Gelibolulu Mustafa Âlî

Gelibolulu Mustafa Âlî, 16. yüzyıl Osmanlı tarihçiliğinin, edebiyatının ve düşünce hayatının en üretken temsilcilerinden biridir. Tarih, şiir, siyaset, ahlâk, toplum hayatı, biyografi, hat ve kitap sanatları gibi farklı alanlarda yaklaşık altmış eser kaleme almıştır. Yaşadığı dönemin olaylarını kaydetmekle yetinmemiş; Osmanlı devlet düzenini, bürokrasisini, aydınlarını ve toplumsal hayatını eleştirel bir gözle değerlendirmiştir.

Doğumu ve eğitimi

Mustafa Âlî, 24’ü 25 Nisan 1541’e bağlayan gece Gelibolu’da doğdu. Bazı modern kaynaklarda doğum tarihi 28 Nisan 1541 olarak da gösterilmektedir. Babası Ahmed’in ticaretle uğraştığı ve muhtemelen Hırvat kökenli bir mühtedi olduğu kabul edilmektedir.

Altı yaşında öğrenime başlayan Mustafa Âlî, Gelibolu’da Habîb-i Hamîdî’den Arapça, hemşerisi olan müderris ve şair Sürûrî’den tefsir ve fıkıh dersleri aldı. Şiire yönelmesinde hocası Sürûrî’nin önemli etkisi oldu.

On altı yaşında İstanbul’a giderek Rüstem Paşa, Haseki ve Sahn-ı Semân medreselerinde öğrenimini sürdürdü. Hayâlî gibi dönemin tanınmış şairlerinin çevresinden yararlanarak edebî bilgisini geliştirdi. İlk şiirlerinde “Çeşmî” mahlasını kullandı. Daha sonra “yüce ve üstün” anlamlarına gelen “Âlî” mahlasını benimsedi ve eserlerini bu adla kaleme aldı.

Devlet hizmetine başlaması

Mustafa Âlî, 1561’de yazdığı ilk önemli eseri Mihr ü Mâh’ı Şehzade Selim’e sundu. Eserin beğenilmesi üzerine şehzadenin divan kâtipliğine getirildi. Ancak onun asıl arzusu müderrislik veya kadılık gibi ilmiye sınıfına ait bir görev elde etmekti. Gerek Şehzade Selim’e gerekse Kanûnî Sultan Süleyman’a yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı.

Şehzade Selim’in lalası Hüseyin Bey ile arası açılınca Lala Mustafa Paşa’nın daveti üzerine önce Halep’e, ardından Şam’a gitti. Yaklaşık altı yıl bu bölgede kaldı. Lala Mustafa Paşa’nın Yemen seferiyle görevlendirilmesi üzerine onunla birlikte Mısır’a geçti.

Lala Mustafa Paşa’nın görevden alınmasından sonra Mustafa Âlî de siyasi bakımdan zor durumda kaldı. Manisa’da bulunan Şehzade Murad’a sığındı ve onun aracılığıyla bağışlandı. Manisa yıllarında daha önce yazdığı Mihr ü Vefâ ile Nâdirü’l-mehârib’i şehzadeye sundu. Ayrıca Râhatü’n-nüfûs adlı eseri Şehzade Murad’ın isteğiyle genişleterek tercüme etti.

Bosna yılları

Mustafa Âlî daha sonra İstanbul’a giderek Heft Meclis adlı eserini Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa’ya sundu. Eserinde Kanûnî Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferini, ölümünü ve II. Selim’in tahta çıkışını anlatıyordu.

Sunmuş olduğu eserin karşılığında kendisine bir dirlik verilmesini bekledi. Ancak bu isteği kabul edilmedi ve Ferhad Bey’in divan kâtipliğine gönderildi. Ferhad Bey’in Bosna beylerbeyi olması üzerine onunla birlikte Bosna’ya geçti.

