MAHPERİ HUAND HATUN

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Güçlü Valide Hatunu ve Büyük Hayır Bânisi

Mahperi Huand Hatun, XIII. yüzyıl Anadolu Selçuklu tarihinin en dikkat çekici kadın şahsiyetlerinden biridir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, Sultan II. Gıyâseddin Keyhusrev’in annesi olan Mahperi Huand Hatun, yalnızca bir hükümdar eşi olarak değil, Selçuklu sarayındaki nüfuzu, siyasî konumu ve özellikle Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaptırdığı hayır eserleriyle Türk-İslâm tarihinin önemli kadınlarından biri hâline gelmiştir. Onun adı bugün en çok Kayseri’de bulunan Hunat Hatun Külliyesi ile yaşamaktadır. Ancak Mahperi Hatun’un hayatı yalnızca bir külliyeden ibaret değildir. Onun hikâyesi, XIII. yüzyıl Anadolu’sındaki siyasî evlilikleri, Hristiyan ve Müslüman toplumların ilişkilerini, Selçuklu sarayının yapısını, hükümdar annelerinin devlet hayatındaki etkisini ve Anadolu ticaret yollarını şekillendiren büyük vakıf faaliyetlerini anlamak bakımından son derece önemlidir.

Kökeni ve Kyr Vart Meselesi

Mahperi Huand Hatun’un, Alâeddin Keykubad’ın fethettiği Kalonoros’un, yani daha sonraki adıyla Alâiye ve bugünkü Alanya’nın hâkimi Kyr Vart’ın ailesinden geldiği genel olarak kabul edilmektedir. Dönemin en önemli Selçuklu tarihçilerinden İbn Bîbî, Kyr Vart ile Alâeddin Keykubad arasında kurulan siyasî ilişkiden ve bu ilişkinin bir evlilik bağıyla güçlendirilmesinden söz eder. Modern tarihçilerin önemli bir bölümü, Mahperi Huand Hatun’un Kyr Vart’ın kızı olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte dönem kaynaklarında kullanılan ifadelerin farklı tercümeleri nedeniyle bu akrabalık bağının bütün ayrıntıları kesin değildir. Bu sebeple Mahperi Hatun’un Kyr Vart’ın öz kızı olduğu görüşü güçlü olmakla birlikte, tarihî bir metinde karşılaşılan her ayrıntının mutlak gerçek olarak sunulması doğru değildir.

Kyr Vart’ın kökeni konusunda da tarihçiler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar onu Ermeni kökenli yerel bir Hristiyan hâkim olarak değerlendirirken, bazı araştırmacılar Bizans ve Rum siyasî çevresiyle ilişkili bir yönetici olarak ele almaktadır. XIII. yüzyılda Anadolu’da siyasî kimliklerin günümüzdeki milliyet kavramlarıyla birebir örtüşmediği unutulmamalıdır. Mahperi Hatun’un kökeni konusunda söylenebilecek en güvenilir ifade, onun Hristiyan bir aileden ve yerel bir yönetici çevresinden Selçuklu sarayına geldiği ve daha sonra Selçuklu hanedanının en etkili kadınlarından biri hâline geldiğidir.

Alâeddin Keykubad ile Evliliği

I. Alâeddin Keykubad, Anadolu Selçuklu Devleti’nin en kudretli hükümdarlarından biri olarak 1220 ile 1237 yılları arasında hüküm sürdü. Onun saltanatı sırasında Anadolu Selçuklu Devleti siyasî, askerî, ekonomik ve mimari bakımdan büyük bir yükseliş yaşadı. Alâeddin Keykubad, Akdeniz sahillerine hâkim olmanın devlet için taşıdığı stratejik önemi çok iyi biliyordu. Bu sebeple Kalonoros üzerine yöneldi ve bölgenin Selçuklu hâkimiyetine girmesinden sonra buraya kendi adına nispetle Alâiye adı verildi. Bugünkü Alanya’nın Selçuklu tarihindeki büyük yükselişi de bu dönemle başladı.

