Tulan Kağan

Tulan Kağan, Göktürk Devleti’nin siyasî bakımdan en karışık dönemlerinden birinde tahta çıkmış, yaklaşık on bir yıl boyunca devletin merkezî kağanlık makamını yönetmiş önemli Türk hükümdarlarından biridir. Çin kaynaklarında şahsî adı Aşina Yongyulü şeklinde kaydedilen Tulan Kağan, İşbara Kağan’ın oğlu ve Göktürk Devleti’ni kuran Aşina Hanedanı’nın mensubuydu. Baga Kağan’ın 588 yılında çıktığı sefer sırasında hayatını kaybetmesinin ardından devlet meclisinin kararıyla tahta çıkarıldı.

Tulan Kağan’ın hükümdarlığı, Göktürk Devleti’nin doğu ve batı bölgeleri arasındaki mücadelenin devam ettiği, Çin’deki Sui Hanedanı’nın Türk beyleri arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanmaya çalıştığı ve kağanlık ailesi içerisindeki taht rekabetinin giderek ağırlaştığı bir döneme rastlamaktadır. Buna rağmen Tulan Kağan, hükümdarlığının ilerleyen yıllarında Çin’in siyasî üstünlüğünden kurtulmaya çalışmış, Sui Hanedanı’na karşı askerî seferler düzenlemiş, Çin tarafından desteklenen rakibi Tu-li Kağan’ı yenmiş ve Tardu Kağan ile ittifak kurarak Göktürk Devleti’nin yeniden tek merkez altında toplanması için mücadele etmiştir.

Onun saltanat yılları bazı eserlerde 588-600 olarak gösterilmekle birlikte çağdaş olayların kronolojisi ve modern araştırmalar dikkate alındığında 588-599 tarihleri daha güçlü görünmektedir. Tulan Kağan’ın 599 yılının sonlarında veya 600 yılının başlarında öldürülmesi, kaynaklardaki bir yıllık farklılığın temel sebebidir.

Doğumu, Ailesi ve Kökeni

Tulan Kağan’ın doğum tarihi ve doğduğu yer kesin olarak bilinmemektedir. Altıncı yüzyılda yaşamış Göktürk hükümdarlarının çocukluk ve gençlik dönemleri hakkında ayrıntılı kayıtlar bulunmadığından, onun ilk yılları hakkında da kesin bilgiler vermek mümkün değildir. Bununla birlikte babası İşbara Kağan’ın 581 yılında Göktürk tahtına çıktığı ve Tulan’ın bu tarihten önce devlet yönetiminde görev almaya başladığı anlaşılmaktadır.

Tulan Kağan, Göktürk Devleti’nin kurucu hanedanı olan Aşina ailesine mensuptu. Babası İşbara Kağan, Kara Kağan’ın oğlu ve Bumin Kağan’ın torunuydu. Böylece Tulan Kağan, Göktürk Devleti’nin kurucusu Bumin Kağan’ın büyük torunlarından biriydi.

Annesinin kimliği kesin olarak bilinmemektedir. Çin kayıtlarında Ju-tan Tegin adıyla geçen kişinin annesinin kardeşi, yani Tulan Kağan’ın dayısı olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple bazı internet metinlerinde yer alan “Ju-tan Tegin, Tulan Kağan’ın aynı anne ve babadan öz kardeşiydi” şeklindeki bilgi doğru görünmemektedir. Mevcut kayıtlar Ju-tan Tegin’i Tulan Kağan’ın dayısı olarak göstermektedir.

Tulan Kağan’ın kardeşlerinden biri Çin kaynaklarının farklı transkripsiyonlarında Ch’in-yü Şad şeklinde kaydedilmiştir. Ch’in-yü Şad’ın hükümdarlık yıllarında güçlenerek Tulan Kağan’a rakip hâle gelmesi, iki kardeşi karşı karşıya getirmiş ve bu mücadele Ch’in-yü Şad’ın ölümüyle sonuçlanmıştır.

Adı, Unvanı ve Kaynaklarda Geçen İsimleri

Tulan Kağan’ın şahsî adı Çin kaynaklarında 阿史那雍虞閭 işaretleriyle kaydedilmiş ve modern çalışmalarda Aşina Yongyulü, Yung-yü-lü veya Yongyülü biçimlerinde okunmuştur. Buradaki Aşina adı onun mensup olduğu Göktürk hanedanını göstermektedir.

Kağanlık unvanı ise Çin kaynaklarında 都藍可汗 biçiminde yazılmıştır. Bu unvan modern Türkçe çalışmalarda Tou-lan Kağan, Tu-lan Kağan, Doulan Kağan veya Tulan Kağan şeklinde aktarılmaktadır. Bazı araştırmacılar Çincedeki bu kaydın Türkçe aslını “Turum Kağan” biçiminde yeniden kurmayı teklif etmişlerdir. Ancak bu okuma bütün araştırmacılar tarafından kesin olarak kabul edilmediği için biyografide yaygınlaşmış şekliyle “Tulan Kağan” adının kullanılması daha uygundur.