III. Murad’ın 1574’te tahta çıkması Mustafa Âlî’de yeniden yüksek bir göreve getirileceği ümidini doğurdu. İstanbul’a gelerek padişaha kasideler ve Zübdetü’t-tevârîh adlı eserini sundu. Buna rağmen beklediği görevi alamadı ve Bosna’ya dönmek zorunda kaldı.

Gürcistan ve Şirvan seferleri

Lala Mustafa Paşa’nın 1578’de Gürcistan ve Şirvan seferine serdar tayin edilmesi üzerine Mustafa Âlî, Hoca Sâdeddin Efendi’nin aracılığıyla yeniden onun divan kâtibi oldu.

Bu sefer sırasında pek çok askerî ve siyasi gelişmeye yakından şahitlik etti. Lala Mustafa Paşa adına resmî mektuplar yazdı; ordunun ilerleyişini, şehirlerin ve kalelerin durumunu, savaşları ve Kars Kalesi’nin inşasını gözlemledi. Bu döneme ait mektupları ve gözlemlerini daha sonra Nusretnâme adlı eserinde bir araya getirdi.

Mustafa Âlî sefer sırasında defterdarlık, daha sonra da nişancılık istedi. Bu talepleri kabul edilmedi. Sonunda Halep tımar defterdarlığına getirildi. Bir süre Trabzon’a gönderilen zahirenin depolanması ve taşınmasıyla ilgilendi; ardından Halep’e döndü.

1581’de Halep ve çevresindeki askerlerle Van sınırının korunması görevini üstlendi. Bununla birlikte nişancılık veya Mısır’da bir sancak beyliği elde etmek için girişimlerini sürdürdü.

Defterdarlıkları ve görevden alınmaları

Mustafa Âlî, Nusretnâme ile Câmiu’l-buhûr adlı eserlerini padişaha sunarak daha yüksek bir makama ulaşmak amacıyla İstanbul’a geldi. Fakat beklediği görevi alamadığı gibi 1583’te Halep’teki memuriyetinden de uzaklaştırıldı. Yaklaşık iki yıl açıkta kaldı.

1585’te Tebriz seferine çıkan Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından Erzurum hazine defterdarlığına tayin edildi. Altı ay sonra Bağdat mal defterdarlığına nakledildi. Bu görevden de kısa sürede alınarak İstanbul’a döndü.

1589’da Sivas defterdarlığına getirildi; ancak bu görevi de uzun sürmedi. Temmuz 1592’de yeniçeri kâtibi, Ekim 1592’de defter emini ve Ocak 1595’te yeniden yeniçeri kâtibi oldu.

III. Mehmed’in tahta çıkmasından sonra büyük tarih eseri Künhü’l-ahbâr’ı tamamlayabilmek için Mısır defterdarlığına atanmayı istedi. Mısır’daki zengin kitaplıkların çalışmalarına yardımcı olacağını düşünüyordu. Fakat saray çevresinin etkisiyle bu isteği kabul edilmedi. Bunun yerine kendisine Amasya sancak beyliği ile Rum defterdarlığı verildi.

Eylül 1595’te Rum defterdarlığından alındı. Amasya sancak beyliğinden Kayseri’ye nakledildi. Bir ara Şam beylerbeyiliğine tayin edildiyse de görevine başlayamadı.

Son olarak Cidde sancak beyliğine getirildi. 1600 yılının başlarında Cidde’ye gitti. Son önemli eseri Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis’i Mekke’de tamamladı. Muhtemelen 1600’de Cidde sancak beyi olarak görev yaptığı sırada öldü. Mezarının Cidde’de bulunduğu kabul edilmekle birlikte tam yeri bilinmemektedir.

