Sultan Alparslan

Sultan Muhammed Alparslan, 20 Ocak 1029 tarihinde Horasan coğrafyasında dünyaya geldi. Tam adı Ebû Şücâ‘ Adudüddevle Alparslan Muhammed b. Dâvûd Çağrı Beydir. Babası Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucularından Horasan Meliki Çağrı Bey, dedesi Mîkâil, büyük dedesi ise Selçuklu hanedanına adını veren Selçuk Bey’dir. Müslüman adı Muhammed olan büyük hükümdar, cesareti ve savaşçılığı sebebiyle “yiğit aslan” anlamına gelen Alp Arslan unvanıyla tanındı. Tarihe ise Sultan Muhammed Alparslan adıyla geçti.

Alparslan, Türk tarihinin yalnızca büyük bir komutanı değil; Büyük Selçuklu ülkesini birleştiren, devlet teşkilâtını kuvvetlendiren, Nizâmülmülk gibi büyük bir vezire yetki veren, oğlu Melikşah’ı hükümdarlığa hazırlayan ve Anadolu’nun Türk yurdu hâline gelmesinde belirleyici rol oynayan büyük bir devlet adamıdır.

Onun hayatını yalnız Malazgirt Zaferi üzerinden anlatmak eksik kalır. Sultan Alparslan’ın büyüklüğü; yetişme biçiminde, insanları tanımasında, devlet adamlarına güvenmesinde, mağlûp ettiği rakiplerine karşı gösterdiği merhamette, halkına karşı adaletinde ve ölüm döşeğinde bile devletinin geleceğini düşünmesinde görülür.

Sultan Alparslan’ın Ailesi ve Çocukluk Yılları

Sultan Alparslan, Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçuklu hanedanının içinde dünyaya geldi. Büyük dedesi Selçuk Bey, Cend çevresinde güçlü bir siyasî ve askerî topluluk meydana getirmişti. Selçuk Bey’in torunları Tuğrul ve Çağrı beyler ise Dandanakan Zaferi’nden sonra Büyük Selçuklu Devleti’ni kurmuştu.

Alparslan’ın çocukluğu saray eğlenceleri içerisinde değil; Horasan’ın hareketli siyasî ve askerî ortamında geçti. Selçuklular bir taraftan Gaznelilerin Horasan’ı geri alma teşebbüsleriyle, diğer taraftan Karahanlılarla mücadele ediyordu. Yeni kurulan devletin sınırları henüz kesinleşmemiş, hanedan üyeleri arasında görev paylaşımı tam olarak yerleşmemişti.

Bu ortam Alparslan’ın küçük yaşta sorumluluk almasını sağladı. At binmeyi, ok atmayı, kılıç kullanmayı ve ordu yönetmeyi öğrendi. Bunun yanında devletin yalnız savaş meydanında yönetilemeyeceğini; halkın korunması, şehirlerin idare edilmesi, vergilerin düzenli toplanması ve ticaret yollarının güvenli tutulması gerektiğini gördü.

Babası Çağrı Bey, Alparslan’ın yetişmesinde en önemli isimdi. Çağrı Bey yıllarca Gaznelilerle mücadele etmiş, Horasan’ı Selçuklu hâkimiyetine kazandırmış ve Türkmen topluluklarını idare etmiş tecrübeli bir devlet adamıydı. Alparslan, babasının yanında hem askerliği hem de hükümdarlığın gerektirdiği sabır ve siyaseti öğrendi.

Genç Yaşta Devlet Sorumluluğu Alması

Çağrı Bey’in hastalanması üzerine Horasan’ın askerî ve idarî sorumluluğunun önemli bir bölümü Alparslan’a bırakıldı. Alparslan 1043-1044 yıllarında Gaznelilerin Belh ve Tohâristan yönündeki saldırılarını durdurarak genç yaşta büyük bir başarı kazandı.

Bu başarının ardından yalnızca bir hükümdar oğlu olarak değil, kendi kuvveti ve yeteneğiyle öne çıkan bir kumandan olarak tanınmaya başladı. Daha sonra Karahanlılara ve yeniden Gaznelilere karşı yürütülen mücadelelerde görev aldı.

Tuğrul Bey’e karşı ayaklanan İbrahim Yınal’ın isyanının bastırılmasına da kardeşleriyle birlikte yardım etti. Böylece Alparslan’ın adı yalnız Horasan’da değil, Büyük Selçuklu ülkesinin batı bölgelerinde ve Rey’de de duyuldu.

