Türklerin İslamiyet’i Kabul Etme Süreci: Tengricilikten İslam Medeniyetine Geçiş
Özet
Bu makalede Türklerin İslamiyet’i kabul etme süreci, İslam öncesi dönemde sahip oldukları inanç sistemlerinden başlanarak tarihsel, siyasi ve sosyolojik yönleriyle ele alınmıştır. Türklerin İslam ile ilk temasları Arap fetih hareketleri sırasında gerçekleşmiş ancak İslamiyet’in Türk toplulukları arasında yayılması yüzyıllara yayılan uzun bir süreç neticesinde olmuştur. Bu süreçte askeri ittifaklar, siyasi gelişmeler ve tasavvufi hareketler etkili olmuş, Türklerin İslam anlayışı kendi kültür ve gelenekleri ile şekillenmiştir.
Giriş
Türklerin İslamiyet’i kabul etme süreci tarih boyunca farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının siyasi ve kültürel etkileşimleri sonucunda gerçekleşmiş çok boyutlu bir dönüşümdür. Bu süreç sadece bir din değişikliği değil, aynı zamanda Türk toplumunun sosyal yapısında, hukuk anlayışında ve medeniyet yöneliminde meydana gelen köklü değişimleri ifade etmektedir.
Türklerin İslam ile İlk Teması
Türklerin İslam ile ilk temasları 7. yüzyılda Arap fetih hareketleri sırasında gerçekleşmiştir. Emevîler döneminde İslam devleti Maveraünnehir bölgesine ulaşmış ve burada Türk boyları ile karşılaşmıştır. Bu dönemde Türk boyları ile Arap orduları arasında şiddetli savaşlar yaşanmış ve İslamiyet Türkler arasında henüz yaygınlık kazanamamıştır.
Abbasî Dönemi ve Türk-Arap İlişkileri
750 yılında Abbasî Hanedanlığı’nın iktidara gelmesiyle birlikte Arap olmayan topluluklara yönelik politikalar değişmiş ve Türkler Abbasî ordusu ve yönetiminde önemli görevler üstlenmeye başlamıştır. Bu durum Türkler ile Müslümanlar arasındaki ilişkilerin olumlu yönde gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Talas Savaşı’nın Türk-İslam Medeniyetine Etkileri

751 yılında gerçekleşen Talas Muharebesi, Türklerin İslam dünyası ile ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bu savaşta Karluk Türkleri Abbasîler ile ittifak kurarak Çin ordularına karşı savaşmış ve savaşın kazanılmasında belirleyici rol oynamıştır.
Bu savaşın başlıca etkileri şunlardır:
-
Maveraünnehir bölgesinde Çin etkisi zayıflamıştır
-
Türkler İslam medeniyeti ile daha yakın temas kurmuştur
-
Abbasî ordusunda Türk askerlerin görev alması yaygınlaşmıştır
-
İslamiyet bireysel kabullerle yayılmaya başlamıştır
-
İslam medeniyetinin Orta Asya’da yayılması hızlanmıştır
Türklerin Kitlesel Olarak İslamiyet’i Kabul Etmesi
Talas Savaşı sonrasında Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boyları arasında İslamiyet yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma ani bir dönüşüm şeklinde değil, bireysel kabullerle başlayıp yüzyıllara yayılan bir süreç halinde gerçekleşmiştir.
Karahanlı Devleti hükümdarı Satuk Buğra Han’ın İslamiyet’i kabul etmesi bu sürecin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Tasavvufun Rolü
Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinde tasavvufi hareketler büyük rol oynamıştır. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevî ve Anadolu’da Yunus Emre gibi mutasavvıflar İslam’ın Türk toplulukları arasında benimsenmesinde etkili olmuşlardır.
Değerlendirme
Türk milleti dün olduğu gibi bugün de İslam’ın hakiki hüviyetini, şeref ve safiyetini muhafaza etme çabası içindedir. Bu, tarih boyunca Türklerin en şerefli ve en kutsal vazifesi olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Müslümanlığın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i okumak, anlamak ve hayatına tatbik etmek her hakiki Müslümanın samimiyetle benimsemesi gereken dini bir sorumluluktur. İmkânı olanlar Arapça öğrenerek Kur’an’ın hikmetlerini doğrudan anlamaya gayret etmişlerdir. İmkânı olmayanlar ise meal ve tefsirlerden istifade ederek İslam’ın hakikatini öğrenmeye çalışmışlardır.
İslam dini bütün insanlık için gönderilmiştir. Allah, elçisini âlemlere rahmet olarak göndermiştir.
Selçuklu ve bilhassa Osmanlı Devleti bu hakikate hizmet etmiş ve İslam medeniyetinin dünya üzerinde yayılmasında büyük rol oynamıştır.
Yaklaşık iki yüz yıl öncesine kadar dünyanın en büyük devleti olan Osmanlı Devleti, bir İslam imparatorluğu olarak anılmış ve dünyaya iman, ahlak, sulh ve refah sağlamıştır.
Osmanlı toplumunda;
-
Hakka iman
-
Güzel ahlak
-
Temizlik
-
Herkese iyilik
-
Güzel sanatlar
gibi değerlerin ön planda tutulmasının temel sebebi, Hakk’ın kelamına uygun hareket etme düşüncesidir.
Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şu şekilde ifade edilmektedir:
“Kâfirler istiyorlar ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürsünler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.”
“O Allah, Rasûlünü hidayet ve hak din ile bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir.”
Kurtuluş İslam’dadır, yani Kur’an yolundadır.
Kaynaklar
-
Thomas Walker Arnold – İntişâr-ı İslam Tarihi
-
Vasiliy Barthold – Orta Asya Türk Tarihi
-
Belâzurî – Fütûhu’l Büldan
-
Birûnî – Maziden Kalanlar
-
Carl Brockelmann – İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi
-
Hikmet Tanyu – Türklerin Dini Tarihçesi
-
Şerafettin Turan – Türk Kültür Tarihi
-
Ömer Kirazoğlu – Altınoluk Dergisi, Sayı: 7
Türk Tarih Araştırmacısı
www.devletialiyyei.com