Tarihçiliği

Mustafa Âlî’nin en kalıcı yönü tarihçiliğidir. Devlet hizmetinde bulunduğu sırada Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır ve Kafkasya gibi Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerini tanıdı. Seferlere katıldı, devlet adamlarıyla yakın ilişkiler kurdu, resmî yazışmaları gördü ve birçok siyasi gelişmenin doğrudan şahidi oldu.

Tarih yazarken kendisinden önceki tarihçilerin eserlerinden, şair tezkirelerinden, biyografi kitaplarından, resmî kayıtlardan ve şahsi gözlemlerinden yararlandı. Kaynaklarını yalnızca aktarmadı; onları karşılaştırmaya ve eleştirmeye de çalıştı.

Bununla birlikte Mustafa Âlî’nin hükümlerinde kişisel kırgınlıklarının etkisi görülebilir. Beklediği makamlara ulaşamaması, sık sık görevden alınması ve liyakatinin yeterince takdir edilmediğine inanması, bazı devlet adamları hakkındaki değerlendirmelerini sertleştirmiştir. Buna rağmen eserleri 16. yüzyıl Osmanlı tarihi için benzersiz bilgiler içermektedir.

Künhü’l-ahbâr

Mustafa Âlî’nin en önemli ve hacimli eseri Künhü’l-ahbâr’dır. Eseri 1591-1599 yılları arasında kaleme aldı ve dört ana bölüme ayırdı.

Birinci bölümde kâinatın yaratılışı, coğrafya, dağlar, denizler, sular ve iklimler anlatılır. İkinci bölüm peygamberlere ve İslâm-Arap tarihine ayrılmıştır. Üçüncü bölümde Türk ve Moğol devletlerinin tarihi ele alınır. Dördüncü ve en geniş bölümde ise başlangıcından Ekim 1596’ya kadar Osmanlı tarihi anlatılır.

Osmanlı tarihi bölümünde siyasi hadiselerin yanında devlet adamlarının, âlimlerin ve şairlerin hayatlarına da yer verilmiştir. Bu nedenle Künhü’l-ahbâr yalnızca bir tarih kitabı değil, aynı zamanda önemli bir biyografi ve edebiyat tarihi kaynağıdır.

Mustafa Âlî eserin ilk bölümlerinde yaklaşık 130 yazılı kaynaktan yararlandığını belirtir. Osmanlı tarihi için Âşıkpaşazâde, Neşrî, Rûhî, İdrîs-i Bitlisî, Kemalpaşazâde, Celâlzâde Mustafa Çelebi ve Hoca Sâdeddin Efendi gibi tarihçilerin eserlerini kullanmıştır. Şairler hakkında bilgi verirken tezkirelerden faydalanmış, bunlara kendi gördüklerini ve duyduklarını eklemiştir.

Mustafa Âlî, kendisinden önceki tarihçileri değerlendirmekten ve eleştirmekten çekinmemiştir. Bazı tarihçileri kullandıkları dil veya aktardıkları bilgilerin güvenilirliği bakımından tenkit etmiş, başarılı bulduğu tarihçileri ise övmüştür. Yer yer taraflı hükümler vermesine rağmen eleştirel yaklaşımı, Künhü’l-ahbâr’ın değerini artırmıştır.

Diğer tarih eserleri

Nâdirü’l-mehârib, Şehzade Selim ile Şehzade Bayezid arasında 1559’da yapılan Konya Savaşı’nı ve II. Selim’in tahta çıkışına kadar yaşanan gelişmeleri anlatır.

Heft Meclis, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferini, ölümünü ve II. Selim’in hükümdar oluşunu konu edinir.

Zübdetü’t-tevârîh, peygamberler, sahâbeler, mezhep imamları ve hadis âlimleri hakkında bilgiler içerir.

Nusretnâme, 1578 Gürcistan ve Şirvan seferleriyle Kars Kalesi’nin inşası sırasında yaşanan olayları anlatır. Mustafa Âlî’nin serdar adına yazdığı resmî mektuplar da eserde yer alır. Eserin tezhipli ve minyatürlü nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Fursatnâme, Koca Sinan Paşa’nın 1580’de Tiflis’i desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği Gürcistan seferini anlatır.