Kaynaklarda ona atfedilen uzun unvanın Hsie-chia-shih-to-na Tou-lan Kağan veya benzeri biçimlerde kaydedildiği görülmektedir. Çinli tarihçiler Türkçe adları kendi yazı sistemlerindeki işaretlerle aktardıkları için aynı kişinin adı farklı eserlerde birbirinden değişik şekillerde okunabilmektedir. Bu sebeple Yongyulü onun Çin kaynaklarında kaydedilen şahsî adı, Tulan ise hükümdarlık unvanı olarak değerlendirilmelidir.

Kağan Olmadan Önceki Hayatı

Tulan Kağan’ın kağan olmadan önce hangi bölgede görev yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda onun yabgu veya tâbi kağan derecesinde devlet yönetimine katıldığı belirtilmektedir. Göktürk devlet teşkilatında hanedan mensubu şehzadelerin belirli boyların ve bölgelerin başına gönderilmesi yaygın bir uygulamaydı. Bu nedenle Tulan’ın da babası İşbara Kağan ve amcası Baga Kağan dönemlerinde devletin belirli bir bölgesinde askerî ve idarî görev üstlenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

İşbara Kağan, ölümünden önce tahta doğrudan oğlu Tulan’ın geçmesi yerine kardeşi Baga Kağan’ın hükümdar olmasını uygun görmüştü. Bu tercih, Tulan’ın hükümdarlığa uygun bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Göktürklerde tahtın her zaman babadan oğula geçmesi zorunlu değildi. Hanedanın yetişkin, tecrübeli ve devlet ileri gelenlerinin desteğini kazanmış üyeleri de kağan seçilebilirdi. İşbara Kağan’ın 587 yılında ölmesinden sonra kardeşi Baga Kağan’ın tahta çıkması bu geleneğin sonucuydu.

Baga Kağan’ın hükümdarlığı yalnızca yaklaşık bir yıl sürdü. Apa Kağan’ı mağlup ederek esir alan Baga Kağan, 588 yılında batıya düzenlediği bir sefer sırasında aldığı yara sonucunda hayatını kaybetti. Bunun üzerine devlet meclisi İşbara Kağan’ın oğlu Yongyulü’yü kağan seçti. Yongyulü, Tulan Kağan unvanını alarak Göktürk Devleti’nin merkezî tahtına oturdu.

Tulan Kağan’ın Tahta Çıkışı

Tulan Kağan, güçlü ve bütünlüğünü koruyan bir devlet devralmadı. Mukan Kağan ve Taspar Kağan dönemlerinde Orta Asya’nın en büyük siyasî gücü olan Göktürk Devleti, 581 yılından itibaren başlayan taht mücadeleleri sebebiyle ağır bir sarsıntı geçirmişti.

İşbara Kağan ile Apa Kağan arasındaki mücadele, devletin doğu topraklarındaki birliği zayıflatmıştı. Batı bölgelerini yöneten Tardu ise merkezî kağanlığın emirlerinden uzaklaşarak bağımsız bir siyaset takip etmeye başlamıştı. Çin’de 581 yılında kurulan Sui Hanedanı da Göktürk Devleti’ni doğrudan savaşarak ortadan kaldırmak yerine hanedan üyelerini ve boy beylerini birbirlerine karşı destekleme siyaseti uyguluyordu.

Tulan Kağan tahta çıktığında karşısında üç temel mesele bulunuyordu. Bunlardan birincisi, devlet içerisinde güçlenen hanedan üyelerinin merkezî otoriteye karşı hareket etmesiydi. İkincisi, Tardu’nun batıda bağımsız bir güç hâline gelmesiydi. Üçüncüsü ise Sui Hanedanı’nın Göktürk beyleri arasındaki anlaşmazlıkları derinleştiren diplomatik faaliyetleriydi.

Tulan Kağan’ın bütün hükümdarlığı bu üç büyük meseleyle mücadele içerisinde geçti.

Doğu Göktürk Hükümdarı Olarak Adlandırılması

Tulan Kağan birçok eserde “Doğu Göktürk Kağanlığı hükümdarı” olarak tanıtılmaktadır. Ancak bu ifade dönemin siyasî yapısı açıklanmadan kullanıldığında yanlış anlaşılmaya yol açabilir.

Göktürk Devleti’nin doğu ve batı bölgeleri arasındaki ayrılık, İşbara Kağan döneminde belirginleşmişti. Tardu batıda bağımsız hareket etmeye başlamış olsa da Tulan Kağan kendisini yalnızca doğu bölgesinin yerel hükümdarı olarak görmüyordu. O, Bumin Kağan tarafından kurulan Göktürk Devleti’nin merkezî kağanlık makamını temsil ettiğine inanıyordu.

Bu nedenle “Doğu Göktürk Kağanı” ifadesi, onun hâkim olduğu bölgeyi açıklamak için sonradan kullanılan bir tarih terimidir. Tulan Kağan’ın siyasî hedefi yalnızca doğu topraklarını korumak değil, batıdaki Türk boylarını da merkezî kağanlık makamına bağlayarak eski devlet birliğini yeniden kurmaktı. Tardu ile yaptığı mücadeleler ve daha sonra onunla kurduğu ittifak, bu büyük kağanlık mücadelesinin parçalarıydı.