Kalonoros’un alınmasının ardından Kyr Vart ile Alâeddin Keykubad arasında bir siyasî uzlaşma sağlandı ve bu ilişkinin bir evlilik bağıyla kuvvetlendirilmesi kararlaştırıldı. Böylece Mahperi Huand Hatun Selçuklu sarayına girdi. Bu evlilik, yalnızca iki kişinin birlikteliği olarak değil, Orta Çağ devlet siyasetinde sıkça görülen bir siyasî akrabalık biçimi olarak değerlendirilmelidir. Hükümdarlar fethettikleri bölgelerin eski hâkimleriyle akrabalık kurarak hem bölgedeki direnci azaltıyor hem de yeni siyasî düzenin kabulünü kolaylaştırıyordu. Mahperi Hatun’un Alâeddin Keykubad ile evliliği de bu siyasî şartlar içerisinde gerçekleşmiş görünmektedir.

Bu evlilikten daha sonra Anadolu Selçuklu tahtına çıkacak olan II. Gıyâseddin Keyhusrev dünyaya geldi. Böylece Mahperi Hatun’un Selçuklu hanedanındaki konumu daha da güçlendi. Çünkü artık yalnızca Sultan Alâeddin Keykubad’ın eşi değil, aynı zamanda tahtın önemli adaylarından birinin annesiydi. Oğlunun hükümdar olmasıyla birlikte Mahperi Hatun’un siyasî ve sosyal nüfuzu çok daha belirgin hâle gelecekti.

Mahperi, Huand, Hunad ve Hunat İsimleri

Mahperi Hatun’un adı tarihî metinlerde ve modern araştırmalarda farklı şekillerde karşımıza çıkar. Mahperi Hatun, Huand Hatun, Hunad Hatun, Hunat Hatun ve Mahperi Huand Hatun şeklindeki kullanımlar aynı tarihî şahsiyeti ifade etmektedir. Günümüzde Kayseri’deki külliyesi sebebiyle en yaygın kullanılan isimlerden biri Hunat Hatundur. “Huand” veya “Hunad” kelimesinin bir unvan niteliği taşıdığı ve zaman içinde farklı telaffuz biçimlerine dönüştüğü düşünülmektedir.

Mahperi Hatun’un yaptırdığı eserlerin kitabelerinde kendisi son derece yüksek ve saygın unvanlarla anılmaktadır. Bunlardan biri Saffetü’d-dünya ve’d-din unvanıdır. Bu tür unvanlar yalnızca bir övgü ifadesi değil, aynı zamanda onun Selçuklu hanedanındaki yüksek mevkiini gösteren tarihî işaretlerdir. Bir hükümdar annesi olarak sahip olduğu konum, onun yaptırdığı eserlerde kullanılan ifadelerde açıkça görülmektedir.

“Destina” Adı Gerçek mi?

Günümüzde bazı televizyon dizilerinde veya popüler anlatılarda Mahperi Huand Hatun’un Hristiyanlık dönemindeki adının Destina olduğu ileri sürülmektedir. Ancak mevcut dönem kaynaklarında Mahperi Hatun’un Destina adlı olduğuna dair güvenilir ve açık bir kayıt bulunmamaktadır. İbn Bîbî, Kyr Vart’ın ailesinden Alâeddin Keykubad’la evlenen kadının Hristiyanlık dönemindeki özel adını açık biçimde vermemektedir. Bu nedenle Destina adı, tarihî bir belgeyle kesin olarak doğrulanmış bir isim olarak kabul edilemez.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü tarihî dizilerde anlatıyı güçlendirmek amacıyla karakterlere isimler, ilişkiler ve hikâyeler eklenebilir. Mahperi Huand Hatun tarihî bir şahsiyettir, ancak onun gençlik dönemindeki özel hayatı, Alâeddin Keykubad’la ilk karşılaşması veya Destina adıyla yaşadığı varsayılan bir aşk hikâyesi gibi ayrıntılar tarih kaynaklarında bulunmamaktadır. Bu nedenle tarihî biyografi hazırlanırken dizi senaryosuyla dönem kaynakları birbirinden mutlaka ayrılmalıdır.

Hristiyanlıktan İslâmiyet’e Geçişi

Mahperi Huand Hatun’un hayatındaki en önemli meselelerden biri dinî kimliğidir. Hristiyan bir çevreden Selçuklu sarayına geldiği genel olarak kabul edilmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Müslüman hükümdarların Hristiyan hanedan veya yerel yönetici ailelerinden kadınlarla evlenmeleri olağan dışı değildi. Bu kadınların evlilikten hemen sonra mutlaka din değiştirmeleri de gerekmiyordu. Selçuklu sarayının çok kültürlü yapısı içerisinde Hristiyan kadınların bir süre kendi inançlarını sürdürdükleri bilinmektedir.

Mahperi Hatun’un İslâmiyet’i tam olarak hangi tarihte kabul ettiği kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte daha sonraki dönemlerde yaptırdığı eserlerin kitabeleri, kullandığı İslâmî unvanlar ve kendisi için kullanılan dinî ifadeler onun Müslüman kimliğini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Mahperi Hatun’un hayatının bir döneminde İslâmiyet’i kabul ettiği konusunda ciddi bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak bunun tam olarak hangi yıl gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Bazı araştırmacılar bu değişimin Alâeddin Keykubad’ın son yıllarında, bazıları ise oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev’in tahta çıkışından sonra gerçekleşmiş olabileceğini düşünmektedir.

Oğlunun Tahta Çıkışı ve Mahperi Hatun’un Güçlenmesi

I. Alâeddin Keykubad 1237 yılında hayatını kaybetti. Onun ölümünden sonra Selçuklu tahtına Mahperi Hatun’un oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev çıktı. Bu gelişme Mahperi Hatun’un hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Çünkü oğlunun hükümdar olmasıyla birlikte saraydaki konumu büyük ölçüde güçlendi. Osmanlı Devleti’nde daha sonraki yüzyıllarda görülen kurumsal anlamdaki “Valide Sultan” unvanı Selçuklularda aynı biçimde bulunmasa da Mahperi Hatun fiilen hükümdar annesi olarak son derece etkili bir konuma sahipti.

Onun büyük mimari faaliyetlerinin de özellikle bu dönemden sonra yoğunlaştığı görülmektedir. Bu durum tesadüf değildir. Oğlunun hükümdarlığıyla birlikte ekonomik imkânları genişlemiş, büyük vakıflar kurabilecek ve Anadolu’nun farklı noktalarında eserler yaptırabilecek güce ulaşmıştır. Mahperi Hatun’un tarihî önemi yalnızca saray içindeki nüfuzundan değil, sahip olduğu gücü uzun ömürlü sosyal ve dinî kurumlara dönüştürmesinden kaynaklanmaktadır.

Hunat Hatun Külliyesi

Mahperi Huand Hatun’un günümüze ulaşan en büyük mirası Kayseri’deki Hunat Hatun Külliyesidir. Anadolu Selçuklu mimarisinin en önemli eser topluluklarından biri olan külliye; cami, medrese, hamam ve türbe gibi yapılardan meydana gelmektedir. Hunat Hatun Camii’nin kitabeleri, yapının Hicrî 635, Milâdî 1238 yılında Mahperi Hatun tarafından yaptırıldığını göstermektedir. Bu tarih, oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev’in hükümdarlık dönemine rastlamaktadır.

Hunat Hatun Külliyesi yalnızca bir ibadet mekânı değildir. Cami halkın dinî hayatına hizmet ederken medrese eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü bir merkez, hamam şehir hayatının sosyal ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı, türbe ise hanedan hafızasının korunduğu bir mekân olarak tasarlanmıştır. Böylece Mahperi Hatun tek bir yapı değil, şehir hayatının farklı ihtiyaçlarını karşılayan büyük bir külliye meydana getirmiştir. Bu yönüyle Hunat Hatun Külliyesi, Anadolu Selçuklu şehircilik anlayışının ve vakıf kültürünün en önemli örneklerinden biridir.

Kayseri bugün de Mahperi Hatun’un adını bu büyük eser sayesinde yaşatmaktadır. Sekiz asra yaklaşan bir zaman geçmiş olmasına rağmen külliyenin ayakta olması, onun tarihî mirasının gücünü açık biçimde göstermektedir. Anadolu’nun birçok hükümdarı, emiri ve saray mensubunun adı zaman içinde unutulmuşken Mahperi Hatun’un adı bugün hâlâ bir şehir yapısıyla birlikte yaşamaktadır.

Kervansarayları ve Ticaret Yollarına Katkısı

Anadolu Selçuklu Devleti’nin ekonomik gücünün temelinde doğu ile batıyı birbirine bağlayan ticaret yolları bulunuyordu. Selçuklu hükümdarları ve devlet adamları bu yollar üzerinde büyük kervansaraylar yaptırarak tüccarların güvenli biçimde seyahat etmelerini sağlıyorlardı. Mahperi Huand Hatun da bu geleneğin en önemli kadın temsilcilerinden biri oldu.

Kaynaklarda ve modern araştırmalarda Mahperi Hatun’la ilişkilendirilen çok sayıda han ve kervansaray bulunmaktadır. Hatun Hanı, Çınçınlı Sultan Hanı, Çekereksu Hanı, Tahtoba Hanı, Çiftlik Hanı ve İbibse Hanı bunlar arasında zikredilmektedir. Bununla birlikte bu yapıların tamamının Mahperi Hatun’a aidiyeti aynı derecede kesin değildir. Bazıları kitabeler ve vakıf kayıtlarıyla doğrudan ilişkilendirilebilirken bazıları mimari özellikleri ve tarihleri üzerinden ona atfedilmektedir.

Kervansarayların işlevi yalnızca tüccarlara geceyi geçirecek bir yer vermek değildi. Yolcuların ve hayvanların korunması, malların güvenliği, yiyecek temini ve bazı durumlarda sağlık ihtiyaçlarının karşılanması gibi hizmetler de bu yapılarda sağlanıyordu. Dolayısıyla Mahperi Hatun’un kervansaray faaliyetleri aynı zamanda Anadolu Selçuklu ekonomisinin güçlenmesine ve ticaret yollarının işler hâlde tutulmasına katkıda bulunmuştur.

Şeyh Turesan Zaviyesi ve Vakıfları

Mahperi Hatun’la ilişkilendirilen önemli yapılardan biri de Kayseri’nin İncesu bölgesindeki Şeyh Turesan Zaviyesidir. Yapının kitabesinde kullanılan unvanların Mahperi Hatun’a işaret ettiği kabul edilmektedir. Zaviyeler, Selçuklu döneminde yalnızca dinî mekânlar değildi. Yolcuların ağırlandığı, fakirlerin desteklendiği, tasavvufî faaliyetlerin yürütüldüğü ve çevredeki toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılandığı önemli sosyal kurumlardı.

Mahperi Hatun’un vakıfları, onun yalnızca yapı yaptıran bir hükümdar annesi olmadığını göstermektedir. Bir yapının inşa edilmesi kadar o yapının gelecekte nasıl ayakta kalacağı da önemliydi. Bu nedenle Selçuklu hayır sahipleri, yaptırdıkları eserlerin masraflarının karşılanması için arazi, köy, dükkân veya farklı gelir kaynaklarını vakfederlerdi. Mahperi Hatun da yaptırdığı eserlerin hizmetlerinin devam edebilmesi için gelir kaynakları tahsis etmiş ve böylece kalıcı bir sosyal yardım sistemi oluşturmuştur.

Kösedağ Savaşı ve Selçuklu Devleti’nin Zor Yılları

Mahperi Hatun’un hayatının ilerleyen yılları Anadolu Selçuklu Devleti için son derece zor bir döneme rastladı. 1243 Kösedağ Savaşı, Selçuklu tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Selçuklu ordusu Moğollar karşısında ağır bir yenilgiye uğradı ve bu yenilgiden sonra Anadolu Selçuklu Devleti giderek Moğol nüfuzu altına girdi.

Bu gelişmeler yalnızca devletin siyasî gücünü değil, Selçuklu hanedanının iç düzenini de sarstı. Sarayda taht mücadeleleri arttı, emirlerin ve farklı siyasî grupların etkisi güçlendi. Mahperi Hatun da bütün bu karışıklıkların yaşandığı dönemde hayattaydı. Kaynaklarda hanedan üyelerinin güvenlik amacıyla farklı bölgelere hareket etmek zorunda kaldıkları anlatılmaktadır. Mahperi Hatun’un da bu dönemde çeşitli sıkıntılar yaşadığı anlaşılmaktadır.

II. Gıyâseddin Keyhusrev’in Ölümü

Mahperi Hatun’un oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev 1246 yılında hayatını kaybetti. Böylece Mahperi Hatun, kendi oğlunun ölümünü de gördü. Ancak kendisi 1246’dan sonra yaşamaya devam etti. Bunu, türbesindeki kitabe ve daha sonraki tarihî kayıtlar sayesinde anlayabiliyoruz.

II. Gıyâseddin Keyhusrev’in ölümünden sonra Selçuklu tahtında oğulları arasında ciddi mücadeleler başladı. Mahperi Hatun artık yalnızca eski bir sultanın eşi ve başka bir sultanın annesi değil, Selçuklu tahtında hak iddia eden şehzadelerin büyükannesiydi. Dolayısıyla hayatının son dönemleri, Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyasî açıdan son derece karışık olduğu bir döneme rastlamaktadır.

Ölüm Tarihi

Mahperi Huand Hatun’un kesin ölüm tarihi bilinmemektedir. Ancak tarihî kayıtlardan onun 1254 yılında hâlâ hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle bazı internet kaynaklarında verilen kesin ölüm tarihleri dikkatle değerlendirilmelidir. Elimizdeki mevcut bilgiler doğrultusunda kullanılabilecek en güvenilir ifade, Mahperi Huand Hatun’un 1254 yılından sonra bilinmeyen bir tarihte vefat ettiğidir.

Tarih çalışmalarında bilinmeyen bir hususu kesin bir tarihle doldurmak yerine bilinmediğini açıkça söylemek daha doğrudur. Mahperi Hatun’un doğum tarihi konusunda da aynı durum geçerlidir. Onun ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Türbesi

Mahperi Huand Hatun’un türbesi Kayseri’de kendi adını taşıyan Hunat Hatun Külliyesi içerisindedir. Türbede bulunan sandukalardan biri Mahperi Hatun’a aittir. Bir diğer sandukanın torunu Selçukî Hatun’a ait olduğu kabul edilmektedir. Üçüncü sandukanın kimliği ise kesin olarak tespit edilememiştir.

Mahperi Hatun’un sanduka kitabesinde ölüm tarihi bulunmamaktadır. Buna karşılık kitabe, onun nasıl hatırlandığını göstermesi açısından son derece değerlidir. Mahperi Hatun burada dindarlığı, hayırseverliği, temizliği ve üstün ahlâkıyla övülmektedir. Kitabede kullanılan en dikkat çekici ifadelerden biri onun “Devrinin Meryem’i ve zamanının Hatice’si” olarak anılmasıdır.