Câmiu’l-buhûr der Mecâlis-i Sûr, Şehzade Mehmed’in 1582’de düzenlenen sünnet düğününü manzum olarak tasvir eder.

Menâkıb-ı Hünerverân, hat, tezhip, nakış ve cilt sanatlarıyla bu alanların tanınmış ustaları hakkında bilgi verir. Osmanlı sanat ve sanatçıları hakkında yazılmış en önemli erken dönem kaynaklarından biridir.

Mir’âtü’l-avâlim, dünyanın ve canlıların yaratılışı hakkındaki anlatıları bir araya getirir. Eserde tarihî bilgilerle efsanevi rivayetlerin iç içe geçmesi daha sonraki yazarlar tarafından eleştirilmiştir.

Mirkātü’l-cihâd, Dânişmend Gazi’nin savaşlarını ve menkıbelerini anlatır.

Fusûlü’l-hal ve’l-akd, devletlerin yükselme ve gerileme sebeplerini ele alan siyasi ve tarihî bir eserdir.

Hâlâtü’l-Kāhire, 1599’da kaleme alınmıştır. Mısır’ın tarihini, ülkede hüküm süren hanedanları, Osmanlı valilerini ve Kahire’nin toplumsal hayatını anlatır.

Devlet ve toplum eleştirisi

Mustafa Âlî, Osmanlı devlet düzeninde liyakatin zayıfladığını, makamların ehil olmayan kişilere verildiğini, yöneticilerin gösterişe yöneldiğini ve toplumsal değerlerin bozulduğunu düşünüyordu.

1581’de Halep’te kaleme aldığı Nushatü’s-selâtîn, hükümdarlarda ve devlet adamlarında bulunması gereken nitelikleri açıklayan bir siyasetnâmedir. Âlî eserde kendi memuriyet hayatından örnekler vererek devlet düzenindeki problemleri tartışır.

Mehâsinü’l-âdâb da siyaset ve ahlâk konularını ele alan eserlerinden biridir.

1587’de yazdığı Kavâidü’l-mecâlis’te dönemin görgü kurallarını, toplumsal ilişkilerini ve âdetlerini değerlendirdi. Hayatının sonlarına doğru bu eseri genişleterek Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis adıyla yeniden düzenledi.

Bu son eserinde devlet görevlilerinden âlimlere, tüccarlardan sanatkârlara kadar farklı toplumsal kesimlerin yaşayışlarını, alışkanlıklarını ve kusurlarını anlattı. Kişisel kırgınlıklarından doğan abartılı değerlendirmeler bulunmasına rağmen eser, 16. yüzyıl Osmanlı toplum hayatının en değerli kaynaklarından biri kabul edilmektedir.

Mustafa Âlî’nin eleştirilerinin merkezinde liyakat düşüncesi bulunur. Ona göre devlet görevleri bilgi, tecrübe ve yetenek sahibi kişilere verilmeliydi. Görevlerin kişisel yakınlıklar ve saray ilişkileri yoluyla dağıtılması, devlet düzeninin zayıflamasına yol açıyordu.

Şairliği

Mustafa Âlî’nin dördü Türkçe, biri Farsça olmak üzere beş divan meydana getirdiği bilinmektedir. Farsça divanı günümüze ulaşmamıştır.

İlk Türkçe divanını 1567’de düzenledi. İkinci divanını Vâridâtü’l-enîka adıyla 1574’te hazırladı. Üçüncü divanı Lâyihatü’l-hakīka, 1580-1591 yılları arasında yazdığı şiirleri içerir. Ölümüne kadar kaleme aldığı şiirlerden meydana gelen dördüncü divanı ise şair Hisâlî tarafından düzenlenmiştir.