Sui Hanedanı ile İlk İlişkiler

Tulan Kağan hükümdarlığının ilk yıllarında Sui Hanedanı ile doğrudan savaşa girmek yerine ihtiyatlı bir siyaset izledi. Çin sarayına elçiler ve hediyeler göndererek İşbara ve Baga kağanlar döneminde kurulan diplomatik ilişkileri devam ettirdi.

Çin kaynakları bu elçilikleri çoğunlukla “haraç” veya “bağlılık” ifadeleriyle kaydetmiştir. Ancak bozkır devletleri ile Çin hanedanları arasındaki ilişkiler yalnızca tek taraflı vergi verilmesi şeklinde değerlendirilmemelidir. Gönderilen atlar, hayvanlar, değerli taşlar ve diğer hediyeler karşılığında Çin imparatorları da Türk kağanlarına ipek, tahıl, para ve çeşitli hediyeler gönderiyordu. Elçilikler aynı zamanda Çin sınırlarında pazar kurulmasını ve Türk boylarının Çin ile ticaret yapmasını sağlıyordu.

Bu sebeple Tulan Kağan döneminde Göktürklerin bütünüyle Çin’e yıllık vergiye bağlandığını söylemek eksik bir değerlendirmedir. Tulan Kağan başlangıçta Sui Hanedanı’nın siyasî üstünlüğünü belirli ölçüde tanıyan diplomatik düzeni sürdürmüş, ancak ilerleyen yıllarda bu bağlılıktan kurtularak bağımsız hareket etmeye başlamıştır.

Çin’in Sui Hanedanı Tarafından Birleştirilmesi

589 yılında Sui Hanedanı, Güney Çin’de hüküm süren Chen Devleti’ni ortadan kaldırarak Çin’i uzun bir siyasî parçalanma döneminin ardından yeniden tek yönetim altında birleştirdi. Çin’in kuzeyi ile güneyinin aynı hanedan tarafından yönetilmeye başlanması, Göktürk-Çin ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Sui Devleti artık kuzey sınırlarında Göktürklere karşı daha fazla askerî kuvvet ve ekonomik kaynak ayırabilecek durumdaydı. Buna karşılık Chen Devleti’nin yıkılması üzerine bazı Çinli muhalifler kuzeye kaçarak Göktürk ülkesine sığındılar. Bu kişilerin önemli bir bölümü, Göktürk sarayında yaşayan Çinli Ta-i Prenses’in çevresinde toplandı.

Çin’in birleşmesi Sui Hanedanı’nı güçlendirmiş olsa da Tulan Kağan için Sui karşıtı Çinli gruplardan faydalanma imkânı doğurdu. Böylece Göktürk sarayı, Çin’in iç siyasî mücadelelerinin de etkili olduğu bir merkez hâline geldi.

Ch’ien-chin, Qianjin veya Ta-i Prenses

Tulan Kağan döneminin en dikkat çekici kişilerinden biri Çin kaynaklarında Ch’ien-chin veya Qianjin Prenses adıyla geçen kadındı. Kuzey Zhou Hanedanı’na mensup olan prenses, 579 yılında Göktürk hükümdarı Taspar Kağan ile evlendirilmişti.

Taspar Kağan’ın ölümünden sonra bozkır geleneği gereğince İşbara Kağan ile evlendi. Sui Hanedanı kurulduktan sonra yeni imparator Wen, Göktürklerle ilişkileri düzeltmek amacıyla prensese Ta-i veya Dayi unvanını verdi. Ancak Sui Hanedanı, prensesin mensup olduğu Kuzey Zhou ailesini ortadan kaldırmış ve yakın akrabalarının önemli bir kısmını öldürmüştü. Bu nedenle prensesin Sui yönetimine karşı büyük bir düşmanlık beslediği anlaşılmaktadır.

İşbara Kağan’ın ölümünden sonra prensesin Baga Kağan ile, onun ölümünün ardından da Tulan Kağan ile evlendiği kabul edilmektedir. Böylece prenses, Göktürk sarayında arka arkaya birkaç hükümdarın hatunu olmuş ve devlet yönetiminde etkili bir konum elde etmiştir. Bu evlilikler modern aile anlayışıyla değil, kağan ailesinin siyasî devamlılığını koruyan bozkır devlet geleneği çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Ta-i Prenses’in Sui Karşıtı Faaliyetleri

Chen Devleti’nin yıkılmasından sonra Göktürk ülkesine sığınan Sui karşıtı Çinliler Ta-i Prenses’in çevresinde toplandılar. Prenses, kendi ailesinin ortadan kaldırılmasının intikamını almak istiyor ve Tulan Kağan’ı Sui Hanedanı’na karşı savaşmaya teşvik ediyordu.

Bu dönemde Tulan Kağan’ın Çin’e karşı daha sert bir siyaset izlemeye başlamasında prensesin ve Sui karşıtı Çinli mültecilerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çin sınırlarına yönelik akınlar yeniden başladı ve Göktürk sarayındaki Sui karşıtı faaliyetler güçlendi.