Bu ifade tarihçiler arasında farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Bazı araştırmacılar Meryem benzetmesinin onun Hristiyan geçmişine, Hatice benzetmesinin ise Müslüman kimliğine işaret edebileceğini düşünmektedir. Ancak bunun kesin bir tarihî gerçek değil, kitabenin edebî ve dinî üslubu üzerine yapılmış bir yorum olduğu unutulmamalıdır.

Mahperi Huand Hatun’un Tarihteki Yeri

Mahperi Huand Hatun’un tarihî önemi yalnızca I. Alâeddin Keykubad’ın eşi veya II. Gıyâseddin Keyhusrev’in annesi olmasından kaynaklanmaz. Onun hayatında XIII. yüzyıl Anadolu’sının birçok özelliğini aynı anda görmek mümkündür. Hristiyan ve Müslüman toplumların bir arada yaşadığı çok kültürlü Anadolu coğrafyası, hanedanlar arasındaki siyasî evlilikler, Selçuklu sarayındaki kadınların nüfuzu, vakıf sistemi, ticaret yolları, medrese ve külliye kültürü onun hayat hikâyesinde birleşmektedir.

Mahperi Hatun, elde ettiği siyasî ve ekonomik gücü yalnızca saray hayatında kullanmamış, Anadolu’nun farklı bölgelerinde kalıcı eserler bırakarak değerlendirmiştir. Yaptırdığı camilerde insanlar ibadet etmiş, medreselerde öğrenciler eğitim görmüş, kervansaraylarda tüccarlar ve yolcular konaklamış, zaviyelerde ihtiyaç sahiplerine yardım edilmiş ve vakıflar sayesinde bu hizmetler uzun yıllar devam etmiştir.

Bugün Mahperi Huand Hatun’un adını hâlâ biliyor olmamızın en önemli sebeplerinden biri de budur. Onun yaptırdığı eserler, döneminin siyasî olaylarının çok ötesine geçen bir miras bırakmıştır. Kayseri’de yükselen Hunat Hatun Külliyesi, sekiz asra yaklaşan geçmişiyle Mahperi Hatun’un Anadolu Selçuklu medeniyetindeki yerini sessizce anlatmaya devam etmektedir.

Mahperi Huand Hatun, bir Hristiyan yönetici ailesinden Selçuklu sarayına gelmiş, Anadolu Selçuklu Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biriyle evlenmiş, bir başka Selçuklu sultanının annesi olmuş ve hayatının ilerleyen dönemlerinde İslâm dünyasının en önemli kadın hayır sahiplerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Onun hayatı, XIII. yüzyıl Anadolu’sının siyasî ve kültürel zenginliğini anlamak açısından eşsiz bir örnek teşkil etmektedir.


KAYNAKLAR

İbn Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-Umûri’l-Alâiyye / Selçuknâme.

Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul.

Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, İstanbul.

Patricia Blessing, “Ortaçağ Anadolu’sunda Kadın Bânîler ve Mahperî Hâtun’un Kayseri’deki Manzûmesi Üzerine”, Belleten, Türk Tarih Kurumu.

Mehmet Çayırdağ, “Kayseri’nin İncesu İlçesinde Şeyh Turesan Zaviyesi”, Belleten, Türk Tarih Kurumu.

Halit Çal, Anadolu Selçuklu türbeleri ve Mahperi Huand Hatun Türbesi üzerine çalışmalar, Belleten, Türk Tarih Kurumu.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Huand Hatun Külliyesi” maddesi.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı – Türkiye Kültür Portalı, “Hunat Hatun Külliyesi”.

Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Hunat Hatun Külliyesi ve Anadolu Selçuklu eserlerine ilişkin yayınlar.

Anadolu Selçuklu dönemi vakfiye, kitabe ve mimari eserleri üzerine Türk Tarih Kurumu ve akademik araştırmalar.


 

Araştırma ve Yazı: Ahmet Koç
Araştırmacı Türk Tarihi Yazarı
www.devletialiyyei.com