Mustafa Âlî’nin şiirleri, çağdaşları Bâkî ve Nev‘î’nin ulaştığı estetik düzeyde görülmemiştir. Buna rağmen onun şiirinde özgün bir taraf bulunmaktadır. Âlî, divan şiirinin geleneksel aşk konularının dışına çıkarak yaşadığı haksızlıkları, görevden alınmalarını, makam beklentilerini, yalnızlığını ve toplum düzenindeki bozulmayı şiire taşımıştır.

Yaklaşık 1581’de yazdığı 247 beyitlik Hulâsatü’l-ahvâl adlı manzumesinde hükümdarlardan vezirlere, âlimlerden tarikat şeyhlerine, şairlerden tüccarlara kadar toplumun hemen her kesimini acı bir mizahla eleştirmiştir. Bu yönüyle divan şiirinde sosyal eleştirinin en güçlü temsilcilerinden biri olmuştur.

Bosna ve Kafkasya’daki seferlere katılması, onun savaş ve kahramanlık şiirlerine de yansımıştır. Divan edebiyatında savaş konularına en fazla yer veren şairlerden biridir.

Şiirlerinde güçlü bir gözlem ve tasvir kabiliyeti görülür. Özellikle kış manzaraları dikkati çeker. Ölüm, mezar, Kerbelâ ve matem konularına da geniş yer vermiştir. Mersiyelerinde çoğu zaman yüksek makam sahiplerinden ziyade şahsen tanıdığı insanları ve hayatında iz bırakan kişileri anlatmıştır.

Alışılmamış kelimeler ve farklı redifler kullanması, şiir dilinin başlıca özelliklerindendir. Türkçenin nadir kullanılan sözlerini şiire taşımış ve geleneksel mazmunları zaman zaman farklı biçimlerde işlemiştir. Bununla birlikte çok yazması, bazı şiirlerinde sıradanlığa düşmesine neden olmuştur.

Mustafa Âlî, Erzurum’da bulunduğu sırada genç Nef‘î üzerinde etkili olmuş ve kaynaklara göre ona “Nef‘î” mahlasını vermiştir.

Edebî eserleri

Mihr ü Mâh, Mustafa Âlî’nin 1561’de yazdığı ilk önemli eseridir. Yaklaşık 1.164 beyitlik bir aşk mesnevisidir ve Şehzade Selim’e sunulmuştur.

Tuhfetü’l-uşşâk, 1562’de tamamlanan 3.034 beyitlik fikrî bir mesnevidir. Eserde mecazi aşk ve aşk ahlâkı ele alınır. Mustafa Âlî bu eserini Nizâmî, Hüsrev-i Dihlevî ve Câmî’nin aynı gelenek içindeki eserlerinden hareketle yazmıştır.

Mihr ü Vefâ, 1563’te yazılan yaklaşık 7.000 beyitlik ikinci aşk mesnevisidir. Eserin tamamı günümüze ulaşmamıştır.

Enîsü’l-kulûb, Mustafa Âlî’nin sanatlı nesir alanındaki ilk denemelerindendir. Yüz hikâye ve her hikâyenin ardından gelen manzum öğütlerden oluşacak şekilde tasarlanmıştır.

Riyâzü’s-sâlikîn, dinî hayat, nefis terbiyesi, ahlâk ve tasavvuf konularını ele alan 2.802 beyitlik bir eserdir. Âlî esere 1563’te başlamış, 1575-1576 yıllarında tamamlamış ve 1590’da son biçimini vermiştir.

Ravzatü’l-letâif, tasavvuf konusunda yazılmış yaklaşık 3.000 beyitlik bir eserdir. Bilinen bir nüshası günümüze ulaşmamıştır.

Sadef-i Sad-güher, Mustafa Âlî’nin 1593’te Gelibolu’yu ziyaret ettiği sırada hazırladığı seçme şiirler mecmuasıdır. Eserin önsözü Gelibolu’nun kültür hayatı, şairleri ve yazarın ailesi hakkında önemli bilgiler içerir.