Sui İmparatoru Wen, Göktürk ülkesini ve Türk beylerini yakından tanıyan diplomat Changsun Sheng’i yeniden kuzeye gönderdi. Tulan Kağan’ın kendisine fazla ilgi göstermemesi üzerine Changsun Sheng, devlet meclisi üyelerinden birine rüşvet vererek prensesin ve çevresindeki kişilerin yaptığı gizli toplantılardan haberdar oldu. Gece gerçekleştirilen toplantı ortaya çıkarılınca Sui karşıtı faaliyetlerin varlığı Tulan Kağan’a gösterildi.

Tulan Kağan başlangıçta prensesi öldürmedi. Çin sarayına elçiler ve hediyeler göndererek ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Ancak Sui yönetimi, prensesi ortadan kaldırmayı Göktürk ülkesindeki nüfuzunu artırmanın temel şartlarından biri hâline getirdi.

Ch’in-yü Şad İsyanı ve Merkezî Otoritenin Güçlendirilmesi

Tulan Kağan dış meselelerle uğraşırken kardeşi Ch’in-yü Şad ülke içerisinde güçlenmeye başladı. Sui Hanedanı, daha önce İşbara Kağan’a karşı Apa Kağan’ı ve Tardu’yu desteklediği gibi bu defa da Ch’in-yü Şad’ı Tulan Kağan’a karşı kullanmak istedi.

Ch’in-yü Şad’ın çevresinde önemli sayıda boy ve asker toplamaya başlaması, merkezî kağanlık makamı için açık bir tehdit oluşturdu. Tulan Kağan kardeşinin daha fazla güçlenmesine izin vermedi. Ordusuyla onun üzerine yürüdü ve yapılan mücadelede Ch’in-yü Şad’ı yenerek öldürdü.

Bu başarı Tulan Kağan’ın devlet içerisindeki konumunu geçici olarak güçlendirdi. Çin’in desteklediği bir hanedan mensubunu ortadan kaldırması, onun yalnızca Sui Hanedanı’nın yönlendirdiği zayıf bir hükümdar olmadığını göstermektedir. Tulan Kağan gerektiğinde Çin’in müdahalelerine karşı sert tedbirler alabilecek askerî güce ve siyasî iradeye sahipti.

Ju-tan Tegin’in Çin’e Gönderilmesi

Ch’in-yü Şad meselesinin çözülmesinden sonra Tulan Kağan, dayısı Ju-tan Tegin’i elçi olarak Çin’e gönderdi. Ju-tan Tegin, Sui sarayına Hoten bölgesinden getirilen yeşim taşlı asalar sundu.

Bu elçilik yalnızca siyasî bağlılık göstergesi değildi. Hoten yeşiminin Göktürk elçisi tarafından Çin’e götürülmesi, Göktürk Devleti’nin Orta Asya ticaret yolları üzerindeki etkisini de göstermektedir. Hoten’den Çin’e uzanan ticaret güzergâhları Göktürklerin kontrol ettiği topraklardan geçiyordu.

Tulan Kağan’a bağlı bazı Türk boyları da Çin’e at, deve, koyun ve sığır göndererek doğrudan ticaret yapma isteğinde bulundular. Sui İmparatoru Wen, bu boyların Çin sınırlarında pazar kurmalarına izin verdi. Böylece Aşina Hanedanı’na mensup olmayan bazı boy beyleri de Çin ile doğrudan ilişki kurmaya başladılar.

Bu gelişme kısa vadede ticareti canlandırmış olsa da uzun vadede merkezî kağanlık makamını zayıflattı. Boy beylerinin kağandan bağımsız biçimde Çin ile ilişki kurması, Sui diplomasisine Göktürk Devleti’nin iç işlerine müdahale edebileceği yeni alanlar açtı.

Tardu Kağan ile Mücadeleleri

Tulan Kağan’ın önündeki en büyük meselelerden biri batı bölgelerinde hüküm süren Tardu Kağan’dı. İstemi Yabgu’nun oğlu olan Tardu, 576 yılından itibaren Göktürk Devleti’nin batı topraklarını yönetmiş, İşbara Kağan döneminde ise merkezî kağanlıktan giderek uzaklaşmıştı.

Tulan Kağan, Bumin Kağan’ın kurduğu büyük Göktürk Devleti’nin merkezî hükümdarı olarak batı bölgeleri üzerinde de hâkimiyet kurmak istiyordu. Tardu ise kendi siyasî ve askerî gücünü korumaya çalışıyordu. Bu sebeple iki hükümdar arasında birkaç defa silahlı mücadele meydana geldi.

Çarpışmaların kesin bir sonuç vermemesi üzerine Sui İmparatoru araya girdi ve taraflar arasında barış sağlandı. Tulan ile Tardu ordularını geri çekerek kendi bölgelerine döndüler. Ancak bu barış iki hükümdar arasındaki temel hâkimiyet meselesini tamamen çözmedi.

