Pasinler Savaşı

(1048): Selçukluların Bizans Karşısındaki İlk Büyük Meydan Muharebesi

Pasinler Savaşı, Bizans kaynaklarında geçen adıyla Kapetron Muharebesi, Büyük Selçuklu Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasında yapılan ilk büyük meydan savaşlarından biridir.

Erzurum’un doğusundaki Pasinler Ovası’nda meydana gelen bu mücadele yalnızca askerî bir çarpışma değildir. Selçukluların Anadolu siyasetinde kalıcı bir güç hâline gelmesinin, Bizans’ın doğu sınırlarındaki zayıflığın ortaya çıkmasının ve iki devlet arasında doğrudan diplomatik ilişkilerin başlamasının önemli dönüm noktalarından biridir.

Pasinler, Malazgirt Zaferi’nden yirmi üç yıl önce Türk atlılarının Bizans’ın karşısına artık dağınık akıncı toplulukları olarak değil, Büyük Selçuklu Devleti’nin sevk ve idaresindeki büyük bir askerî güç olarak çıktığı tarihî eşiktir.

Dandanakan’dan Anadolu Sınırına

Selçuklular, 23 Mayıs 1040 tarihinde kazanılan Dandanakan Zaferi ile Gaznelileri ağır bir yenilgiye uğratarak Horasan’da bağımsız bir devlet kurdular.

Tuğrul Bey sultan ilan edildi. Selçuklu hanedanının diğer üyeleri ise devletin farklı yönlerde genişlemesiyle görevlendirildi. Büyük Selçuklu Devleti’nin batıya doğru ilerlemesi; İran, Azerbaycan, Kafkasya ve Doğu Anadolu’daki siyasî dengeleri kısa sürede değiştirdi.

Bizans İmparatorluğu da aynı dönemde doğuya doğru genişliyordu. Bizans, 1045 yılında Ani Bagratlı Krallığı’nı ortadan kaldırarak topraklarını ilhak etmiş ve sınırlarını Selçuklu nüfuz sahasına kadar genişletmişti.

Ancak Bizans’ın genişleyen sınırlarını koruyacak askerî gücü aynı ölçüde kuvvetlenmemişti. İmparator IX. Konstantinos Monomakhos döneminde taşra ordularının zayıflatılması ve 1047 yılında meydana gelen Leon Tornikios İsyanı sebebiyle doğudaki askerlerin bir bölümünün İstanbul’a çekilmesi, Bizans sınır savunmasında büyük boşluklar oluşturdu.

Dolayısıyla Pasinler Savaşı, tesadüfen karşılaşan iki ordunun mücadelesi değildi.

Bir tarafta Dandanakan Zaferi’nin ardından batıya yönelen genç ve dinamik Büyük Selçuklu Devleti, diğer tarafta Kafkasya’ya doğru genişlemiş fakat iç karışıklıklar ve çok cepheli savaşlar nedeniyle yıpranmış Bizans İmparatorluğu bulunuyordu.

Hasan Bey’in Şehadeti

Musa Yabgu’nun oğlu Hasan Bey, 1047 yılında Azerbaycan üzerinden Vaspurakan bölgesine girerek Bizans topraklarına doğru ilerledi.

Ancak Hasan Bey’in kumandasındaki Selçuklu kuvvetleri, Zap Suyu civarında Bizans ordusunun kurduğu pusuya düştü. Meydana gelen çarpışmada Hasan Bey şehit oldu ve kuvvetleri ağır kayıplar verdi.

Hasan Bey’in şehadeti Selçuklu hanedanında büyük bir üzüntü ve öfke meydana getirdi. Sultan Tuğrul Bey, Bizans’a karşı geniş çaplı bir sefer düzenlenmesine karar verdi.

Bu seferin kumandasını anne bir kardeşi ve devletin en önemli askerî şahsiyetlerinden biri olan İbrahim Yınal Bey’e verdi. Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış Bey’in de İbrahim Yınal’ın yanında bulunduğu aktarılmaktadır.

İbrahim Yınal’ın Anadolu Seferi

İbrahim Yınal’ın ordusunda düzenli Selçuklu kuvvetlerinin yanı sıra Mâverâünnehir’den batıya gelen ve henüz kendilerine yurt bulamamış kalabalık Oğuz-Türkmen toplulukları da bulunuyordu.

