” lakabı, “dinin kılıcı” anlamına gelmektedir. “Ayaba” veya “Ay-Aba” isminin ise Türkçe adlandırma geleneğiyle bağlantılı olduğu düşünülmektedir.
Onun Türkiye Selçuklu Devleti’ndeki yükselişi, büyük ihtimalle saray hizmetinde aldığı görevler ve Selçuklu hanedanına gösterdiği bağlılık sayesinde gerçekleşti. Zamanla hükümdar ailesinin güvenini kazanarak şehzadelerin eğitim ve terbiyesinden sorumlu olan devlet adamları arasına girdi.
I. Gıyâseddin Keyhusrev’in Sürgün Yılları

Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhusrev, 1196 yılında tahtını kardeşi II. Rükneddin Süleyman Şah’a bırakmak zorunda kaldı. Bunun üzerine oğulları İzzeddin Keykâvus ve Alâeddin Keykubad’la birlikte Anadolu’dan ayrılarak bir süre gurbet hayatı yaşadı.
Bu yıllar, iki Selçuklu şehzadesinin eğitim ve yetişme dönemine rastlamaktadır. Kaynaklara göre şehzadelerin eğitimleriyle ilgilenen kişiler arasında Seyfeddin Ayaba da bulunuyordu.
Ayaba’nın yalnızca ders veren bir hoca olmadığı; şehzadelerin siyasî, idarî ve askerî bakımdan yetiştirilmesinden sorumlu bir atabey ve saray görevlisi olduğu anlaşılmaktadır.
İzzeddin Keykâvus ile Alâeddin Keykubad, sürgün yıllarında farklı milletler ve kültürlerle tanışma imkânı buldu. Arapça ve Farsçanın yanı sıra Rumcayı da öğrendikleri belirtilmektedir. Şehzadelerin bu çok yönlü eğitiminde, kendileriyle ilgilenen atabeylerin ve özellikle Seyfeddin Ayaba’nın önemli katkısı vardı.
Bununla birlikte Alâeddin Keykubad’ın farklı dönemlerde birden fazla atabeyinin bulunduğu bilinmektedir. Bedreddin Gühertaş da Keykubad’ın atabeyleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle Seyfeddin Ayaba’yı Keykubad’ın hayatı boyunca görev yapan tek atabeyi olarak göstermek doğru değildir.
Şehzadelerin Anadolu’ya Dönüşü

II. Rükneddin Süleyman Şah’ın ölümünün ardından I. Gıyâseddin Keyhusrev, 1205 yılında ikinci defa Türkiye Selçuklu tahtına çıktı.
Sultan, Selçuklu devlet geleneğine uygun olarak oğullarını ülkenin önemli şehirlerine melik olarak gönderdi. Büyük oğlu İzzeddin Keykâvus Malatya’ya, küçük oğlu Alâeddin Keykubad ise Tokat’a melik tayin edildi.
Şehzadelerin yanlarına tecrübeli devlet adamları, kumandanlar, ilim insanları ve atabeyler verildi. Bu görevliler şehzadeleri yalnızca eğitmekle kalmıyor, onların bulundukları şehirlerin yönetimini öğrenmelerini ve gelecekte hükümdarlığa hazırlanmalarını da sağlıyordu.
Seyfeddin Ayaba’nın bu dönemde de Selçuklu hanedanına yakınlığını koruduğu ve devlet teşkilâtı içerisinde önemli görevler üstlendiği görülmektedir.
Keykâvus ile Keykubad Arasındaki Taht Mücadelesi

I. Gıyâseddin Keyhusrev’in 1211 yılında Alaşehir Muharebesi’nde hayatını kaybetmesi üzerine oğulları arasında taht mücadelesi başladı.
Devlet ileri gelenlerinin önemli bir bölümü, büyük oğul İzzeddin Keykâvus’u destekledi. Keykâvus, Kayseri’de Türkiye Selçuklu Sultanı ilân edildi.
Tokat meliki Alâeddin Keykubad ise ağabeyinin hükümdarlığını kabul etmedi. Erzurum meliki olan amcası Mugīsüddin Tuğrul Şah ve Kilikya Ermeni Kralı II. Leon ile ittifak kurarak Kayseri’yi kuşattı.
Fakat Keykubad’ın kurduğu ittifak kısa sürede dağıldı. Ermeni kralının taraf değiştirmesi ve amcasının çekilmesi üzerine Keykubad kuşatmayı kaldırarak Ankara’ya çekilmek zorunda kaldı.
İzzeddin Keykâvus’un kuvvetleri Ankara Kalesi’ni uzun süre kuşattı. Kale halkının yiyecek sıkıntısı çekmeye başlaması üzerine Alâeddin Keykubad, kendisine ve Ankara halkına zarar verilmemesi şartıyla teslim olmayı kabul etti.
Bu mücadele sırasında Seyfeddin Ayaba, iki kardeş arasında arabuluculuk yapan emirler arasında yer aldı. Keykubad’ın teslim alınması ve hapsedilmesi sürecinde de görev üstlendi.
Alâeddin Keykubad önce Malatya civarındaki Minşar Kalesi’ne, daha sonra ise Kezirpert Kalesi’ne gönderilerek hapsedildi.
Seyfeddin Ayaba’nın eski öğrencisinin teslim alınması ve hapsedilmesindeki rolü, yıllar sonra aralarında ortaya çıkacak güvensizliğin önemli sebeplerinden biri oldu.
I. İzzeddin Keykâvus Dönemindeki Görevleri

Seyfeddin Ayaba, I. İzzeddin Keykâvus’un hükümdarlığı döneminde Türkiye Selçuklu Devleti’nin en etkili emirlerinden biri hâline geldi.
Kaynaklarda onun çaşnigir olarak görev yaptığı belirtilmektedir. Çaşnigir, saray sofralarının düzenlenmesinden ve hükümdara sunulacak yemeklerin güvenliğinden sorumlu yüksek rütbeli bir saray görevlisiydi. Ancak bu görev yalnızca yemek hizmetiyle sınırlı değildi. Çaşnigirler hükümdarın yakın çevresinde bulunmaları nedeniyle önemli siyasî ve askerî yetkilere sahip olabiliyorlardı.
Ayaba’nın I. İzzeddin Keykâvus döneminde kazandığı servet, askerî güç ve siyasî nüfuz, onu devletin en güçlü isimlerinden biri hâline getirdi.
Seyfeddin Ayaba, Keykâvus’a hizmet etmiş olmasına rağmen onun ölümünden sonra devletin geleceğini belirleyen emirlerin başında yer aldı.
Alâeddin Keykubad’ın Sultan Seçilmesi

I. İzzeddin Keykâvus’un 1220 yılında erkek evlât bırakmadan ölmesi üzerine Türkiye Selçuklu Devleti’nde yeni hükümdarın kim olacağı meselesi ortaya çıktı.
Devletin ileri gelenleri arasında farklı isimler üzerinde görüşmeler yapıldı. Erzurum meliki Tuğrul Şah, onun oğlu Cihan Şah ve Alâeddin Keykubad’ın isimleri gündeme geldi.
Sonunda Kezirpert Kalesi’nde tutulan Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkarılmasına karar verildi. Bu kararın alınmasında Seyfeddin Ayaba ile Emîr-i Meclis Mübârizüddin Behram Şah başlıca rol oynayan devlet adamları arasında bulunuyordu.
Dolayısıyla Seyfeddin Ayaba, Keykubad’ı tek başına sultan yapan kişi değildi. Ancak Keykubad’ın hükümdar olarak seçilmesi, hapisten çıkarılması ve tahta ulaştırılmasında en belirleyici isimlerden biriydi.
Kezirpert Kalesi’ndeki Tarihî Karşılaşma

Alâeddin Keykubad’a ağabeyinin öldüğünü ve kendisinin sultan seçildiğini bildirme görevi Seyfeddin Ayaba’ya verildi.
Ayaba, vefat eden Sultan İzzeddin Keykâvus’un yüzüğünü yanına alarak Kezirpert Kalesi’ne gitti. Yüzük, sultanın ölümünün ve Ayaba’nın getirdiği haberin doğruluğunun işaretiydi.
Ancak Seyfeddin Ayaba endişeliydi. Çünkü daha önce Keykubad’ın Ankara’da teslim alınması ve hapsedilmesi sürecinde görev yapmıştı. Yeni sultanın kendisinden intikam almasından korkuyordu.
İbn Bîbî’nin aktardığı rivayetlere göre Ayaba, Türk devlet geleneğine uygun şekilde boynuna kefenini astı ve kılıcını Keykubad’ın önüne bıraktı. Böylece hayatı hakkında verilecek hükme boyun eğdiğini gösterdi.
Ayaba’nın Keykubad’dan yazılı bir güvence istediği, hatta verilen sözün yeminle kuvvetlendirilmesini talep ettiği aktarılmaktadır. Alâeddin Keykubad ise geçmişte yaşananlardan dolayı ona zarar vermeyeceğini bildirerek güvence verdi.
Bu hadise, iki isim arasındaki ilişkinin geleceği bakımından son derece önemlidir. Keykubad kendisini tahta götüren eski atabeyine güvence vermiş olsa da Ayaba’nın kendisine karşı sergilediği hükmedici tavrı unutmadı.
Sivas’ta Tahta Çıkış