Tulan Kağan ile Tardu’nun başlangıçta rakip, daha sonra ise Çin’e karşı müttefik olmaları Göktürk siyasetinin değişken yapısını göstermektedir. Her iki hükümdar da Çin’in desteklediği Tu-li Kağan’ın güçlenmesini kendi hâkimiyetleri için tehlike olarak görmüş ve 599 yılında ortak hareket etmeye başlamıştır.

Tu-li Kağan’ın Ortaya Çıkışı

Tulan Kağan’ın hükümdarlığını sarsan en önemli gelişme, Çin kaynaklarında Jan-kan veya Rangan adıyla geçen Aşina Hanedanı mensubunun güçlenmesiydi. Jan-kan, Tu-li Kağan unvanıyla Baykal Gölü çevresindeki kuzey bölgelerinde hüküm sürüyordu.

Jan-kan’ın Baga Kağan’ın oğlu olduğu genel olarak kabul edilmekle birlikte Çin kayıtlarının bazı bölümlerinde İşbara Kağan’ın oğlu olarak gösterildiği de görülmektedir. Kaynaklardaki bu farklılık sebebiyle onun Tulan Kağan’ın kardeşi mi yoksa amcasının oğlu mu olduğu tartışmalıdır. Ancak hangi soy bağlantısı kabul edilirse edilsin Tu-li Kağan’ın Aşina Hanedanı’na mensup olduğu ve Tulan Kağan’ın taht üzerindeki en önemli rakibi hâline geldiği kesindir.

Tu-li Kağan 593 yılı dolaylarında Çin’e elçi göndererek Sui Hanedanı ile siyasî ilişki kurmak ve bir Çin prensesiyle evlenmek istediğini bildirdi. Sui yönetimi bu talebi Göktürk ülkesini yeniden bölmek için önemli bir fırsat olarak gördü.

İmparator Wen, Tu-li Kağan’a Ta-i Prenses’in öldürülmesini sağlaması durumunda kendisine Çinli bir prenses verileceğini bildirdi. Tu-li Kağan bunun üzerine Tulan Kağan’ın huzurunda Ta-i Prenses hakkında ağır suçlamalarda bulundu. Prensesin Sui karşıtı faaliyetleri, gizli toplantıları ve özel hayatına ilişkin suçlamalar bir araya getirilince Tulan Kağan onu öldürttü.

Sui Hanedanı’nın Tu-li Kağan’ı Desteklemesi

Ta-i Prenses’in öldürülmesinden sonra hem Tulan Kağan hem de Tu-li Kağan Çinli bir prensesle evlenmek istedi. Ancak Sui sarayı Tulan Kağan’ın talebini kabul etmedi. Çin yönetimi, merkezî kağanı güçlendirmek yerine ona rakip olabilecek Tu-li Kağan’ı desteklemeyi tercih etti.

597 yılında Tu-li Kağan, Sui Hanedanı’na mensup Prenses Anyi ile evlendirildi. İmparator Wen kendisine büyük miktarda para, ipek, yiyecek ve çeşitli hediyeler verdi. Ayrıca onun boylarının Çin sınırına yakın bölgelere yerleşmesine izin verildi.

Bu evlilik sıradan bir hanedan evliliği değildi. Sui yönetimi Tu-li Kağan’ı Tulan Kağan’a karşı alternatif bir hükümdar olarak hazırlıyordu. Çin’den aldığı ekonomik ve siyasî destek sayesinde Tu-li’nin itibarı arttı. Tulan Kağan ise Sui Hanedanı’nın kendi iç işlerine açıkça müdahale ettiğini gördü.

Tulan Kağan’ın Çin’e karşı kesin biçimde tavır alması bu gelişmeden sonra başladı. Sui sarayına gönderilen elçilikler azaldı, sınır akınları yeniden başladı ve Tu-li Kağan’a bağlı boylarla Tulan Kağan arasında silahlı mücadele çıktı.

Tu-li Kağan ile Savaş

Tu-li Kağan, Çin’den aldığı destekle bağımsız hareket etmeye ve kendi çevresinde yeni bir siyasî birlik oluşturmaya başladı. Tulan Kağan bu gelişmenin yalnızca kişisel bir taht mücadelesi olmadığını, Sui Hanedanı’nın Göktürk Devleti’ni parçalamaya yönelik geniş kapsamlı bir planı olduğunu gördü.

597 yılından itibaren Tulan Kağan ile Tu-li Kağan arasında açık savaş başladı. Sui yönetiminin bütün desteğine rağmen Tu-li Kağan savaş meydanlarında başarı kazanamadı. Tulan Kağan’ın askerî kuvvetleri Tu-li’ye bağlı boyları dağıttı ve onun hâkimiyet alanını daralttı.

598 ve 599 yıllarındaki hadiselerin tarihleri kaynaklarda farklı biçimlerde kaydedilmiştir. Bazı kaynaklar Tulan Kağan’ın 598 yılında Çin sınırına sefer hazırladığını ve Tu-li Kağan’ın bunu önceden Sui sarayına haber verdiğini belirtmektedir. Bazı kaynaklarda ise aynı olay 599 yılı içerisinde gösterilmektedir.