Sultan Tuğrul Bey bu Türkmen kitlelerini Bizans sınırlarına yönlendirerek birkaç hedefi aynı anda gerçekleştirmek istiyordu:

  • Hasan Bey’in intikamını almak,
  • Bizans’ın doğu sınırlarını baskı altında tutmak,
  • Anadolu’nun askerî gücünü ve savunma imkânlarını öğrenmek,
  • Türkmenlere yeni hareket ve yurt sahaları açmak,
  • Selçuklu hâkimiyetini batıya doğru genişletmek.

Bu yönüyle İbrahim Yınal’ın seferi, sıradan bir yağma hareketinden çok daha kapsamlı askerî ve siyasî hedeflere sahipti.

Selçuklu kuvvetleri Azerbaycan ve Vaspurakan üzerinden Doğu Anadolu’ya girdi. Türk akıncı birlikleri Trabzon çevresinden Taron bölgesine kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı.

Arzen’in Ele Geçirilmesi

İbrahim Yınal’ın kuvvetleri, Erzurum’un o dönemdeki merkezi olan Theodosiopolis yakınlarında bulunan zengin ticaret şehri Arzen’e ulaştı.

Arzen, Erzurum şehrinin kendisiyle karıştırılmamalıdır. Dönemin kaynaklarında çok sayıda tüccarın yaşadığı, oldukça zengin ve hareketli bir ticaret merkezi olarak anlatılan ayrı bir yerleşim yeriydi.

Şehir halkı Selçuklu kuvvetlerine karşı direndi. Bunun üzerine Arzen ele geçirildi ve büyük ölçüde tahrip edildi.

Ermeni ve Bizans kaynakları şehirde yaşanan yıkımı son derece ağır ve dramatik ifadelerle anlatmaktadır. Bazı kaynaklarda şehirde 150.000 kişinin öldüğü ileri sürülmektedir. Ancak bu rakamların gerçek bir nüfus veya kayıp sayısı olmadığı açıktır.

Orta Çağ tarihçileri yaşanan felaketin büyüklüğünü göstermek amacıyla asker, ölü ve esir sayılarını çoğu zaman abartılı biçimde vermişlerdir.

Arzen’in düşmesi, Bizans yönetiminde büyük bir endişeye yol açtı. Bizans İmparatoru, Selçuklu ilerleyişini durdurmak amacıyla doğudaki kuvvetlerine harekete geçme emri verdi.

Bizans-Gürcü Ordusunun Kurulması

Bizans İmparatoru IX. Konstantinos Monomakhos, doğudaki kuvvetlerin başında bulunan Katakalon Kekaumenos ile Vaspurakan kumandanı Aaron’u Selçuklulara karşı görevlendirdi.

Kekaumenos, Türk birlikleri bir araya gelmeden hemen saldırılması gerektiğini savunuyordu. Aaron ise Gürcü kuvvetleri gelinceye kadar beklenmesi gerektiğini düşünüyordu.

İmparator da Aaron’un daha tedbirli olan görüşünü kabul etti ve Gürcü kuvvetleri ulaşmadan Selçuklulara saldırılmamasını emretti.

Bizans’ın en önemli müttefiki, Kldekari ve Trialeti bölgelerinin hâkimi olan Gürcü Prensi IV. Liparit idi.

Liparit, Gürcü Kralı IV. Bagrat’a karşı yürüttüğü mücadelede Bizans’tan destek alıyordu. Bunun karşılığında Kafkasya’da Bizans’ın askerî ve siyasî çıkarlarını savunuyordu. Kendisine Bizans tarafından “magistros” unvanı verilmişti.

Liparit’in askerleriyle birlikte gelmesinin ardından büyük bir Bizans-Gürcü ordusu oluşturuldu ve Selçukluların üzerine yüründü.

Kaynaklarda Bizans-Gürcü ordusunun 50.000 veya 60.000, Selçuklu ordusunun ise 50.000 ile 100.000 arasında askerden oluştuğu yazılmaktadır.

Fakat bu rakamların hiçbiri kesin değildir. Dönemin tarihçilerinin verdikleri yüksek asker sayıları ihtiyatla değerlendirilmelidir.

Pasinler Ovası’nda Büyük Karşılaşma

İki ordu, Bizans kaynaklarının Kapetron veya Kapetrou adını verdiği, bugünkü Hasankale-Pasinler çevresindeki ovada karşı karşıya geldi.

Muharebe akşam saatlerinde başladı ve gece boyunca devam etti.

Bizans-Gürcü ordusunda Katakalon Kekaumenos sağ kanadı, Aaron sol kanadı, Gürcü Prensi Liparit ise merkezi yönetiyordu.

Savaşın gece yapılması hem birliklerin düzenini hem de kumandanlar arasındaki haberleşmeyi zorlaştırdı. Karanlık içerisinde hangi ordunun nerede ilerlediğini veya geri çekildiğini anlamak güçleşti.

Bizans kaynaklarına göre Kekaumenos ve Aaron, kendi karşılarındaki Türk birliklerini geri püskürtmeyi başardılar. Ardından Selçuklu birliklerini sabaha, yani “horoz ötümüne” kadar takip ettiler.

Fakat savaşın merkezinde gelişmeler tamamen farklıydı.

Gürcü Prensi Liparit’in Esir Alınması

İbrahim Yınal’ın kumanda ettiği Selçuklu kuvvetleri, Bizans-Gürcü ordusunun merkezine şiddetli bir hücum gerçekleştirdi.

Merkezde bulunan Gürcü birlikleri mağlup edildi. Gürcü Prensi IV. Liparit’in atı yaralandı veya öldürüldü. Yere düşen Liparit, Selçuklu askerleri tarafından esir alındı.

Bizans ordusunun iki kanadında bulunan Kekaumenos ile Aaron, Liparit’in esir düştüğünden haberdar değildi. İki kumandan, karşılarındaki birlikleri geri püskürttükleri için savaşı kazandıklarını düşünüyordu.

Ancak takip sona erdikten sonra ordunun merkezinin çöktüğünü ve Liparit’in Selçuklular tarafından esir alındığını öğrendiler.

İbrahim Yınal, ordusunun ana bölümünü, ele geçirilen esirleri ve sefer boyunca kazanılan ganimeti muhafaza ederek savaş sahasından ayrıldı.

Bizans kuvvetleri bazı Selçuklu birliklerini geri püskürtmüş olsa da Türk ordusunu yok edemedi. Ganimetleri geri alamadı ve en önemli müttefik kumandanlarından birini Selçuklulara esir verdi.

Pasinler Savaşı’nı Kim Kazandı?

Pasinler Savaşı’nın sonucu, kullanılan kaynaklara göre farklı biçimlerde anlatılmaktadır.

Bizans tarihçileri, Kekaumenos ve Aaron’un kendi kanatlarındaki Selçuklu kuvvetlerini geri püskürtmesini öne çıkartarak Bizans’ın bazı cephelerde üstünlük sağladığını belirtmektedir.

İslâm tarihçileri ise Gürcü Prensi Liparit’in esir alınmasını, çok sayıda esir ve ganimet elde edilmesini ve Selçuklu ordusunun güvenli biçimde ülkesine dönmesini açık bir zafer olarak anlatmaktadır.

Savaşın bazı taktik safhalarında karşılıklı üstünlükler yaşanmıştır. Buna rağmen genel ve stratejik sonuç Selçukluların lehinedir.

Çünkü:

  • Selçuklu ordusu imha edilememiştir.
  • İbrahim Yınal ordusunu ve ganimetini korumuştur.
  • Bizans-Gürcü ordusunun merkez hattı çökertilmiştir.
  • Gürcü Prensi Liparit esir alınmıştır.
  • Bizans’ın Doğu Anadolu’daki savunma zafiyeti ortaya çıkmıştır.
  • Bizans, savaştan sonra Selçuklularla diplomatik görüşme başlatmıştır.
  • Büyük Selçuklu Devleti, Bizans tarafından büyük bir askerî güç olarak kabul edilmiştir.

Bu nedenle Pasinler Savaşı’nı, bütün Bizans ordusunun yok edildiği kesin bir imha muharebesi olarak değil, Selçukluların askerî amaçlarına ulaştığı büyük bir stratejik zafer olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

İbrahim Yınal’ın Tuğrul Bey’in Huzuruna Dönmesi

İbrahim Yınal Bey, yanında Gürcü Prensi Liparit, çok sayıda esir ve büyük miktarda ganimetle Selçuklu ülkesine döndü.

İslâm kaynakları, İbrahim Yınal’ın 100.000 esir getirdiğini ve ganimetlerin 10.000 yük hayvanıyla taşındığını bildirmektedir. Ancak bu rakamlar da dönemin zafer anlatılarında görülen abartılı ifadeler arasında değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte getirilen ganimetin ve esirlerin oldukça fazla olduğu anlaşılmaktadır.

Sultan Tuğrul Bey, kazandığı büyük başarı nedeniyle İbrahim Yınal’a hediyeler vermek istedi. Kaynaklarda İbrahim Yınal’ın bu hediyeleri kabul etmediği aktarılmaktadır.

Tuğrul Bey’in Liparit Siyaseti

Gürcü Prensi Liparit sıradan bir savaş esiri değildi. Bizans’ın Kafkasya siyasetinin merkezinde bulunan güçlü bir Gürcü prensi ve önemli bir askerî kumandandı.

Bu nedenle Liparit’in esir alınması, Selçukluların eline son derece değerli bir diplomatik koz verdi.

Bizans İmparatoru, Liparit’in serbest bırakılması amacıyla Tuğrul Bey’e elçiler ve kıymetli hediyeler gönderdi. Liparit için büyük miktarda fidye teklif edildi.

Tuğrul Bey ise teklif edilen fidyeyi kabul etmeyerek Liparit’i serbest bıraktı.

Bazı kaynaklarda Sultan’ın Liparit’e bir daha Türklerle savaşmaması şartını koştuğu veya kendisine yaşadığı mağlubiyetten ders çıkarmasını söylediği aktarılmaktadır.

Tuğrul Bey’in bu davranışı yalnızca bir merhamet örneği değildi. Selçuklu Sultanı, Bizans’ın büyük paralar ödeyerek kurtarmaya çalıştığı önemli bir kumandanı fidye almadan serbest bırakarak kendi gücünü, cömertliğini ve siyasî üstünlüğünü gösterdi.

Böylece Liparit’in serbest bırakılması, Selçuklu diplomasisinin önemli bir itibar hamlesine dönüştü.

İstanbul’a Gönderilen Selçuklu Elçileri

Pasinler Savaşı’nın ardından Bizans İmparatorluğu ile Büyük Selçuklu Devleti arasında elçiler gidip gelmeye başladı.

Görüşmeler sırasında Diyarbakır ve çevresine hâkim olan Mervânî Emîri Nasrüddevle’nin arabulucu rol üstlendiği anlaşılmaktadır.

Tuğrul Bey tarafından gönderilen ve başında Şerif Ebü’l-Fazl Nasr’ın bulunduğu belirtilen Selçuklu elçilik heyeti İstanbul’da kabul edildi.

İslâm kaynaklarına göre yapılan görüşmeler sonucunda:

  • İstanbul’daki Müslümanlara ait cami tamir edildi.
  • Hutbenin Abbâsî Halifesi ve Tuğrul Bey adına okunması sağlandı.
  • Caminin mihrabına Selçuklu hâkimiyet sembolü olan ok ve yay işareti konuldu.
  • Tuğrul Bey, Bizans’tan yıllık vergi ödenmesini istedi.
  • Bizans İmparatoru vergi talebini kabul etmedi.

İstanbul’daki cami, hutbe ve ok-yay meselesinin tam olarak hangi tarihte gerçekleştiği konusunda kaynaklar arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bazı tarihçiler bu gelişmelerin Pasinler’den hemen sonra, bazıları ise birkaç yıl sonraki elçilik görüşmeleri sırasında meydana geldiğini kabul etmektedir.

Ancak Pasinler Savaşı’nın ardından iki devletin birbirini doğrudan muhatap almaya başladığı ve Selçuklu-Bizans diplomatik ilişkilerinin yeni bir döneme girdiği açıktır.

Pasinler Savaşı’nın Türk Tarihindeki Önemi

Selçukluların Bizans’la Yaptığı İlk Büyük Meydan Savaşıdır

Pasinler, küçük sınır çatışmalarının ve akınların ötesine geçen ilk büyük Selçuklu-Bizans meydan muharebesidir.

Selçuklu hanedanının yönettiği büyük bir Türk ordusu, Bizans İmparatorluğu ile onun Gürcü ve diğer bölgesel müttefiklerinden oluşan orduyla karşılaşmıştır.

Anadolu’nun Ulaşılmaz Olmadığını Göstermiştir

Pasinler Seferi, Bizans sınırlarının aşılabildiğini ve Türk süvarilerinin Doğu Anadolu’da geniş bir hareket alanı bulabildiğini ortaya koymuştur.

Türkler, Bizans ordusunun savaş yöntemlerini ve Anadolu’daki savunma sisteminin zayıf noktalarını daha yakından tanımıştır.

Türkmenlere Yeni Bir İstikamet Açılmıştır

Selçuklu Devleti, batıya yönlendirdiği Oğuz-Türkmen topluluklarına yeni otlak, hareket ve yerleşme sahaları açmıştır.

Türkmenlerin yurt arayışı ile Büyük Selçuklu Devleti’nin batıya doğru genişleme siyaseti Anadolu istikametinde birleşmeye başlamıştır.

Bizans’ın Doğu Siyaseti Sarsılmıştır

Liparit’in esir alınması, Bizans’ın Kafkasya’da yıllar içerisinde kurduğu ittifak sistemine ağır bir darbe vurmuştur.

Savaş, Bizans’ın doğu sınırlarındaki askerî zayıflıkları ve kumandanlar arasındaki görüş ayrılıklarını açıkça ortaya çıkarmıştır.

Selçuklular Diplomatik Bir Güç Hâline Gelmiştir

Pasinler’in ardından Selçuklular yalnızca savaş meydanındaki güçleriyle değil, elçilik ve diplomasi yoluyla da Bizans’ın karşısına çıkmıştır.

Tuğrul Bey’in Liparit’i fidyesiz serbest bırakması, İstanbul’a elçi göndermesi ve siyasî taleplerde bulunması, Büyük Selçuklu Devleti’nin uluslararası itibarını güçlendirmiştir.

Malazgirt’e Giden Yolun İlk Büyük Taşıdır

Pasinler Savaşı’nı doğrudan Malazgirt’in provası olarak değerlendirmek doğru değildir. İki savaş arasında yirmi üç yıl bulunmaktadır.

Ancak Pasinler, Bizans’ın Anadolu savunmasının aşılabileceğini gösteren ilk büyük tarihî eşiklerden biridir.

Pasinler’den sonra Selçuklu akınları devam etmiş; Tuğrul Bey 1054 yılında Malazgirt’i kuşatmış, Sultan Alparslan döneminde Ani ve Kars gibi önemli merkezler alınmış ve Türk ilerleyişi Anadolu’nun iç bölgelerine kadar ulaşmıştır.

Bu uzun süreç, 1071 Malazgirt Zaferi ile yeni bir döneme girmiştir.

Genel Değerlendirme

Pasinler Savaşı, genç Büyük Selçuklu Devleti’nin batıdaki en büyük siyasî güçlerden biri olan Bizans İmparatorluğu karşısında verdiği ilk büyük imtihandır.

Gece boyunca devam eden muharebede Bizans ordusunun iki kanadı bazı Selçuklu birliklerini geri püskürtmüş; fakat merkezde Gürcü Prensi Liparit’in esir alınması savaşın kaderini değiştirmiştir.

İbrahim Yınal, ordusunu, ganimetlerini ve esirlerini koruyarak Selçuklu ülkesine dönmüştür. Bizans, Türk ordusunu durduramamış ve savaşın ardından Selçuklularla diplomatik görüşmelere başlamak zorunda kalmıştır.

Pasinler’den sonra Bizans, Türklerin geçici bir sınır tehdidi olmadığını anlamıştır. Selçuklular ise Anadolu’nun askerî, siyasî ve coğrafi şartlarını daha yakından tanımıştır.

Bu savaşla birlikte Türklerin Anadolu’ya yönelişi, düzensiz akınlardan devlet tarafından yönetilen büyük askerî harekâtlara dönüşmüştür.

Pasinler Savaşı, yalnızca kazanılmış bir meydan muharebesi değil; Türklerin Anadolu’da kuracakları bin yıllık hâkimiyetin ilk büyük askerî ve diplomatik işaretlerinden biridir.

Pasinler’de Bizans’ın doğu kapısı sarsılmış, Malazgirt’te o kapının ardındaki tarih bütünüyle değişmiştir.


Kaynakça

  1. Faruk Sümer, “Tuğrul Bey”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  2. Faruk Sümer, “Selçuklular”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  3. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Cilt IX.
  4. İoannes Skylitzes, A Synopsis of Byzantine History, 811-1057.
  5. Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi: Selçuklular Dönemi.
  6. Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti.
  7. Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans.
  8. Osman Gazi Özgüdenli, Büyük Selçuklu Devleti Tarihi.
  9. Alexander Daniel Beihammer, Byzantium and the Emergence of Muslim-Turkish Anatolia.
  10. Yavuz Selim Altınok, “Pasinler Savaşı Sonrasında Selçuklu-Bizans Diplomatik Süreci”.

Hazırlayan: Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı – Yazar
devletialiyyei.com Kurucusu