Gül-i Sad-berk ise şiirlerinden seçtiği yüz matlaı bir araya getirdiği küçük bir eserdir.

Nesir üslubu

Mustafa Âlî gençlik yıllarında Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla yüklü, sanat gösterme amacı taşıyan ağır bir nesir kullandı. Nâdirü’l-mehârib, Heft Meclis ve bazı mektupları bu sanatlı üslubun örnekleridir.

Yazdığı bazı mektupları ve bağımsız nesir parçalarını Menşeü’l-inşâ adlı eserinde bir araya getirdi. Bu metinlerde sanatlı nesir alanındaki yeteneğini göstermeyi amaçladı.

Olgunluk döneminde ise daha geniş bir okuyucu kitlesinin anlayabileceği sade ve doğal bir anlatıma yöneldi. Nusretnâme, Künhü’l-ahbâr ve Mevâidü’n-nefâis gibi eserlerinde anlaşılır bir dil kullanmak istediğini açıkça belirtmiştir.

Bununla birlikte süslü nesir alışkanlığından bütünüyle vazgeçmemiştir. Bu nedenle eserlerinde sade Türkçe ile ağır ve sanatlı anlatım birlikte görülür. Doğal anlatımı yakaladığı bölümlerde zengin kelime hazinesi, sağlam cümle yapısı, canlı tasvirleri ve keskin gözlemleriyle Türk nesrinin önemli temsilcilerinden biri hâline gelir.

Kişiliği ve Osmanlı kültüründeki yeri

Mustafa Âlî geniş kültürlü, çalışkan ve son derece üretken bir yazardı. Aynı zamanda hattatlıkla da ilgileniyordu. Bununla birlikte yüksek makamlara ulaşma arzusu, kendisini çağdaşlarından üstün görmesi ve sert eleştirileri, yaşadığı dönemde sevilmesini güçleştirdi.

Kendisinden esirgenen görevler, sık sık uğradığı aziller ve yeterince takdir edilmediğine inanması onu devlet ve toplum düzenine karşı kırgın hâle getirdi. Makam beklediği kişileri aşırı biçimde övdüğü, istediğini elde edemediğinde ise aynı kişileri sert bir dille eleştirdiği görülmektedir.

Bu kişisel özellikleri, verdiği bazı hükümlerin dikkatle değerlendirilmesini gerektirir. Ancak aynı kırgınlıklar onu çevresindeki bozulmayı gözlemlemeye ve dönemin problemlerini açıkça yazmaya yöneltmiştir.

Mustafa Âlî tarih ile edebiyatı, devlet tecrübesi ile toplum eleştirisini ve biyografi ile kişisel gözlemi aynı kalemde birleştirmiştir. Eserleri sayesinde 16. yüzyıl Osmanlı dünyasının sarayını, bürokrasisini, savaşlarını, sanat çevrelerini, şairlerini ve gündelik hayatını birlikte görmek mümkündür.

Bu nedenle Gelibolulu Mustafa Âlî yalnızca bir tarihçi veya divan şairi değildir. O, yaşadığı Osmanlı toplumunu içeriden gözlemleyen, devlet düzenindeki sorunları kayda geçiren ve çağının zihniyetini çok yönlü biçimde yansıtan eleştirel bir Osmanlı aydınıdır.

Başlıca eserleri

Tarih ve biyografi: Künhü’l-ahbâr, Nâdirü’l-mehârib, Heft Meclis, Zübdetü’t-tevârîh, Nusretnâme, Fursatnâme, Mirkātü’l-cihâd, Câmiu’l-buhûr der Mecâlis-i Sûr, Menâkıb-ı Hünerverân, Mir’âtü’l-avâlim, Fusûlü’l-hal ve’l-akd ve Hâlâtü’l-Kāhire.

Şiir ve edebiyat: Türkçe divanları, Farsça divanı, Mihr ü Mâh, Mihr ü Vefâ, Tuhfetü’l-uşşâk, Riyâzü’s-sâlikîn, Ravzatü’l-letâif, Sadef-i Sad-güher, Gül-i Sad-berk, Enîsü’l-kulûb, Menşeü’l-inşâ ve Münşeât.

Siyaset, ahlâk ve toplum: Nushatü’s-selâtîn, Mehâsinü’l-âdâb, Kavâidü’l-mecâlis, Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis, Hulâsatü’l-ahvâl, Nevâdirü’l-hikem, Tuhfetü’s-sulehâ, Hilyetü’r-ricâl ve Zübdetü’l-evrâd.

Kaynakça

  • Bekir Kütükoğlu, “Âlî Mustafa Efendi: Hayatı ve Eserleri”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul 1989, s. 414-416.
  • Ömer Faruk Akün, “Âlî Mustafa Efendi: Edebî Yönü”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul 1989, s. 416-421.
  • Mustafa Âlî, Künhü’l-ahbâr, Nuruosmaniye Kütüphanesi, nr. 3409.
  • Mustafa Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân, hazırlayan İbnülemin Mahmud Kemal İnal, İstanbul 1926.
  • Mustafa Âlî, Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis, İstanbul 1956.
  • Andreas Tietze, Mustafa Âlî’s Counsel for Sultans of 1581, Cilt I-II, Viyana 1979-1982.
  • Andreas Tietze, Mustafa Âlî’s Description of Cairo of 1599, Viyana 1975.
  • Cornell H. Fleischer, Bureaucrat and Intellectual in the Ottoman Empire: The Historian Mustafa Âli (1541–1600), Princeton 1986.
  • Mustafa İsen, Gelibolulu Mustafa Âlî, Ankara 1988.
  • Nihal Atsız, Âlî Bibliyografyası, İstanbul 1968.
  • Bursalı Mehmed Tâhir, Müverrihîn-i Osmâniyye’den Âlî ve Kâtib Çelebi’nin Terceme-i Halleri, Selânik 1906.
  • Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Cilt III.
  • Franz Babinger, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, çeviren Coşkun Üçok.
  • Andreas Tietze, “Mustafā ‘Ālī of Gallipoli’s Prose Style”, Archivum Ottomanicum, Cilt V, 1973, s. 297-319.
  • Andreas Tietze, “The Poet as Critique of Society: A 16th-Century Ottoman Poem”, Turcica, Cilt IX/1, 1977, s. 120-160.
  • Mustafa İsen, “Edebiyat Tarihi Açısından Künhü’l-ahbâr”, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Cilt II, 1983, s. 49-57.
  • Mustafa İsen, “Künhü’l-ahbâr’ın Şairlerle İlgili Kısımlarının Kaynakları”, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Cilt III, 1984, s. 87-120.
  • Mehmed Çavuşoğlu, “Âlî’de Tenkid”, Osmanlı Araştırmaları, Sayı 7-8, 1988, s. 177-180.
  • M. Cavid Baysun, “Müverrih Âlî’nin Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis’i Hakkında”, Tarih Dergisi, Cilt I/2, 1950, s. 389-400.
  • Agâh Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi, Cilt I, Ankara 1973.
  • Vasfi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1970.
  • Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi.
  • Kasım Ertaş, “Gelibolulu Mustafa Ali’nin Hayatı ve Eserleri”, The Journal of Academic Social Science Studies, Cilt 6, Sayı 3, 2013, s. 191-211.
  • Ahmet Vefa Nurdoğan, “Gelibolulu Mustafa Âlî”, Yaşamlarıyla ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, Cilt II, İstanbul 1999, s. 283-286.

Hazırlayan:

Ahmet Koç 

Türk Tarihi Araştırmacısı ve Yazar