Seyfeddin Ayaba, Alâeddin Keykubad’ı Kezirpert Kalesi’nden çıkararak Sivas’a getirdi. Keykubad’ın ilk hükümdarlık merasimi burada gerçekleştirildi.
Yeni sultan daha sonra Kayseri üzerinden başkent Konya’ya doğru hareket etti. Geçtiği şehirlerde devlet adamları, askerler, ahîler, iğdişler ve halk tarafından büyük törenlerle karşılandı.
Alâeddin Keykubad’ın yıllarca hapiste tutulduktan sonra tahta çıkarılması, halkın önemli bir bölümü tarafından uğradığı haksızlığın giderilmesi olarak değerlendirildi.
Keykubad, Konya’ya ulaştığında görkemli bir merasimle yeniden tahta oturdu. Böylece 1220-1237 yılları arasında sürecek ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemi olarak kabul edilecek saltanatı başladı.
Bu sürecin merkezindeki devlet adamlarından biri Seyfeddin Ayaba’ydı.
Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba

Alâeddin Keykubad’ın hükümdarlığının ilk yıllarında Seyfeddin Ayaba, Beylerbeyi veya Emîrü’l-ümerâ makamına yükseldi.
Beylerbeyi, Selçuklu askerî teşkilâtındaki en yüksek görevlerden biriydi. Bu görevi üstlenen kişi, ordunun başlıca kumandanları arasında bulunuyor ve diğer emirler üzerinde geniş yetkiler kullanıyordu.
Ayaba, askerî makamının yanı sıra sarayda ve devlet yönetiminde de büyük bir nüfuza sahipti. Devlet adamlarının ve kumandanların tayinlerinde etkili olduğu, önemli emirlerin bir bölümünü kendi çevresinde topladığı anlaşılmaktadır.
Keykubad’ın tahta çıkmasını sağlayan emirler, genç sultanın kendi iradeleri doğrultusunda hareket edeceğini düşünmüş olabilirler. Ancak Alâeddin Keykubad, emirlerin vesayeti altında kalan göstermelik bir hükümdar olmak istemiyordu.
Sultan ile güçlü emirler arasındaki mücadelenin temelinde bu otorite meselesi bulunuyordu.
Ayaba’nın Serveti ve İhtişamı

Seyfeddin Ayaba’nın sahip olduğu büyük servet, dönemin kaynaklarına dikkat çekici rivayetlerle yansımıştır.
Ayaba’nın köşkünde ağırladığı ve doyurduğu insan sayısının sultanın sarayındakinden daha fazla olduğu, mutfağında sultanın mutfağından daha çok koyun kesildiği aktarılmaktadır.
Bu rivayetleri kesin rakamlar şeklinde değerlendirmek doğru olmayabilir. Ancak anlatılanlar, Ayaba’nın servetinin ve ihtişamının hükümdarla karşılaştırılabilecek bir seviyeye ulaştığını göstermektedir.
Ayaba’nın geniş bir maiyeti, kendisine bağlı askerleri ve devlet yönetimi üzerinde etkili olan kuvvetli bir çevresi vardı. Bu durum, hükümdarlığının ilk yıllarında merkezî otoritesini güçlendirmeye çalışan Alâeddin Keykubad için ciddi bir tehdit oluşturuyordu.
Konya Surlarının Yapımındaki Rolü

Alâeddin Keykubad, yaklaşmakta olan Moğol tehlikesini dikkate alarak Konya, Kayseri ve Sivas gibi önemli şehirleri güçlü surlarla çevirmeye karar verdi.
Konya surlarının yapımı sırasında devletin ileri gelen emirlerine ayrı ayrı burçlar ve sur bölümleri tahsis edildi. Her emir, makamı ve servetiyle orantılı olarak kendisine verilen bölümün masraflarını karşılamakla görevlendirildi.
Seyfeddin Ayaba da bu büyük imar ve savunma faaliyetinde görev alan devlet adamlarından biriydi.
Bu uygulamanın temel amacı başkent Konya’nın savunmasını güçlendirmekti. Bununla birlikte emirlerin ellerinde biriken büyük servetin devlet hizmetine yönlendirilmesi ve sahip oldukları malî gücün sultan tarafından görülmesi bakımından da önemliydi.
Bu nedenle surların masraflarının emirlere yüklenmesini yalnızca Seyfeddin Ayaba’nın gücünü kırmak için hazırlanmış kişisel bir tedbir olarak değerlendirmek eksik kalır. Uygulama aynı zamanda savunma, imar, siyasî denetim ve merkezî otorite amaçlarını birlikte taşıyordu.
Sultan ile Atabeyi Arasındaki Güç Mücadelesi