Babası Çağrı Bey, ona Belh, Tohâristan, Tirmiz, Vahş ve çevresinin idaresini verdi. Bu görev, Alparslan’ı daha babası hayattayken Horasan’ın fiilî veliahdı hâline getirdi. Şehirlerin yönetilmesi, askerlerin maaş ve ihtiyaçlarının karşılanması, yerel yöneticilerin denetlenmesi ve sınırların korunması konusunda önemli tecrübeler kazandı.

Çağrı Bey’in Ağustos 1059’da ölümünün ardından Alparslan, Horasan meliki oldu. Hanedan üyeleri ve bölgedeki Selçuklu emirleri onun yönetimini kabul etti. Çünkü Alparslan bu makama yalnız babasının oğlu olduğu için değil, daha önce gösterdiği başarılarla geldi.

Sultan Alparslan’ın Büyük Selçuklu Tahtına Çıkışı

Büyük Selçuklu Devleti’nin ilk sultanı Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063 tarihinde Rey’de erkek evlât bırakmadan vefat etti. Tuğrul Bey’in ölümü üzerine Selçuklu tahtı için büyük bir mücadele başladı.

Tuğrul Bey’in veziri Amîdülmülk el-Kündürî, Alparslan’ın küçük kardeşi Süleyman’ı sultan ilân etti. Buna karşılık Alparslan’ın ağabeyi Kirman Meliki Kavurd Bey, büyük amcası Mûsâ Yabgu ve Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış da hükümdarlık iddiasında bulundu.

Alparslan hemen Rey’e saldırmadı. Önce Horasan ve doğu bölgelerindeki güvenliği sağladı. Huttalân ve Çağâniyân’daki muhalif emirleri itaat altına aldı. Herat çevresinde bulunan büyük amcası Mûsâ Yabgu’yu yenerek onun hükümdarlık iddiasına son verdi.

Arkasını güvenceye aldıktan sonra Rey’e doğru ilerledi. Bu davranış, Alparslan’ın yalnız cesur değil, aynı zamanda tedbirli bir devlet adamı olduğunu gösterir. Büyük bir mücadeleye girmeden önce geride bırakacağı bölgelerin güvenliğini sağlamıştı.

Kutalmış, kalabalık bir kuvvetle Rey’i kuşatmıştı. Alparslan’ın yaklaştığını öğrenince Damgan çevresindeki Milh vadisine çekildi. Yapılan savaşta Kutalmış mağlûp oldu ve kaçarken hayatını kaybetti.

Alparslan’ın Kutalmış’ın ölümüne üzüldüğü ve hanedan mensubunun kaybı karşısında gözyaşı döktüğü aktarılır. Ancak devletin parçalanmasını önlemek için taht mücadelesini kesin biçimde sonuçlandırması gerekiyordu.

Kutalmış’ın mağlûp edilmesinin ardından Alparslan Rey’e girerek Büyük Selçuklu tahtına oturdu. Adına hutbe okuttu ve para bastırdı. Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh da 27 Nisan 1064 tarihinde Alparslan’ın saltanatını resmen tanıdı.

Böylece babası Çağrı Bey’in Horasan’daki topraklarıyla amcası Tuğrul Bey’in İran ve Irak merkezli hâkimiyet sahaları Sultan Alparslan’ın yönetiminde birleşti.

Amîdülmülk el-Kündürî’nin Görevden Alınması

Amîdülmülk el-Kündürî, Tuğrul Bey döneminin güçlü veziriydi. Devlet yazışmalarını, maliyeyi ve saray çevresini büyük ölçüde kontrol ediyordu. Ancak Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Süleyman’ı tahta çıkararak Alparslan’ın karşısında yer aldı.

Alparslan’ın üstünlüğü kesinleşince Kündürî taraf değiştirdi ve onun adına hutbe okuttu. Fakat Sultan Alparslan, taht mücadelesinin başında kendisine karşı çalışan bu güçlü vezire güvenmedi.

Kündürî görevden alındı, tutuklandı ve daha sonra Mervürrûz’a gönderildi. 1065 yılında öldürüldü. Bu karar, Sultan Alparslan’ın devlet yönetimindeki kararlılığını gösterir. Bağlılık gösteren hanedan üyelerini affedebiliyor; fakat merkezî iktidarı ele geçirmeye çalışan eski yönetici çevreleri tehlikeli bulduğunda sert davranabiliyordu.

Kündürî’nin yerine, Alparslan’ın Horasan melikliği döneminden beri yanında bulunan Nizâmülmülk getirildi. Bu değişiklik, Büyük Selçuklu Devleti’nin yönetiminde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Sultan Alparslan ve Nizâmülmülk

Sultan Alparslan’ın en önemli özelliklerinden biri, yetenekli devlet adamlarını tanıyıp onlara güvenmesiydi. Bunun en büyük örneği, Büyük Selçuklu tarihinin meşhur veziri Nizâmülmülk’tür.

Tam adı Ebû Ali Hasan b. Ali et-Tûsî olan Nizâmülmülk, 10 Nisan 1018’de Horasan’ın Tûs şehrine bağlı Râdkân köyünde doğdu. İyi bir eğitim aldı ve Gazneli devlet teşkilâtında tecrübe kazandı. Daha sonra Çağrı Bey’in hizmetine girdi.

Çağrı Bey’in Nizâmülmülk’ü oğlu Alparslan’a emanet ettiği ve ondan kendisini bir baba gibi kabul etmesini istediği rivayet edilir. Nizâmülmülk, Alparslan’ın Horasan melikliği sırasında idarî işlerini yürüttü ve taht mücadelesinde onun yanında yer aldı.

Alparslan sultan olduktan sonra Nizâmülmülk’ü vezir tayin etti. Sultan ile vezir arasında sağlam bir iş bölümü kuruldu. Sultan ordunun başkomutanı, hanedanın lideri ve dış siyasetin belirleyicisiydi. Nizâmülmülk ise maliyeyi, devlet yazışmalarını, görevlilerin tayinini, iktâ sistemini, eğitim ve hukuk kurumlarını yönetiyordu.

Alparslan’ın büyüklüğü, Nizâmülmülk gibi güçlü bir devlet adamının varlığından rahatsız olmamasında görülür. Ona geniş yetkiler verdi; bilgisinden ve tecrübesinden yararlandı. Fakat devletin en yüksek otoritesinin sultan olduğunu da her zaman korudu.

Nizâmülmülk yalnızca sarayda çalışan bir vezir değildi. Gerektiğinde seferlere katılıyor, askerî birliklere görev veriyor, isyanların bastırılmasını sağlıyor ve genç Melikşah’ın yetişmesiyle ilgileniyordu.

Alparslan’ın askerî liderliği ile Nizâmülmülk’ün devlet tecrübesi birleşerek Büyük Selçuklu Devleti’nin en güçlü döneminin temellerini meydana getirdi.

Büyük Selçuklu Devleti’ni Yönetme Biçimi

Sultan Alparslan’ın ülkesi Horasan’dan İran’a, Irak’tan Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyaya sahipti. Bu kadar büyük bir devleti yalnız merkezden gönderilen emirlerle yönetmek mümkün değildi.

Selçuklu ülkesinde hanedan mensupları, melikler, emirler, Türkmen beyleri, iktâ sahipleri ve yerel hükümdarlar bulunuyordu. Alparslan bu farklı güçleri ortadan kaldırmak yerine kendi üstünlüğü altında bir arada tutmaya çalıştı.

Bir bölgede hutbenin sultan adına okunması ve onun adına para basılması hâkimiyetin temel işaretleriydi. Yerel hükümdarlar bu şartları kabul ettikleri ve vergilerini ödedikleri sürece kendi bölgelerinde yönetici olarak kalabiliyordu.

Alparslan, her toprağı doğrudan merkezden yönetmeye çalışmadı. Uzak bölgelerde güvenilir hanedan mensupları veya yerel yöneticiler görevlendirildi. Ancak onların bağımsız hükümdar gibi hareket etmelerine izin verilmedi.

Devletin genişlemesinde iktâ sistemi önemliydi. Belirli bölgelerin vergi gelirleri, asker beslemek ve devlet hizmetini sürdürmek şartıyla emirlere tahsis ediliyordu. Böylece büyük ordunun ihtiyaçları doğrudan merkez hazinesine yüklenmeden karşılanıyordu.

Sultan Alparslan’ın devlet anlayışında hükümdarın görevi yalnız fetih yapmak değildi. Ticaret yollarını korumak, şehirlerin güvenliğini sağlamak, halkın geçimini sürdürmesine imkân vermek ve devlete karşı çıkan güçleri denetim altına almak da hükümdarlığın temel görevleriydi.

İnsanları Tanıma ve Görev Verme Yeteneği

Alparslan’ın başarılı bir hükümdar olmasının en önemli sebeplerinden biri, insanları tanıması ve doğru kişiyi doğru görevde kullanmasıydı.