Tu-li’nin Göktürk ordusunun sefer hazırlığını Çin’e bildirmesi üzerine Sui Hanedanı kuzey sınırlarında tedbir aldı. Böylece Tulan Kağan’ın planladığı baskın beklenen sonucu vermedi. Bu olaydan sonra Tulan Kağan, Tu-li Kağan’ı tamamen ortadan kaldırmaya karar verdi.

Tardu Kağan ile Kurulan İttifak

Tulan Kağan ile daha önce birkaç defa savaşmış olan Tardu Kağan da Tu-li’nin Çin tarafından desteklenmesinden rahatsızdı. Sui Hanedanı’nın Tu-li’yi büyük kağanlık makamına hazırlaması yalnızca Tulan’ın değil, Tardu’nun da siyasî geleceğini tehdit ediyordu.

Bunun üzerine Tulan Kağan ile Tardu Kağan eski anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak Çin’e ve Tu-li Kağan’a karşı ittifak kurdular. Bu ittifak, Göktürk Devleti’nin doğu ve batı kuvvetlerinin uzun bir aradan sonra ortak bir düşmana karşı birleşmesini sağladı.

599 yılında Tulan ve Tardu’nun kuvvetleri Çin Seddi’nin kuzeyindeki bölgelerde Tu-li Kağan’a saldırdı. Tu-li’nin boyları ağır bir yenilgiye uğratıldı, karargâhı dağıtıldı ve kendisine bağlı toplulukların önemli bir kısmı Tulan Kağan’ın hâkimiyetine girdi. Tu-li Kağan savaş alanından kaçmayı başararak Sui topraklarına sığındı.

Bu zafer Tulan Kağan’ın hükümdarlığı boyunca kazandığı en önemli askerî başarılardan biriydi. Çin’in yıllarca desteklediği rakibini yenmiş ve Göktürk Devleti içerisindeki hâkimiyetini yeniden güçlendirmişti.

Sui Ordularıyla Mücadele

Tu-li Kağan’ın Çin’e sığınması üzerine Sui İmparatoru Wen doğrudan askerî müdahalede bulunmaya karar verdi. Çin orduları birkaç koldan kuzeye gönderildi. Seferin yönetiminde Gao Jiong, Yang Su ve Yan Rong gibi tecrübeli Sui kumandanları bulunuyordu.

Tulan Kağan ve Tardu Kağan, Çin kuvvetlerine karşı mücadele ettiler. Göktürk orduları bazı bölgelerde Sui birliklerine ağır kayıplar verdirdi ve Çin ordularının ilerleyişini durdurdu. Tulan Kağan’ın Heng-an çevresinde karşısına çıkan kuvvetleri mağlup ettiği de kaynaklarda aktarılmaktadır.

Bununla birlikte Sui Hanedanı’nın farklı kollardan yürüttüğü saldırılar, Tu-li Kağan’a verdiği askerî destek ve Göktürk boyları içerisindeki faaliyetleri savaşın kesin bir Göktürk zaferiyle sonuçlanmasını engelledi. Çin kuvvetleri sınır bölgelerindeki baskıyı artırınca Tulan ve Tardu orduları bozkıra doğru çekilmek zorunda kaldılar.

Sui yönetimi yalnızca savaş meydanındaki askerî gücüne güvenmiyordu. Çinli diplomatlar aynı anda Göktürk boyları içerisinde propaganda yapıyor, bazı beyleri hediyelerle kendi taraflarına çekiyor ve Tulan Kağan’ın otoritesine karşı isyanları teşvik ediyordu.

Tulan Kağan’ın Öldürülmesi

Tulan Kağan, Çin ordularına ve Tu-li Kağan’a karşı mücadele ettiği sırada kendi boyları içerisindeki bağlılığı korumakta zorlandı. Uzun süren savaşlar, hanedan üyeleri arasındaki rekabet ve Sui Hanedanı’nın dağıttığı hediyeler bazı Türk boylarının merkezî kağanlıktan uzaklaşmasına yol açtı.

Çin kaynakları Tulan Kağan’ın kendi emrindeki kişiler tarafından öldürüldüğünü bildirmektedir. Bazı modern çalışmalarda onun Töles boyları arasında çıkan bir isyan sırasında hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Ancak onu öldüren kişinin adı ve hadisenin ayrıntıları kesin olarak bilinmemektedir.

Ölümü çoğunlukla 599 yılının sonlarına tarihlendirilmektedir. Bazı eserlerde 600 yılının başı gösterildiği için hükümdarlık dönemi 588-600 şeklinde de verilmektedir. En ihtiyatlı ifade, Tulan Kağan’ın 599 yılının sonlarında veya 600 yılının hemen başında kendi adamları tarafından öldürüldüğünü söylemektir.

Tulan Kağan savaş meydanında Çin ordusu tarafından öldürülmemiştir. Onun sonunu hazırlayan temel gelişme, Göktürk Devleti içerisindeki boyların ve hanedan mensuplarının merkezî kağanlık makamından uzaklaşması olmuştur.