Seyfeddin Ayaba’nın Keykubad’ın tahta çıkmasında oynadığı rolü, sultan üzerinde söz sahibi olmasının doğal bir gerekçesi gibi gördüğü anlaşılmaktadır.
Ayaba, devlet adamlarının ve kumandanların önemli bir bölümü üzerinde etkiliydi. Kaynaklarda sultanı bazı devlet adamlarından uzaklaştırmaya ve yönetim üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştığı anlatılmaktadır.
Alâeddin Keykubad ise çocukluğunda eğitimine katkıda bulunan, teslim alınmasında görev yapan ve daha sonra kendisini tahta çıkaran Ayaba’nın siyasî baskısı altında kalmak istemiyordu.
Aralarındaki mücadele yalnızca eskiye dayanan şahsî bir kırgınlık değildi. Esas mesele, Türkiye Selçuklu Devleti’nin gerçek hâkiminin sultan mı yoksa büyük emirler topluluğu mu olacağıydı.
Seyfeddin Ayaba’nın geniş serveti, ordudaki gücü, saraydaki nüfuzu ve emirler üzerindeki etkisi, onu sultanın gözünde tehlikeli bir rakip hâline getirdi.
Kayseri Sarayındaki Büyük Tasfiye

Alâeddin Keykubad, saltanatının ilk yıllarında merkezî otoritesini tamamen kurabilmek için güçlü emirleri etkisiz hâle getirmeye karar verdi.
1223 yılında Kayseri Sarayı’nda düzenlenen bir ziyafet, bu tasfiye hareketinin gerçekleştirildiği yer oldu.
Sultanın davetine katılan emirler, saraya yalnızca birer muhafızla alındı. Keykubad’a bağlı askerler sarayın çevresini kuşattı ve kapılar kapatıldı. Böylece emirlerin dışarıdaki askerleriyle bağlantı kurmaları engellendi.
Seyfeddin Ayaba, sultanın hazırladığı planın başlıca hedefiydi. Kaynaklarda onun saraydaki toplantıdan çıkarıldıktan sonra yakalanarak bir kale burcuna götürüldüğü ve burada öldürüldüğü anlatılmaktadır.
Seyfeddin Ayaba ile birlikte hareket ettiği düşünülen güçlü emirler de ağır cezalara çarptırıldı. Zeyneddin Beşâre bir odaya kapatılıp kapısı örülerek ölüme terk edildi. Mübârizüddin Behram Şah Zamantı Kalesi’ne gönderildi. Bahâeddin Kutluca ise Tokat tarafına sürüldü ve bertaraf edildi.
Böylece Alâeddin Keykubad, hükümdarlık yetkisini sınırladığını düşündüğü güçlü emirler zümresini ortadan kaldırarak devlet idaresini tamamen kendi kontrolü altına aldı.
Seyfeddin Ayaba Neden Öldürüldü?
Seyfeddin Ayaba’nın öldürülmesinin tek bir sebebi yoktu. Bu kararda birbiriyle bağlantılı birkaç unsur etkili oldu:
- Sahip olduğu büyük servet ve askerî güç,
- Beylerbeyi olarak diğer emirler üzerindeki nüfuzu,
- Sultan adına karar verebilecek kadar etkili hâle gelmesi,
- Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkmasındaki rolünü siyasî baskı aracına dönüştürmesi,
- Keykubad’ın geçmişte teslim edilmesi ve hapsedilmesindeki görevi,
- Sultanın merkezî otoritesini güçlendirmek istemesi,
- Güçlü emirlerin muhtemel bir taht değişikliğine öncülük edebilecek durumda bulunmaları.
Kaynaklarda Keykubad’ın Ayaba’nın sadakatinden şüphe ettiği belirtilmektedir. Ancak mesele yalnızca sadakat şüphesi değildi. Ayaba’nın devlet içerisindeki bağımsız gücü, sultanın mutlak otoritesiyle bağdaşmayacak bir seviyeye ulaşmıştı.
Tasfiyenin Türkiye Selçuklu Devleti’ne Etkisi
Seyfeddin Ayaba ve diğer güçlü emirlerin tasfiye edilmesiyle Alâeddin Keykubad, devlet yönetiminin tartışmasız hâkimi oldu.
Bu gelişmeden sonra Alâeddin Keykubad; Alâiye’nin fethi, Akdeniz ve Karadeniz’de donanma kurulması, Suğdak Seferi, Mengücüklü topraklarının alınması ve Yassıçemen Zaferi gibi büyük başarılara imza attı.