Nizâmülmülk’ü devlet yönetiminin başına getirmesi bunun en büyük örneğidir. Savtegin’i Kafkasya ve Arrân’daki düzenin sağlanmasında, Afşin Bey’i Anadolu sınırında, Sunduk’u Ahlat ve Malazgirt çevresinde, Artuk Bey’i Anadolu’daki ilerleyişte görevlendirdi.

Gevherâyin, Ay Tegin ve Porsuk gibi emirler de Sultan Alparslan’ın güvendiği kumandanlar arasında yer aldı. Bu kişiler yalnız savaşçı değil, aynı zamanda sultanın otoritesini farklı bölgelerde temsil eden devlet görevlileriydi.

Alparslan bütün yetkiyi kendi elinde toplamaya çalışmadı. Görev verdiği kişilere hareket alanı tanıdı; fakat onların faaliyetlerini takip etti. Bir bölgede sorun çıktığında güvenilir emirlerinden birini göndererek düzeni yeniden sağladı.

İnsanları kullanma ve yetki paylaşma konusundaki başarısı, ölümünden sonra da devletin ayakta kalmasını sağladı.

Türkmenlere Yaklaşımı ve Anadolu Siyaseti

Orta Asya’dan Horasan ve İran’a gelen Türkmen toplulukları, Büyük Selçuklu Devleti’nin askerî gücünün önemli bölümünü oluşturuyordu. Bu topluluklar yeni otlaklara, yerleşme alanlarına ve geçim kaynaklarına ihtiyaç duyuyordu.

Türkmenler cesur ve hareketli savaşçılardı. Bununla birlikte bağımsız hareket etmeleri, yerleşik halkla zaman zaman sorun yaşamalarına neden oluyordu. Sultan Alparslan, Türkmenleri yalnız baskı yoluyla kontrol etmeye çalışmadı.

Türkmen topluluklarını Bizans sınırına ve Anadolu yönüne sevk etti. Böylece İran ve Horasan’daki sosyal baskıyı azaltırken Bizans sınırının yıpratılmasını ve Anadolu’da yeni yerleşme alanlarının açılmasını sağladı.

Anadolu’ya yöneliş yalnızca askerî bir harekât değildi. Türkmenlerin aileleri, hayvanları ve bütün hayat düzenleriyle batıya ilerlemesi, yeni bir yurt edinme sürecinin başlangıcıydı.

Alparslan’ın bütün Türkmen akınlarını doğrudan yönettiğini söylemek doğru değildir. Bazı beyler sultanın açık emriyle, bazıları ise sınır şartlarına göre hareket ediyordu. Sultan Alparslan’ın başarısı, bu büyük Türkmen hareketini Selçuklu Devleti’nin genel siyasetiyle birleştirebilmesiydi.

Sultan Alparslan’ın Savaşları ve Seferleri

Sultan Alparslan’ın savaşlarını uzun uzun anlatmak yerine hayatındaki temel dönüm noktalarıyla değerlendirmek gerekir.

Gençliğinde Gaznelilerin Belh ve Tohâristan saldırılarını durdurdu. Karahanlılara karşı doğu sınırını korudu. Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Kutalmış’ı mağlûp ederek Büyük Selçuklu tahtına çıktı.

1064 yılında düzenlediği Kafkasya seferinde Ahılkelek ve Ani’yi aldı. Ani’nin fethi İslâm dünyasında büyük sevinç meydana getirdi ve Abbâsî halifesi Sultan Alparslan’a Ebü’l-Feth, yani “fetihlerin babası” unvanını verdi.

Hârizm, Mangışlak ve Cend yönündeki seferlerinde doğu sınırındaki güvenliği sağladı. Ağabeyi Kavurd’un isyanlarını bastırdı. İkinci Kafkasya seferiyle Gürcistan, Arrân ve Azerbaycan çevresindeki Selçuklu hâkimiyetini güçlendirdi.

Suriye seferinde Malazgirt ve Erciş’i aldı; Urfa’yı kuşattı ve Halep Emîri Mahmûd’un bağlılığını kabul etti. Asıl hedefi Mısır’a ilerleyerek Fâtımî hilâfetini sona erdirmekti. Ancak Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in büyük bir orduyla doğuya geldiğini öğrenince seferini yarıda bıraktı.

26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunu mağlûp etti ve İmparator Romanos Diogenes’i esir aldı. Bu zafer, Anadolu’daki Türk yerleşimini hızlandıran ve Türk tarihinin yönünü değiştiren büyük bir dönüm noktası oldu.

Malazgirt’te Ortaya Çıkan Liderliği

Malazgirt Zaferi, Sultan Alparslan’ın yalnız askerî yeteneğini değil, kişiliğini de ortaya koydu. Bizans ordusunun kendi ordusundan daha büyük olduğunu biliyordu. Buna rağmen paniğe kapılmadı.

Ordusunu hafifletti, hareketi yavaşlatan asker ve ağırlıkları geride bıraktı. Nizâmülmülk’ü ve devlet merkezini güvenceye aldı. Ölmesi hâlinde oğlu Melikşah’ın tahta çıkarılmasını vasiyet etti.

Savaş öncesinde beyaz bir elbise giyerek “Ölürsem kefenim olsun” dediği ve askerlerine kendisini takip edip etmemekte serbest olduklarını söylediği aktarılır. Sultan, askerlerine yalnız emir vermiyor; onlarla aynı tehlikeyi paylaşıyordu.

Zaferin ardından esir alınan Romanos Diogenes’i öldürmedi. Ona mağlûp bir hükümdar olarak davrandı ve barış yaptı. Çünkü Sultan Alparslan’ın amacı Bizans İmparatorluğu’nu bir günde ortadan kaldırmak değil, doğu sınırında Selçuklular lehine kalıcı bir düzen kurmaktı.

Romanos’un İstanbul’a dönmesini ve yapılan antlaşmayı uygulamasını istedi. Ancak Romanos’un rakipleri onu tahttan indirdi, gözlerine mil çektirdi ve ölümüne neden oldu. Böylece Sultan Alparslan’ın kurmaya çalıştığı barış uygulanamadı.

Romanos’a gösterdiği muamele, Alparslan’ın zafer kazandıktan sonra öfkesine kapılmayan ve siyasî geleceği düşünen bir hükümdar olduğunu gösterir.

Sultan Alparslan’ın Bağışlayıcılığı

Sultan Alparslan’ın karakterinde cesaret kadar bağışlayıcılık da önemli bir yer tutar. Kendisine karşı çıkan herkesi öldürmek yerine, bağlılığını kabul edenleri yeniden devlet düzenine dahil etmeye çalıştı.

Büyük amcası Mûsâ Yabgu’yu mağlûp ettikten sonra öldürmedi ve eski bölgesinde bıraktı. Ağabeyi Kavurd Bey birkaç defa isyan ettiği hâlde onu affetti ve Kirman’ın yönetimini kendisine geri verdi. Kavurd’un kızlarına çeyiz vererek aile bağını güçlendirmeye çalıştı.

Halep Emîri Mahmûd başlangıçta sultanın huzuruna çıkmayı reddedip kaleye kapandı. Daha sonra annesiyle birlikte gelip bağlılığını sunduğunda Alparslan onu affetti ve makamında bıraktı.

Romanos Diogenes’i de öldürmeyip serbest bırakması, bağışlayıcılığının en tanınmış örneği oldu.

Ancak Sultan Alparslan’ın merhameti devlet otoritesinden vazgeçmesi anlamına gelmiyordu. Kündürî ve Fazlûye örneklerinde görüldüğü gibi devlet düzenini sürekli tehdit eden kişilere karşı sert davranabiliyordu.

Onun ölçüsü şahsî intikam değil, devletin güvenliğiydi.

Adalet Anlayışı ve Halka Yardımları

Sultan Alparslan, kaynaklarda es-Sultânü’l-Âdil, yani “adaletli sultan” unvanıyla anılır. Adalet anlayışı halkın can ve mal güvenliğini sağlamak, ticaret yollarını korumak, yöneticilerin görevlerini yerine getirmesini temin etmek ve devlete karşı isyan edenleri cezalandırmak üzerine kuruluydu.

Sarayında büyük bir imaret bulunduğu ve burada her gün çok sayıda hayvan kesilerek fakirlere yemek dağıtıldığı aktarılır. İhtiyaç sahiplerinin isimleri listelere yazılıyor ve kendilerine düzenli yardım yapılıyordu.

Alparslan, fethettiği şehirlerde camiler yaptırdı. Âlimleri, fakihleri, şairleri ve sanatkârları korudu. Bu faaliyetlerin büyük bölümünü veziri Nizâmülmülk aracılığıyla yürüttü.

Onun döneminde basılan altın paraların çokluğu, Selçuklu ekonomisinin gücünü gösterir. Horasan, İran, Irak, Azerbaycan ve Suriye yollarının aynı siyasî hâkimiyet altında bulunması ticareti geliştirdi.

Alparslan doğu seferlerinden bazılarını yeni toprak kazanmak için değil, kervanlara saldıran toplulukları uzaklaştırmak ve ticaret yollarını güvenceye almak için gerçekleştirdi. Bu durum onun fetih kadar ekonomik düzeni de önemsediğini gösterir.

İnancı ve Abbâsî Halifeliğiyle İlişkisi

Sultan Alparslan, Sünnî İslâm’a bağlı bir hükümdardı. Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh’ı İslâm dünyasının meşru halifesi olarak tanıyor ve halifeliği siyasî bakımdan koruyordu.

Selçuklu sultanı askerî ve siyasî gücü, Abbâsî halifesi ise dinî meşruiyeti temsil ediyordu. Sultan Alparslan bu iki makamın birbirini desteklemesi gerektiğine inanıyordu.

Mekke ve Medine’de hutbenin yeniden Abbâsî halifesi adına okunmasını sağlaması büyük bir başarı kabul edildi. Bunun üzerine kendisine Burhânü Emîri’l-Mü’minîn unvanı verildi.

Alparslan’ın Suriye ve Mısır siyasetinin temelinde de bu düşünce bulunuyordu. Kahire’deki Fâtımî hilâfetini sona erdirerek İslâm dünyasını Abbâsî halifesi etrafında birleştirmek istiyordu. Malazgirt seferi ve ardından gelen ölümü sebebiyle bu hedefini gerçekleştiremedi.

İlim, Eğitim ve Nizâmiye Medreseleri

Sultan Alparslan, devletin yalnız askerî kuvvetle ayakta kalamayacağını biliyordu. İyi yetişmiş âlimler, kadılar, hukukçular ve devlet görevlileri olmadan geniş bir ülkenin yönetilemeyeceğine inanıyordu.

Nizâmülmülk’ün öncülüğünde Nişâbur, Bağdat ve diğer önemli şehirlerde Nizâmiye medreseleri kuruldu. Bağdat Nizâmiye Medresesi 1067 yılında faaliyete geçti.

Bu medreseler yalnız dinî eğitim veren kurumlar değildi. Devlete kadı, müderris ve bürokrat yetiştiriyor; Sünnî düşüncenin ilmî temellerini güçlendiriyordu.

Sultan Alparslan, zamanının büyük bölümünü seferlerde geçirdiği için imar ve eğitim faaliyetlerini Nizâmülmülk’e bıraktı. Bu durum onun görev vermeyi ve yetki paylaşmayı bildiğini gösterir.

Alparslan’ın kurduğu siyasî güven ortamı, Melikşah döneminde ilim, sanat, mimari ve edebiyatın daha da gelişmesini sağladı.

Bir Baba Olarak Sultan Alparslan

Sultan Alparslan’ın çocukları arasında en fazla önem verdiği isim Melikşah’tı. Ancak oğlunu rahat bir saray hayatı içinde büyütmedi. Onu genç yaşta seferlere götürdü ve sorumluluk vererek yetiştirdi.

Melikşah, 1064 Kafkasya seferinde Nizâmülmülk’le birlikte ayrı bir askerî kola kumanda etti. Böylece savaş meydanını, askerlerin yönetimini ve devlet adamlarıyla birlikte çalışma biçimini öğrendi.

Alparslan, Tuğrul Bey’in ölümünden sonra yaşanan taht kavgasının devleti nasıl sarstığını görmüştü. Kendi ölümünden sonra aynı mücadelenin tekrarlanmasını istemedi.

Temmuz 1066’da Melikşah’ı büyük bir törenle veliaht ilân etti. Hanedan üyeleri ve Selçuklu emirlerinden ona bağlılık yemini aldı. Ülkenin her tarafında hutbelerde kendi adından sonra Melikşah’ın adının okunmasını emretti.

Malazgirt Savaşı öncesinde de ölmesi hâlinde Melikşah’ın tahta çıkarılmasını vasiyet etti. Son nefesinde emirlerinden yeniden Melikşah’a bağlı kalacaklarına dair söz aldı.

Bu hazırlıklar, Alparslan’ın yalnız yaşadığı dönemi değil, ölümünden sonra devletin geleceğini de düşündüğünü gösterir.

Sultan Alparslan’ın Eşleri ve Çocukları

Sultan Alparslan’ın eşleri arasında Seferiyye Hatun ve Aka Hatun’un isimleri öne çıkar. Karahanlı hükümdar ailesiyle de evlilik bağı kurdu. Hanedan evliliklerini yalnız aile meselesi değil, devletler arasında barış ve ittifak kurmanın bir yolu olarak değerlendirdi.

Oğulları arasında şu isimler bulunuyordu:

  • Melikşah
  • Ayaz
  • Tutuş
  • Tekiş
  • Arslan Argun
  • Böri Bars
  • Toganşah
  • Arslanşah

Melikşah, babasından sonra Büyük Selçuklu sultanı oldu. Tutuş ilerleyen yıllarda Suriye Selçuklu Devleti’ni kurdu. Tekiş ve Arslan Argun ise Selçuklu hanedan mücadelelerinde etkili oldu.

Alparslan’ın kızları da Abbâsî, Karahanlı, Gazneli ve bölgesel hükümdar aileleriyle yapılan evlilikler yoluyla Selçuklu dış siyasetinde rol aldı.

Sultan Alparslan’ın Önemli Devlet Adamları

Sultan Alparslan’ın çevresindeki başlıca devlet adamları ve kumandanlar şunlardı:

Nizâmülmülk

Büyük Selçuklu veziri ve Alparslan’ın en önemli devlet adamıydı. Maliye, eğitim, hukuk, tayinler ve devlet yazışmalarını yönetti. Melikşah’ın yetişmesinde büyük rol oynadı.

Amîdülmülk el-Kündürî

Tuğrul Bey’in güçlü veziriydi. Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Süleyman’ı tahta çıkardı. Alparslan’ın sultan olmasıyla görevden alındı ve öldürüldü.

Erdem Hâcib

Süleyman’ın sultanlığını kabul etmeyerek Alparslan’ı destekleyen ilk etkili Selçuklu emirlerinden biriydi.

Savtegin

Kafkasya, Gürcistan, Arrân ve Azerbaycan çevresinde görev yapan önemli bir kumandandı. Alparslan bölgeden ayrıldıktan sonra Selçuklu otoritesini korumakla görevlendirildi.

Afşin Bey

Anadolu içlerine ve Marmara kıyılarına kadar ilerleyen büyük Türkmen kumandanıydı. Bizans’ın Anadolu’daki askerî durumu hakkında sultana bilgi verdi.

Artuk Bey

Oğuzların Döğer boyuna mensuptu. Alparslan’ın hizmetine girdi ve Malazgirt sonrasında Anadolu’daki ilerleyişle görevlendirildi. Artuklu hanedanının atası oldu.

Sunduk

Ahlat ve Malazgirt çevresinde görev yaptı. Malazgirt öncesinde Bizans öncü kuvvetlerine karşı başarı kazandı.

Gevherâyin, Ay Tegin ve Porsuk

Sultan Alparslan’ın güvendiği büyük Selçuklu emirleri arasındaydı. Ordunun yönetiminde ve devlet otoritesinin farklı bölgelere taşınmasında görev aldılar.

Sultan Alparslan’ın Son Seferi ve Ölümü

Sultan Alparslan, Malazgirt Zaferi’nden sonra doğu sınırındaki Karahanlı meselesini çözmek için 1072 yılında Mâverâünnehir seferine çıktı.

Ceyhun Nehri’ni geçerek ilerleyen Selçuklu ordusu Barzem Kalesi’ne ulaştı. Kalenin kumandanı Yusuf el-Hârizmî bir süre direndikten sonra yakalanarak sultanın huzuruna getirildi.

Yusuf, üzerinde sakladığı hançeri çıkararak Sultan Alparslan’a saldırdı. Çok iyi bir okçu olan Alparslan, muhafızlarının müdahale etmesine izin vermeden saldırganı kendisinin vurmak istedi. Ancak attığı ok hedefini bulmadı. Yusuf yaklaşarak sultanı ağır yaraladı.

Muhafızlar Yusuf’u öldürdü; fakat Sultan Alparslan’ın yarası ölümcüldü. Sultan üç veya dört gün boyunca yaşadı.

Ölümünün yaklaştığını anlayınca devletinin geleceğiyle ilgili son emirlerini verdi. Çevresindeki emirlerden oğlu Melikşah’a bağlı kalacaklarına dair söz aldı. Nizâmülmülk’ün Melikşah’ın yanında bulunmasını istedi. Ağabeyi Kavurd’un nasıl denetim altında tutulması gerektiğine dair tavsiyelerde bulundu.

Sultan Muhammed Alparslan, 24 Kasım 1072 tarihinde, kırk üç yaşında vefat etti. Naaşı Merv’e götürülerek babası Çağrı Bey’in yanına defnedildi.

Sultan Alparslan Nasıl Bir Hükümdardı?

Sultan Muhammed Alparslan’ın şahsiyetinde öne çıkan başlıca özellikler şunlardı:

Cesurdu: Savaşları uzaktan yönetmiyor, ordusunun önünde bulunuyordu.

Tedbirliydi: Büyük mücadelelere girişmeden önce arkasını güvenceye alıyordu.

Bağışlayıcıydı: Mûsâ Yabgu’yu, Kavurd Bey’i, Halep Emîri Mahmûd’u ve Romanos Diogenes’i bağışladı.

Kararlıydı: Devleti sürekli tehdit eden kişilere karşı gerektiğinde sert davranıyordu.

İnsanları tanıyordu: Nizâmülmülk gibi büyük bir veziri ve birbirinden yetenekli kumandanları doğru görevlerde kullandı.

Dindardı: Abbâsî halifeliğini korudu, Sünnî eğitim kurumlarını destekledi ve fakirlere yardım etti.

Geleceği düşünüyordu: Melikşah’ı çocukluğundan itibaren hükümdarlığa hazırladı ve hayattayken veliaht ilân etti.

Devlet otoritesine önem veriyordu: Hanedan üyelerini bölgelerinde bıraksa bile hepsinin merkezî sultanın üstünlüğünü kabul etmesini istiyordu.

Sultan Alparslan’ın Türk Tarihindeki Yeri

Sultan Muhammed Alparslan yaklaşık dokuz yıl Büyük Selçuklu tahtında kaldı. Kısa süren saltanatına rağmen Horasan’dan İran’a, Irak’tan Kafkasya ve Suriye’ye uzanan büyük bir devleti tek yönetim altında birleştirdi.

Onun ölümünden sonra Büyük Selçuklu Devleti dağılmadı. Çünkü veliahtını belirlemiş, Nizâmülmülk gibi güçlü bir vezir bırakmış ve devlet emirlerini Melikşah’ın çevresinde toplamıştı.

Melikşah döneminde Büyük Selçuklu Devleti’nin en geniş sınırlarına ulaşmasının temellerini Sultan Alparslan hazırladı.

Malazgirt Zaferi, onun adını Türk tarihinin en büyük hükümdarları arasına yerleştirdi. Ancak Alparslan’ın gerçek büyüklüğü yalnız bir meydan savaşında değildir. O; devlet adamlarını tanıyan, gerektiğinde yetki veren, rakiplerini bağışlayabilen, halkını koruyan ve kendisinden sonra gelecek hükümdarı hazırlayan büyük bir devlet kurucusuydu.

Sultan Muhammed Alparslan, Anadolu’nun Türk yurdu hâline gelmesinin önünü açarken Büyük Selçuklu Devleti’ni de askerî, siyasî ve idarî bakımdan güçlü bir imparatorluğa dönüştürdü.

Sultan Alparslan Hakkında Kısa Bilgiler

Başlık Bilgi
Asıl adı Muhammed
Tam adı Ebû Şücâ‘ Adudüddevle Alparslan Muhammed b. Dâvûd Çağrı Bey
Doğum tarihi 20 Ocak 1029
Babası Çağrı Bey
Dedesi Mîkâil
Büyük dedesi Selçuk Bey
Amcası Tuğrul Bey
Devleti Büyük Selçuklu Devleti
Saltanat dönemi 1063-1072
Veziri Nizâmülmülk
Veliahtı Melikşah
En büyük zaferi Malazgirt Zaferi
Ölüm tarihi 24 Kasım 1072
Öldüğü yer Barzem Kalesi çevresi
Defnedildiği yer Merv
Öldüğünde yaşı 43

Kaynakça

Ana tarihî kaynaklar

  • İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh.
  • Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mir’âtü’z-Zamân fî Târîhi’l-A‘yân.
  • Bündârî, Zübdetü’n-Nusra ve Nuhbetü’l-Usra.
  • Sadrüddin el-Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcûkıyye.
  • İbnü’l-Adîm, Buğyetü’t-Taleb fî Târîhi Haleb.
  • Nizâmülmülk, Siyâsetnâme.
  • Urfalı Mateos, Vekayi-nâme.
  • Mikhail Attaleiates, The History.
  • Mikhail Psellos, Chronographia.
  • Nikephoros Bryennios, Material for History.

Araştırma eserleri

Hazırlayan

Ahmet Koç
Türk Tarihi Araştırmacısı • Yazar
Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni
www.devletialiyyei.com