Ölümünden Sonra Yaşananlar

Tulan Kağan’ın öldürülmesi Göktürk Devleti’nde büyük bir otorite boşluğu meydana getirdi. Tardu Kağan bu durumdan faydalanarak kendisini Bilge Kağan unvanıyla büyük kağan ilan etti. Tardu’nun amacı yalnızca batı bölgesini yönetmek değil, Tulan’ın ölümüyle boşalan merkezî Göktürk tahtını ele geçirmekti.

Sui Hanedanı ise Çin’e sığınmış olan Tu-li Kağan’ı destekledi. Tu-li’ye İ-li-tou Ch’i-min veya Kimin Kağan unvanı verildi ve Çin sınırları içerisinde korunan bir bölge tahsis edildi. Sui askerleri tarafından korunan Kimin Kağan, Tardu’ya karşı alternatif hükümdar olarak kullanılmaya devam edildi.

Tardu Kağan 603 yılına kadar merkezî kağanlık makamını ele geçirmek için mücadele etti. Ancak Töles boylarının büyük isyanı sonucunda gücünü kaybetti ve Tuyuhun ülkesine sığınmak zorunda kaldı. Böylece Sui Hanedanı’nın desteklediği Kimin Kağan, doğudaki Göktürk boylarının hükümdarı hâline geldi.

Bu gelişmeler Tulan Kağan’ın ölümünün yalnızca bir hükümdarın hayatını sona erdirmediğini, Göktürk Devleti’nin siyasî düzeninde köklü bir değişiklik meydana getirdiğini göstermektedir. Tulan’ın ölümünden sonra Sui Hanedanı’nın Göktürk iç siyasetindeki etkisi en yüksek seviyesine ulaştı.

Tulan Kağan’ın Devlet Yönetimi

Tulan Kağan’ın devlet yönetimi üç ayrı dönemde değerlendirilebilir. Hükümdarlığının ilk döneminde Sui Hanedanı ile diplomatik ilişkileri devam ettirmiş, elçiler ve hediyeler göndererek devletin toparlanması için zaman kazanmaya çalışmıştır.

İkinci döneminde ülke içerisindeki rakiplerini ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Kardeşi Ch’in-yü Şad’ı yenmesi, çeşitli boyları yeniden merkezî kağanlığa bağlaması ve Tardu ile yaptığı savaşlar bu dönemin başlıca gelişmeleridir.

Son döneminde ise Çin’in siyasî üstünlüğünü reddederek bağımsız bir dış politika izlemeye başlamıştır. Tu-li Kağan’ı yenmiş, Tardu ile ittifak kurmuş ve Sui Hanedanı’na karşı askerî seferler düzenlemiştir.

Bu yönüyle Tulan Kağan’ın siyaseti tek bir çizgi üzerinde ilerlememiştir. Devletin gücü ve dönemin şartlarına göre bazen diplomasiye, bazen ticarete, bazen de askerî mücadeleye başvurmuştur.

Tulan Kağan’ın Kişiliği

Tulan Kağan’ın fizikî görünüşü ve özel hayatı hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Çin kaynakları onun askerî faaliyetlerini, diplomatik ilişkilerini ve hanedan mücadelelerini anlatmakla birlikte kişiliğine ilişkin sınırlı değerlendirmeler yapmaktadır.

Hayatındaki gelişmeler onun kararlı ve mücadeleci bir hükümdar olduğunu göstermektedir. Kardeşi Ch’in-yü Şad’ın güçlenmesine izin vermemesi, Tardu’ya karşı mücadele etmesi, Çin’in desteklediği Tu-li Kağan’ı yenmesi ve gerektiğinde eski rakibi Tardu ile ittifak kurması siyasî şartlara göre hareket edebildiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte Tulan Kağan, Çin’in boy beyleri ve hanedan üyeleri üzerinde yürüttüğü siyasî faaliyetleri tamamen engelleyemedi. Ta-i Prenses’in öldürülmesi de Çin ile ilişkileri düzeltmedi. Sui Hanedanı bu defa Tu-li Kağan’ı destekleyerek merkezî kağanlığı daha büyük bir tehditle karşı karşıya bıraktı.

Türk Tarihindeki Yeri

Tulan Kağan, Türk tarihinde çoğu zaman Göktürk Devleti’nin zayıfladığı dönemin hükümdarlarından biri olarak gösterilmektedir. Ancak onun hükümdarlığını yalnızca devletin gerilemesi üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Tahta çıktığında devlet zaten uzun süren taht mücadeleleri sonucunda parçalanmıştı. Batı bölgelerinde Tardu bağımsız hareket ediyor, kuzeyde Tu-li Kağan kendi kuvvetini oluşturuyor, çeşitli Türk boyları Çin ile doğrudan ilişki kuruyor ve Sui Hanedanı hanedan üyelerini birbirlerine karşı destekliyordu.

Tulan Kağan bu ağır şartlar altında merkezî otoriteyi yeniden kurmaya çalıştı. Çin’in desteklediği kardeşini ve daha sonra Tu-li Kağan’ı mağlup etti. Sui ordularına karşı önemli askerî başarılar kazandı. Eski rakibi Tardu ile anlaşarak Göktürk kuvvetlerini Çin’e karşı ortak mücadelede bir araya getirdi.