Türkiye Selçuklu Devleti onun döneminde siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel bakımdan en güçlü devrini yaşadı.
Bununla birlikte tecrübeli kumandanların tasfiye edilmesi tarihçiler arasında tartışmalı bir konudur. Bazı araştırmacılar, bu emirlerin ortadan kaldırılmasının uzun vadede Selçuklu askerî kadrolarını zayıflattığını savunmaktadır.
Ancak 1243 yılındaki Kösedağ yenilgisini yalnızca 1223 yılında gerçekleştirilen bu tasfiyeye bağlamak doğru değildir. Alâeddin Keykubad’ın 1237’deki ölümünden sonra yaşanan yönetim zafiyeti, taht mücadeleleri, Bâbâîler İsyanı ve Moğol ordusunun gücü gibi birçok farklı etken birlikte değerlendirilmelidir.
Tarihî Şahsiyeti ve Mirası
Emîr Seyfeddin Ayaba, Türkiye Selçuklu tarihindeki atabeylik ve emîrü’l-ümerâ makamlarının gücünü gösteren en önemli devlet adamlarından biridir.
Bir taraftan Selçuklu şehzadelerinin yetişmesinde görev almış, devletin farklı dönemlerinde hizmet etmiş ve Alâeddin Keykubad’ın tahta çıkarılmasında belirleyici rol oynamıştır.
Diğer taraftan ulaştığı büyük servet, askerî güç ve siyasî nüfuz nedeniyle hükümdarlık makamının otoritesine rakip olarak görülmüştür.
Onun hayatı, Selçuklu devlet düzeninde atabeylerin yalnızca şehzadelerin eğitimiyle ilgilenen görevliler olmadığını göstermektedir. Atabeyler ve büyük emirler gerektiğinde devletin hükümdarını belirleyebilecek, şehzadeleri destekleyebilecek ve taht mücadelelerinin sonucunu değiştirebilecek siyasî aktörlerdi.
Fakat bir hükümdarı tahta çıkaracak kadar güçlü olmak, aynı zamanda o hükümdarın gözünde tehlikeli hâle gelmek anlamına da gelebiliyordu.
Seyfeddin Ayaba’nın trajedisi tam olarak burada yatmaktadır:
Çocukluğunda eğitimine katkıda bulunduğu, yıllar sonra zindandan çıkararak Selçuklu tahtına götürdüğü Alâeddin Keykubad’ın emriyle hayatını kaybetmiştir.
Ayaba’nın ölümüyle güçlü emirlerin sultan üzerindeki vesayeti kırılmış, Alâeddin Keykubad merkezî otoriteyi tamamen eline almış ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemlerinden birini başlatmıştır.
Kaynakça
- İbn Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-Umûri’l-Alâiyye, çev. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul.
- Faruk Sümer, “Keykubad I”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 25, s. 357-359.
TDV İslâm Ansiklopedisi – Keykubad I - Salim Koca, “Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad’ın Türkiye Selçuklu Tahtına Çıkışı.”
DergiPark – Akademik çalışma - Mehmet Ali Hacıgökmen, “I. Alâeddin Keykubad Dönemi Emirlerinden Atabey Bedreddin Gühertaş”, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 30, Sayı 50, 2011.
DergiPark – Akademik çalışma - Emine Uyumaz, Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Selçuklu Tarihi (1220-1237), Doktora Tezi, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997.
- Alanya Alâaddin Keykubat Üniversitesi, “Alâaddin Keykubat Kimdir?”
Alanya Alâaddin Keykubat Üniversitesi - Konyapedia, “I. Alâeddin Keykubat” ve “Mübârizüddin Behram Şah” maddeleri.
Konyapedia – I. Alâeddin Keykubat
Konyapedia – Mübârizüddin Behram Şah

Araştırma ve Hazırlayan:
Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı ve Yazar
www.devletialiyyei.com