Ancak savaş meydanında elde ettiği başarıları kalıcı bir siyasî birliğe dönüştüremedi. Sui Hanedanı’nın casusluk, hediye, evlilik ve rakip kağanları destekleme üzerine kurulu siyaseti, Göktürk Devleti’ni içeriden yıprattı. Tulan Kağan’ın kendi adamları tarafından öldürülmesi bu siyasetin ve yıllardır devam eden iç mücadelelerin en ağır sonucu oldu.

Bu nedenle Tulan Kağan, yalnızca başarısız olmuş bir hükümdar değil; Göktürk Devleti’ni Çin nüfuzundan kurtarmaya, merkezî kağanlığı güçlendirmeye ve parçalanmış Türk boylarını yeniden birleştirmeye çalışan mücadeleci bir kağan olarak değerlendirilmelidir.

Tulan Kağan Döneminin Kısa Kronolojisi

588: Baga Kağan’ın ölümü üzerine İşbara Kağan’ın oğlu Yongyulü, Tulan Kağan unvanıyla tahta çıktı.

589: Sui Hanedanı Chen Devleti’ni ortadan kaldırarak Çin’i siyasî olarak birleştirdi.

589-593: Tulan Kağan başlangıçta Sui Hanedanı ile diplomatik ve ticarî ilişkileri sürdürdü. Ta-i Prenses’in çevresinde Sui karşıtı muhalifler toplandı.

Yaklaşık 592-593: Çin’in desteklediği Ch’in-yü Şad güçlenince Tulan Kağan onun üzerine yürüdü ve kardeşini öldürdü. Ju-tan Tegin Çin’e elçi gönderildi.

593: Tu-li Kağan, Sui Hanedanı ile siyasî ilişki ve evlilik ittifakı kurmak için harekete geçti. Ta-i Prenses hakkındaki suçlamalar sonucunda prenses Tulan Kağan tarafından öldürüldü.

597: Tu-li Kağan, Çinli Prenses Anyi ile evlendirildi. Sui Hanedanı’nın Tu-li’yi desteklemesi üzerine Tulan Kağan Çin’e karşı açık mücadeleye başladı.

598-599: Tu-li Kağan, Tulan’ın Çin sınırına yönelik sefer hazırlıklarını Sui sarayına bildirdi. Göktürklerle Sui Hanedanı arasındaki savaşlar şiddetlendi.

599: Tulan Kağan ile Tardu Kağan ittifak kurarak Tu-li Kağan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Tu-li Çin’e sığındı.

599 sonu veya 600 başı: Tulan Kağan kendi emrindeki kişiler tarafından öldürüldü.

600: Tardu Kağan kendisini Bilge Kağan unvanıyla büyük kağan ilan etti. Sui Hanedanı ise Tu-li’yi Kimin Kağan unvanıyla Tardu’ya karşı destekledi.

Sonuç

Tulan Kağan’ın hükümdarlığı, Göktürk Devleti ile Sui Hanedanı arasındaki mücadelenin yalnızca savaş meydanlarında değil; elçilikler, ticaret, evlilikler, casusluk faaliyetleri ve taht mücadeleleri üzerinden de yürütüldüğü bir dönemdir.

Tulan Kağan başlangıçta Çin ile dengeli ilişkiler kurmaya çalışmış, ancak Sui Hanedanı’nın Göktürk Devleti içerisindeki rakiplerini desteklemesi üzerine bağımsızlık siyasetine yönelmiştir. Kardeşi Ch’in-yü Şad’ı ve Çin destekli Tu-li Kağan’ı yenmesi, onun askerî bakımdan zayıf bir hükümdar olmadığını göstermektedir.

Bununla birlikte Göktürk boyları arasındaki birlik sağlanamamış, hanedan mensupları arasındaki mücadele sona erdirilememiş ve Çin diplomasisinin devlet içerisindeki etkisi ortadan kaldırılamamıştır. Tulan Kağan’ın kendi adamları tarafından öldürülmesiyle merkezî kağanlık makamı büyük bir sarsıntı geçirmiştir.

Tulan Kağan, Göktürk Devleti’nin parçalanmasını durdurmak için mücadele etmiş, Çin’in siyasî üstünlüğüne karşı çıkmış ve eski büyük Göktürk birliğini yeniden kurmaya çalışmış bir Türk kağanı olarak tarihteki yerini almıştır.

Başlıca Kaynaklar

  • Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler, birinci cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Ahmet Taşağıl, Bozkırın Kağanlıkları: Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler ve Uygurlar.
  • Liu Mau-tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri.
  • Sui Shu, 84. bölüm.
  • Bei Shi, Göktürklerle ilgili bölümler.
  • Zizhi Tongjian, Sui dönemi kayıtları.
  • Hayrettin İhsan Erkoç, Doğu Göktürk Kağanlığı’nın Çöküşü.
  • Selma Başkan, “Siyasal Gelişmeler Işığında Qian Jin Prenses’in Göktürk Kağanlığı’ndaki Hayatı”.

Hazırlayan: Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı