Sultan III. Mehmed Han Dönemi
Sultan III. Mehmed Han Dönemi , Osmanlı tarihinin askerî zaferlerle derin iç bunalımların aynı anda yaşandığı en çetin dönemlerinden biridir. Eğri Kalesi’nin fethi ve Haçova Meydan Savaşı’nın kazanılması onun adını “Eğri Fatihi” olarak tarihe geçirmiştir. Bununla birlikte uzun Osmanlı–Habsburg savaşı, Anadolu’daki Celâlî hareketleri, hazine üzerindeki ağır askerî yük, İstanbul’daki askerî ayaklanmalar, saray içindeki nüfuz mücadeleleri ve 1603’te yeniden başlayan Osmanlı–Safevî savaşı devlet düzenini zorlamıştır.
III. Mehmed’i yalnızca “zafer kazanan padişah” yahut yalnızca “annesinin etkisinde kalan hükümdar” kalıbıyla açıklamak yetersizdir. Şehzadeliğinde yaklaşık on iki yıl sancak idare etmiş; tahta çıktığı ilk aylarda halkın borçlarının ödenmesi, hazine disiplininin sağlanması, cuma selâmlıklarının canlandırılması ve devlet meselelerinin meşveretle görüşülmesi yönünde irade göstermiştir. Buna karşılık sakin ve kolay etkilenebilen mizacı, güçlü saray hizipleri karşısında devamlılık gösteren müstakil bir yönetim kurmasını zorlaştırmıştır. Saltanatı, klasik Osmanlı devlet düzeninin ateşli silâhlara dayalı yeni savaş tarzı, nakit para ihtiyacı ve taşradaki sosyal hareketlilik karşısında dönüşmeye başladığı bir eşiktir.
Doğumu, Ailesi ve Adının Verilişi

Şehzade Mehmed, babası Şehzade Murad’ın Saruhan sancak beyi olarak bulunduğu sırada, 7 Zilkade 973’te 26 Mayıs 1566’da Manisa’nın Sart Ovası’nda doğdu. Babası ileride Sultan III. Murad adıyla tahta çıkacak olan Şehzade Murad, annesi Safiye Sultan’dı.
Safiye Sultan’ın kökeni hakkında eski ve yeni eserler arasında farklı bilgiler vardır. Feridun Emecen’in arşiv kayıtlarına dayanan değerlendirmesine göre Safiye Sultan, Dukakin bölgesinin Rezi köyünden Arnavut asıllıdır. Onun Venedikli Baffo ailesinden “Cecilia Baffo” olduğu yönündeki eski anlatı, bu görüşe göre Safiye Sultan ile III. Murad’ın annesi Nurbânû Sultan’ın kimliklerinin karıştırılmasından doğmuştur. Bu sebeple köken meselesinde farklı görüşlerin varlığı belirtilmeli, tartışmalı rivayet kesin gerçek gibi sunulmamalıdır.
Şehzadenin doğduğu sırada büyük dedesi Kanûnî Sultan Süleyman, son seferi olan Sigetvar yolundaydı. Rivayete göre doğum haberini seferde alan Kanûnî, yeni doğan torununa “Mehmed” adını verdi. Bu rivayet hânedan hafızasında III. Mehmed’i büyük dedesi Kanûnî’nin son seferiyle sembolik olarak ilişkilendirmiştir.
Çocukluğu ve Eğitimi

İlk çocukluk yıllarını Manisa’da geçiren Şehzade Mehmed’in ilk hocası İbrâhim Efendi’ydi. Daha sonra Hüseyin Efendi ve Mehmed Azmi Efendi eğitimini üstlendi. Babası III. Murad’ın 1574’te padişah olması üzerine yaklaşık dokuz yaşındayken harem halkıyla birlikte İstanbul’a getirildi.
Sarayda dinî ilimler, edebiyat, tarih, devlet teşkilâtı ve hükümdarlık adabı üzerine eğitim gördü. Hânedanın önde gelen erkek vârisi olduğu için sıkı biçimde gözetildi. Bir taraftan geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriliyor, diğer taraftan babasına karşı alternatif bir siyasî odak haline gelmemesi için saray çevrelerinden uzak tutuluyordu.
29 Mayıs 1582’de Atmeydanı’nda başlayan ve elli altı–elli yedi gün süren büyük şenliklerle sünnet edildi. Merasimi dördüncü vezir Cerrah Mehmed Paşa gerçekleştirdi. Esnaf loncalarının geçitleri, gösteriler, ziyafetler ve yabancı elçiliklerin katılımıyla düzenlenen bu şenlik, Osmanlı tören kültürünün en görkemli örneklerinden biri oldu. İntizâmî’nin kaleme aldığı ve Nakkaş Osman’ın ekibince resimlenen Sûrnâme-i Hümâyun, bu düğünü ve dönemin İstanbul hayatını ayrıntılı biçimde belgeleyen başlıca eserlerden biridir. Gelibolulu Mustafa Âlî de şenliği Câmiu’l-buhûr der Mecâlis-i Sûr adlı eserinde anlattı.
Manisa Sancak Beyliği

Şehzade Mehmed, 17 Aralık 1583’te Üsküdar’a geçti; maiyetiyle birlikte Manisa’ya hareket etti ve 14 Ocak 1584’te şehre ulaştı. Yanında hocası Nevâlî Nasuh Efendi, lalası Ali Bey, nişancısı Tekeli Mehmed Çavuş, başrûznâmçecisi Hüsambeyzâde ve çok sayıda görevli bulunuyordu.
Manisa’da yaklaşık on iki yıl sancak beyliği yaptı. Bu görev ona vergi, güvenlik, adalet, tayin, asker sevki ve halkın şikâyetleri gibi taşra idaresinin temel meselelerini doğrudan görme imkânı verdi. 1589–1595 yılları arasındaki kararları içeren Ahkâm Defteri (BOA, A.DVN, nr. 794), şehzadenin yetki sahasının yalnız Saruhan merkeziyle sınırlı olmadığını, Batı Anadolu’nun geniş bir bölümündeki idarî meselelerle ilgilendiğini gösterir.
Şehzadenin resmî yazışmaları büyük ölçüde lalası tarafından yürütülüyor, Manisa yakınlarındaki Bozdağ yaylağına gitmesi için dahi merkezden izin alması gerekiyordu. Buna rağmen halkla temas kurduğu, şikâyet dinlediği ve sancakta asayişi sağlamaya önem verdiği anlaşılmaktadır. III. Mehmed, padişah olduğunda cuma selâmlıkları ve şehir gezileri sırasında halkla ilişki kurma alışkanlığını bir süre devam ettirecektir.
Tahta Çıkışı

Sultan III. Murad, 15–16 Ocak 1595 gecesi İstanbul’da ansızın vefat etti. Ölüm haberi, Safiye Sultan ve Dârüssaâde Ağası Gazanfer Ağa’nın gönderdiği Ferhad Ağa aracılığıyla Manisa’ya ulaştırıldı. Şehzade Mehmed, Lala Mehmed Bey ve Mîrâhur Ahmed Ağa gibi yakın adamlarıyla zorlu kış şartlarında Mudanya’ya geldi; buradan kadırgayla İstanbul’a geçti.
27 Ocak 1595 Cuma günü İstanbul’a ulaşıncaya kadar III. Murad’ın ölümü mümkün olduğu ölçüde gizlendi. Saraya giren Şehzade Mehmed önce annesi Safiye Sultan’la görüştü; ardından cülûs ve biat merasimi yapıldı. Cuma hutbesinde III. Murad’ın vefatı ve yeni padişahın tahta çıktığı ilân edildi.
On Dokuz Şehzadenin Öldürülmesi

III. Mehmed’in cülûs gecesi, Fâtih Kanunnâmesi’ndeki nizâm-ı âlem anlayışına dayandırılan kardeş katli uygulaması yürürlüğe konuldu. Dördü yetişkin olmak üzere on dokuz şehzade boğduruldu. Kaynaklarda yetişkin şehzadelerin adları Mustafa, Bayezid, Osman ve Abdullah olarak verilir.
Şehzadelerin ertesi gün saraydan çıkarılan cenazeleri İstanbul halkında büyük üzüntü ve tepki doğurdu. Osmanlı hânedan tarihinde daha önce kardeş katli görülmüş olmakla birlikte bu ölçekteki toplu uygulama, usulün meşruiyetine yönelik sessiz fakat güçlü bir kırılma meydana getirdi. Sonraki dönemde kardeş katlinin yerini bir anda bütünüyle başka bir sistem almadı; ancak hânedanın en yaşlı erkek üyesinin tahta çıkmasına dayanan ekberiyet anlayışına giden tarihî süreçte bu olay önemli bir dönüm noktası oldu.
İlk İcraatları ve Yönetimi Ele Alma Teşebbüsü

III. Mehmed, tahta çıktıktan sonra babasının son yıllarında sarayda nüfuz kazanan cüce, dilsiz ve eğlence erbabının bir bölümünü uzaklaştırdı. Manisa’dan getirdiği adamlarına görevler verdi; özellikle Lala Mehmed’i yakınında tuttu. Cülûs bahşişi ve terakkiler dağıtıldı. Gelibolulu Mustafa Âlî, yalnız yeniçerilere verilen meblağı 660.000 altın olarak kaydeder; bu rakam hem merasimin büyüklüğünü hem de hazine üzerindeki yükü göstermektedir.
Padişahın ilk dönem icraatları arasında şunlar öne çıkar:
- III. Murad devrinde saray adına yapılan alımlardan doğan halk borçlarının ödenmesini emretmesi,
- İç hazine ile devlet hazinesinin gelirlerini ayırmaya ve israfı önlemeye çalışması,
- Mısır’dan gelen yıllık vergi dışındaki gelirlerin esas olarak dış hazinede toplanmasını istemesi,
- Uzun süredir ihmal edilen cuma selâmlıklarını canlandırması,
- Vezirlerin selâmlık sırasında devlet ve halk meselelerini kendisine arz etmesi geleneğini yeniden uygulaması,
- Eyüp Sultan’dan başlayarak atalarının türbelerini ziyaret etmesi,
- Cepheden gelen haberleri görüşmek üzere meşveret meclisleri toplaması.
Bu icraatlarda Lala Mehmed Paşa ile padişahın hocası Hoca Sâdeddin Efendi’nin etkisi büyüktü. Ancak Lala Mehmed Paşa’nın 1595’te sadrazamlığa getirildikten dokuz gün kadar sonra ölmesi, padişahın bağımsız bir idarî kadro kurma teşebbüsünü zayıflattı.
Safiye Sultan’ın Siyasî Nüfuzu

Vâlide Safiye Sultan, III. Mehmed devrinde sarayın en kuvvetli siyasî aktörlerinden biri oldu. Sadrazamların, şeyhülislâmların, harem ağalarının, damat paşaların ve yabancı elçiliklerin oluşturduğu ilişkiler ağı içinde tayin ve aziller üzerinde etkiliydi. Günlük tahsisatının 3.000 akçeye çıkarılması ve padişahın Eğri seferine giderken İstanbul’daki idarede ona geniş yetki bırakması, makamının maddî ve siyasî gücünü gösterir.
Safiye Sultan’ın nüfuzunu yalnız “harem müdahalesi” şeklinde açıklamak eksik kalır. O, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ile doğrudan yazışmış, hediyeler ve ticarî-diplomatik ilişkiler üzerinden saray diplomasisinin bir parçası olmuştur. Buna karşılık sadrazam tayinleri, saray mensuplarının yükseltilmesi ve Kira Kadın Esperanza Malchi üzerinden yürüyen malî ilişkiler, rüşvet ve kayırma suçlamalarının merkezinde yer almasına sebep olmuştur.
III. Mehmed zaman zaman annesinin tercihleri dışında kararlar almaya çalıştı. Hoca Sâdeddin Efendi’yi şeyhülislâmlığa getirmesi ve Haçova’dan sonra Cigalazâde Sinan Paşa’yı sadrazam tayin etmesi buna örnektir. Fakat bu kararların bir kısmını kısa sürede geri almak zorunda kaldı. Dolayısıyla dönemin idaresi, tek başına Safiye Sultan’ın yönetimi değil; padişah, vâlide sultan, sadrazamlar, şeyhülislâm, harem ağaları, kapıkulu askerleri ve damat paşalar arasındaki değişken güç dengesiydi.
Osmanlı–Habsburg Uzun Savaşı

III. Mehmed tahta çıktığında Osmanlı Devleti, 1593’te başlayan ve 1606 Zitvatorok Antlaşması’na kadar sürecek uzun Habsburg savaşı içindeydi. Osmanlı kaynaklarında Avusturya veya Nemçe seferleri şeklinde geçen bu mücadele, yalnız iki devlet arasındaki bir sınır savaşı değildi. Erdel, Eflak ve Boğdan’ın statüsü; Macaristan kalelerinin denetimi; Kırım kuvvetlerinin katılımı; Papalık ve çeşitli Avrupa devletlerinin oluşturduğu ittifaklar savaşın geniş bir coğrafyaya yayılmasına yol açtı.
Uzun savaş, Osmanlı askerî sistemini de değiştirdi. Tüfekli piyadeye duyulan ihtiyaç arttı; sekban ve sarıca adı verilen ücretli asker grupları yaygınlaştı. Seferler için nakit para, zahire, ulaştırma hayvanı ve insan gücü ihtiyacının büyümesi taşra halkı üzerindeki vergi ve angarya baskısını ağırlaştırdı.
1595: Eflak Buhranı ve Estergon’un Kaybı

Saltanatın ilk yılında başlıca mesele, Eflak Voyvodası Mihail’in isyanı ve Habsburg cephesindeki başarısızlıklardı. Sadrazamlık için rekabet eden Koca Sinan Paşa ile Ferhad Paşa’nın taraftarları arasındaki mücadele, ordunun ve başkentin idaresini olumsuz etkiledi.
III. Mehmed, 16 Şubat 1595’te Koca Sinan Paşa’yı azledip Ferhad Paşa’yı sadrazam yaptı; 7 Temmuz’da Ferhad Paşa’yı görevden alarak Sinan Paşa’yı yeniden makamına getirdi. Cepheden gelen kötü haberler üzerine padişahın Edirne’ye kadar giderek gelişmeleri izlemesi düşünüldüyse de bu karar uygulanmadı. 2 Eylül 1595’te stratejik Estergon Kalesi’nin Habsburgların eline geçmesi İstanbul’da büyük tepki doğurdu.
Ulemâ ve yeniçeriler, sefere padişahın bizzat çıkmasını istiyordu. Süleymaniye Camii’nde hutbe sırasında yapılan çağrılar ve ordudaki huzursuzluk, hükümdar üzerindeki baskıyı artırdı. Bu gelişmeler, 1596 Eğri seferinin siyasî zeminini hazırladı.
Eğri Seferi ve Eğri Kalesi’nin Fethi

III. Mehmed, 20 Haziran 1596’da büyük bir merasimle İstanbul’dan ayrıldı. Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1566’daki Sigetvar seferinden sonra ilk defa bir Osmanlı padişahı ordunun başında sefere çıkıyordu. Safiye Sultan, oğlunu Halkalı’ya kadar uğurladı.
Seferin başlangıcında Eflak, Komorn ve Eğri hedefleri tartışıldı. Sonunda daha önce Osmanlı kuvvetlerinin alamadığı, askerî ve psikolojik bakımdan önemli Eğri Kalesi üzerine yürünmesine karar verildi. Kale 24 Eylül 1596 dolaylarında kuşatıldı ve 12 Ekim’de teslim alındı. Eğri, bir eyalet merkezi haline getirildi; muhafazası için asker, mühimmat ve idarî görevliler bırakıldı.
Bu fetih III. Mehmed’in “Eğri Fatihi” olarak anılmasını sağladı. Tâlikîzâde Mehmed Subhi’nin 1598’de tamamladığı Eğri Fethi Târihi / Fetihnâme-i Eğri, seferi ve ardından gelen Haçova zaferini anlatır. Nakkaş Hasan’ın resimleriyle süslenen eser, Osmanlı tarih yazıcılığı ve minyatür sanatının devrin olaylarını birlikte belgelediği seçkin örneklerdendir.
Haçova Meydan Savaşı

Eğri’nin alınmasından sonra Arşidük Maximilian ile Erdel Voyvodası Zsigmond Báthory idaresindeki büyük Habsburg–Erdel ordusunun yaklaştığı öğrenildi. Osmanlı ordusu 24 Ekim’de Eğri’den ayrılarak Haçova’ya, bugünkü Mezőkeresztes sahasına yöneldi. İlk çarpışmalar 25 Ekim’de, esas meydan savaşı 26 Ekim 1596’da meydana geldi.
Osmanlı merkezinde III. Mehmed ile vezirler bulunuyordu. Sağ ve sol kolları Rumeli ve Anadolu kuvvetleri teşkil ediyor, öncü birliklerde Cigalazâde Sinan Paşa ile Kırım kuvvetleri yer alıyordu. Habsburg ordusunun güçlü top ve tüfek ateşi Osmanlı hücumlarını zorladı. Muharebenin bir safhasında Osmanlı sağ kolu dağıldı; düşman birlikleri merkeze kadar ilerleyerek ordugâhtaki hazine ve eşya sandıklarını yağmalamaya başladı.
Bu kritik anda bazı devlet adamlarının geri çekilme fikrini dile getirdiği, Hoca Sâdeddin Efendi’nin ise padişahın meydanda kalmasını sağlayarak ordunun yeniden toparlanmasına katkıda bulunduğu anlatılır. III. Mehmed’in sancak altında yerini terk etmemesi, bozulan birliklerin moralini yükseltti. Karargâhtaki hizmetli sınıfın ve geri dönen askerlerin yağmaya dalan düşman birliklerine saldırmasıyla savaşın seyri değişti. Habsburg–Erdel ordusu ağır bir yenilgiye uğradı.
Halk arasında bu savaşın “Kepçe ve Kazan Zaferi” diye anılması, ordugâhtaki aşçı, seyis, deveci ve hizmetlilerin karşı hücumdaki rolünden doğmuştur. Fakat zaferi yalnız hizmetlilerin baskınına bağlamak doğru değildir. Padişahın meydanda kalması, Hoca Sâdeddin’in müdahalesi, yağmaya dalan müttefik kuvvetlerin düzenini kaybetmesi, Osmanlı birliklerinin yeniden toparlanması ve karşı hücum birlikte değerlendirilmelidir.
Haçova, III. Mehmed’in saltanatındaki en büyük askerî başarıydı. Bununla birlikte Osmanlılar bu zaferi Habsburg cephesinde kesin ve kalıcı bir barışa dönüştüremedi. Savaş on yıl daha sürdü.
Batı Cephesinde 1597–1603 Gelişmeleri

Haçova zaferinden sonra Cigalazâde Sinan Paşa sadrazam yapıldı. Ancak seferden kaçan askerleri tesbit ettirip ağır biçimde cezalandırması, Kırım hanlığıyla ilgili kararları ve saray içindeki karşıtları sebebiyle makamda yaklaşık kırk gün kalabildi. Safiye Sultan’ın müdahalesiyle Damad İbrâhim Paşa yeniden sadrazam oldu.
Savaşın sonraki yılları başarı ve kayıpların birbirini izlediği bir yıpratma mücadelesi şeklinde geçti:
- 1597: Serdar Satırcı Mehmed Paşa’nın harekâtı beklenen sonucu vermedi. Bazı sınır kaleleri el değiştirdi; ordunun iaşe ve maaş sıkıntıları arttı.
- 29 Mart 1598: Yanıkkale/Győr Habsburgların eline geçti. Bu kayıp İstanbul’da büyük üzüntü ve tepki doğurdu.
- 1599: Üçüncü defa sadrazam olan Damad İbrâhim Paşa Macaristan cephesine gönderildi. Sınır kaleleri, köprüler ve menziller onarıldı; barış görüşmeleriyle askerî hazırlıklar birlikte yürütüldü.
- 23 Ekim 1600: Damad İbrâhim Paşa Kanije Kalesi’ni fethetti. Kale tamir edilerek beylerbeyilik haline getirildi ve muhafızlığı Tiryâkî Hasan Paşa’ya verildi.
- 18 Kasım 1601: Büyük bir Habsburg ordusunun Kanije kuşatması, Tiryâkî Hasan Paşa’nın savunması ve çıkış harekâtıyla başarısızlığa uğratıldı. Kanije müdafaası, III. Mehmed döneminin Eğri ve Haçova’dan sonraki en önemli askerî başarılarından biri oldu.
- Ağustos 1602: İstolni Belgrad yeniden Osmanlı hâkimiyetine alındı.
- 18 Ekim 1602: Peşte’ye girip Budin’i kuşatan Habsburg kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı.
Bu başarılar Osmanlı savunma hattını ayakta tuttu; ancak uzun savaşın insan ve para maliyetini ortadan kaldırmadı. Cephede kazanılan kalelerle Anadolu’daki idarî ve sosyal çözülme aynı dönemde yaşandı.
Celâlî İsyanlarının Büyümesi

III. Mehmed devrinde Anadolu’yu sarsan Celâlî hareketleri tek bir sebebe veya tek bir toplumsal gruba indirgenemez. Başlıca etkenler şunlardı:
- Habsburg savaşlarının asker ve vergi talebini artırması,
- Tımar düzeninin değişmesi ve ateşli silâh kullanan ücretli asker sayısının çoğalması,
- Sefer bitiminde işsiz kalan sekban ve sarıcaların taşrada silâhlı gruplar oluşturması,
- Vergi toplama usullerindeki bozulma, kanunsuz salgunlar ve yerel yöneticilerin baskısı,
- Akçenin değer kaybı, fiyat artışları ve hazinenin nakit ihtiyacı,
- Nüfus ve toprak üzerindeki baskı,
- Kıtlık, salgın ve güvenlik sorunları,
- Görevden alınmış beyler ile kapıkulu mensuplarının isyancı gruplara katılması.
Karayazıcı Abdülhalim
Karayazıcı Abdülhalim, farklı Celâlî gruplarını büyük bir silâhlı kuvvet altında toplayan ilk önemli liderlerden biriydi. Urfa çevresinde güç kazandı; eski devlet görevlileri, sekbanlar, kapıkulu süvarileri ve taşradaki hoşnutsuz unsurlar ona katıldı. Bazı kayıtlarda “Halim Şah” unvanını kullandığı ve hükümdarlık görüntüsü veren fermanlar düzenlediği belirtilir. Bununla birlikte modern araştırmalarda asıl hedefinin Osmanlı hânedanını ortadan kaldırmaktan çok devlet içinde yüksek bir sancak veya beylerbeyilik elde etmek olduğu da vurgulanır.
Karayazıcı’nın hareketi karşısında merkez hükûmeti yalnız askerî bastırma yoluna gitmedi; zaman zaman görev ve sancak vererek uzlaştırma siyaseti de uyguladı. Kendisine Çorum sancak beyliği verildi, fakat hakkındaki zulüm şikâyetleri üzerine yeniden takibe alındı.
23 Eylül 1600’de Kayseri Ovası’nda Hacı İbrâhim Paşa kuvvetlerini mağlûp etti. Sokulluzâde Hasan Paşa, 12 Ağustos 1601’de Elbistan yakınlarındaki Sepetli’de Karayazıcı’yı yenilgiye uğrattı. Ağır kayıp veren Karayazıcı Canik dağlarına çekildi; aldığı yaralar veya adamları arasındaki çatışma sebebiyle öldü. Ölüm haberi İstanbul’a 1602 yılının ilk aylarında ulaştı.
Deli Hasan
Karayazıcı’nın ardından hareketin başına kardeşi Deli Hasan geçti. Celâlî kuvvetleri Tokat’ta Sokulluzâde Hasan Paşa’yı kuşattı ve 20 Nisan 1602’de öldürdü. Deli Hasan Kütahya ve Afyonkarahisar çevresinde büyük baskı kurdu. Devlet, aynı anda Habsburg ve Safevî cephelerinde savaşmak zorunda bulunduğu için 1603’te uzlaşma yolunu seçti; Deli Hasan’a Bosna beylerbeyiliği verildi ve kuvvetleri Rumeli cephesine yönlendirildi.
Halk Üzerindeki Etkisi ve Büyük Kaçgunluk
Celâlî saldırıları, devlet görevlilerinin kanunsuz tahsilâtı ve savaş ekonomisinin baskısı, köylülerin güvenli kasaba ve kalelere göç etmesine yol açtı. 1596’dan sonra hızlanan bu yer değiştirme, 1603–1606 arasındaki “Büyük Kaçgunluk” döneminin zeminini hazırladı. Tarım alanları boşaldı, üretim ve vergi düzeni bozuldu, yollar güvensizleşti.
III. Mehmed devrinde yayımlanan adâletnâmeler, reâyâyı hem Celâlî baskısından hem de ehl-i örfün kanunsuz uygulamalarından korumayı hedefliyordu. Fakat merkezî emirlerin taşrada uygulanması, askerî ve malî şartlar sebebiyle son derece güçtü.
İstanbul’daki Veba ve Toplumsal Gerilim

1598’de İstanbul’da büyük bir veba salgını görüldü. Padişahın hanımlarından biri ve kız kardeşlerinden bir kısmı salgında hayatını kaybetti. Hastalık yeniden yayılınca III. Mehmed bir süre Üsküdar ve Kandilli tarafına geçti. Salgın, savaş, fiyat artışları ve maaş sorunları başkentteki huzursuzluğu artırdı.
1598’de Safiye Sultan’ın Eminönü’nde Yeni Cami inşasını başlatması da dönemin büyük projelerindendi. Arsanın istimlâki, bölgedeki yahudi cemaatinin yer değiştirmesi, masraflar ve inşaatın yürütülüşü tartışmalara sebep oldu. III. Mehmed’in vefatından sonra Safiye Sultan Eski Saray’a gönderilince yapı yarım kaldı; cami ancak XVII. yüzyılın ikinci yarısında Turhan Hatice Sultan tarafından tamamlatıldı.
Kira Kadın Esperanza Malchi Olayı

Safiye Sultan’ın dış dünyayla malî ve ticarî ilişkilerinde aracılık eden Kira Kadın Esperanza Malchi, saray ile tüccarlar arasında önemli bir konuma sahipti. Gümrük, iltizam ve para meseleleri üzerindeki nüfuzu; rüşvet, kalp para ve haksız kazanç suçlamalarına yol açtı.
1 Nisan 1600’de sipahiler ayaklanarak Kira Kadın’ın kendilerine teslimini istedi. Saraydan çıkarılan Esperanza Malchi, askerler tarafından öldürüldü. Olay yalnız dinî kimlik üzerinden açıklanamaz; asıl zemini asker maaşları, para ayarı, saray aracılarının ekonomik nüfuzu ve Safiye Sultan’a yönelik siyasî tepki oluşturuyordu. Kira Kadın’ın öldürülmesi, merkezî iktidarın kapıkulu grupları karşısında ne kadar kırılgan hale geldiğini gösterdi.
1603 Ayak Divanı ve Saray Ağalarının Öldürülmesi

1602 sonu ve 1603 başında Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa ile Şeyhülislâm Sun‘ullah Efendi arasındaki mücadele, sipahi ve yeniçeri gruplarının da katıldığı büyük bir siyasî krize dönüştü. Sipahiler saraya yürüyerek padişahı ayak divanına çağırdılar. III. Mehmed bu talebi kabul etti ve askerlerin şikâyetlerini doğrudan dinledi.
Asiler, Safiye Sultan’ın devlet işlerinden uzaklaştırılmasını; Kapıağası Gazanfer Ağa ile Dârüssaâde Ağası Osman Ağa’nın kendilerine verilmesini istediler. İstekleri yerine getirilmezse Şehzade Mahmud’u tahta çıkaracakları tehdidinde bulundular. III. Mehmed annesini sürgüne göndermedi; fakat iki saray ağasını huzuruna getirterek öldürttü ve cesetlerini askerlere teslim etti. Bu hadise, padişahın saray çevresini koruyamadığını ve kapıkulu baskısının hânedanı tehdit edecek seviyeye ulaştığını gösterir.
Yemişçi Hasan Paşa, yeniçerilerin desteğiyle rakiplerini tasfiye etti ve bir süre iktidarını güçlendirdi. Ancak Safiye Sultan’la çatışmaya girince 4 Ekim 1603’te azledildi, 16 Ekim’de idam edildi. Yerine Mısır valisi Yavuz Ali Paşa sadrazamlığa getirildi.
Şehzade Mahmud’un Öldürülmesi
III. Mehmed’in saltanatının en ağır hadiselerinden biri, büyük oğlu Şehzade Mahmud’un 7 Haziran 1603’te boğdurulmasıdır. Anadolu’daki isyanlar, sipahilerin padişahı tahttan indirip Mahmud’u çıkarma tehdidi ve şehzadenin sefere gitme isteğini açıkça dile getirmesi, sarayda derin bir kuşku meydana getirdi.
İngiliz elçisi Henry Lello’nun aktardığına göre Şehzade Mahmud’un annesi, oğlunun geleceğini öğrenmek amacıyla bir şeyhe başvurdu. Ele geçirilen yazışma, şehzadenin padişahın ölümünü veya tahttan indirilmesini beklediği şeklinde yorumlandı. Mahmud sorgulandı; annesinin girişiminden haberi olmadığını söylediği halde kurtulamadı.
Bu olayın ayrıntıları büyük ölçüde yabancı elçilik raporları ve daha sonraki tarih anlatılarına dayanır. Dolayısıyla saray içindeki bütün gelişmeleri kesin biçimde bildiğimizi söylemek mümkün değildir. Fakat Şehzade Mahmud’un öldürülmesinin, hânedan vârislerinin azalmasına ve Osmanlı tahtının geleceği hakkında ciddi bir krize yol açtığı kesindir. III. Mehmed’in bu olaydan sonra daha da içine kapandığı ve sağlığının bozulduğu belirtilir.
1603 Osmanlı–Safevî Savaşının Başlaması

Osmanlı Devleti, 1590 Ferhad Paşa Antlaşması’yla Kafkasya ve Azerbaycan’da geniş topraklar elde etmişti. Fakat batıda Habsburglarla süren savaş, Anadolu’daki Celâlî isyanları ve sınır kuvvetlerinin zayıflaması, Safevî Şahı I. Abbas’a karşı harekât için uygun bir ortam sağladı.
Şah Abbas 1603’te taarruza geçti. Osmanlı kuvvetleri Nahcıvan’ı tahliye etti; Tebriz 21 Ekim’de Safevîlerin eline geçti ve Revan kuşatıldı. Doğu cephesinden gelen bu haberler III. Mehmed’in son günlerinde devletin karşı karşıya bulunduğu baskıyı daha da artırdı. 1603’te başlayan savaş, padişahın ölümünden sonra I. Ahmed devrinde devam edecekti.
Dış Siyaset ve Diplomasi

III. Mehmed, yoğun iç ve dış savaş şartlarına rağmen Avrupa’daki siyasî gelişmeleri elçilik raporları aracılığıyla izledi.
İngiltere
İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ile ilişkiler, Levant Company’nin ticarî çıkarları ve Habsburg–İspanya karşıtı siyaset çerçevesinde gelişti. Safiye Sultan ile Elizabeth arasında mektuplar ve hediyeler gönderildi. İngiliz elçileri Edward Barton ve Henry Lello, İstanbul’daki temaslarda önemli rol oynadı.
1599’da İngiliz org ustası Thomas Dallam’ın yaptığı saatli ve kendi kendine çalabilen büyük org, Kraliçe Elizabeth’in hediyesi olarak İstanbul’a getirildi. III. Mehmed’in bu mekanik çalgıyı ilgiyle dinlediği kaydedilir. Dallam’ın seyahat günlüğü hem diplomatik hediye kültürü hem de Osmanlı saray hayatına dair önemli bir dış gözlem kaynağıdır.
Fransa
III. Mehmed, Fransa’yı “eski dost” olarak nitelemiş ve Habsburglarla yapılması düşünülen barış görüşmelerinde Fransız arabuluculuğunu olumlu karşılamıştır. François Savary de Brèves’in elçiliği sırasında Osmanlı–Fransız siyasî ve ticarî ilişkileri sürdürüldü.
Erdel, Eflak ve Boğdan
Erdel’in Habsburglara bırakılmasına karşı çıkan padişah, bölgenin Osmanlı himaye sistemi içindeki eski statüsünün korunmasını istedi. Eflak Voyvodası Mihail’in isyanı ve Erdel’deki Báthory siyaseti, Habsburg savaşının yönünü doğrudan etkiledi.
Venedik, Lehistan ve Diğer Devletler
Venedik barış ve ticaret ilişkilerini sürdürürken İstanbul’daki balyos raporları saray siyaseti hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Lehistan’la sınır güvenliği, Kazak akınları, Boğdan ve Kırım meseleleri üzerinden diplomatik temas devam etti. Osmanlı Devleti’nin Fas, İspanya, Hollanda ve Akdeniz’deki gelişmeler hakkında da rapor aldığı anlaşılmaktadır.
Devlet Teşkilâtı ve Başlıca Sadrazamlar
III. Mehmed’in kısa saltanatında sadrazamlık makamının sık sık el değiştirmesi, yönetimdeki hizip mücadelesinin ve savaş şartlarının en belirgin göstergesidir.
| Sadrazam | III. Mehmed devrindeki başlıca görevi ve önemi |
|---|---|
| Koca Sinan Paşa | III. Murad’dan devralınan sadrazamdı. 1595’te iki defa azledilip yeniden getirildi; padişahın sefere çıkmasını destekledi. Nisan 1596’da öldü. |
| Serdar Ferhad Paşa | 16 Şubat 1595’te sadrazam oldu. Eflak cephesindeki başarısızlıklar ve saray rekabeti sebebiyle 7 Temmuz’da azledildi; daha sonra idam edildi. |
| Lala Mehmed Paşa | Padişahın Manisa’dan beri güvendiği yakınıydı. 19 Kasım 1595’te sadrazam oldu; yaklaşık dokuz gün sonra hastalanarak öldü. |
| Damad İbrâhim Paşa | Üç ayrı dönemde sadrazamlık yaptı. Eğri ve Haçova seferine katıldı; 1600’de Kanije’yi fethetti. 10 Temmuz 1601’de Belgrad’da öldü. |
| Cigalazâde Sinan Paşa | Haçova’daki hizmetleri üzerine sadrazam oldu. Yoklama ve cezalandırma siyaseti büyük tepki çekti; yaklaşık kırk gün sonra azledildi. |
| Hadım Hasan Paşa | 1597’de sadrazamlığa getirildi. Safiye Sultan’la yakınlığı ve rüşvet suçlamaları sebebiyle eleştirildi; 9 Nisan 1598’de azledilerek idam edildi. |
| Cerrah Mehmed Paşa | 1598–1599 arasında sadrazamlık yaptı. Yaşlılığı ve rahatsızlığı sebebiyle görevden ayrıldı. III. Mehmed’in 1582’deki sünnetini yapan devlet adamıydı. |
| Yemişçi Hasan Paşa | Damad İbrâhim Paşa’nın ölümünden sonra sadrazam oldu. Habsburg cephesi, hazine sıkıntısı ve 1603 askerî isyanlarıyla uğraştı; Safiye Sultan’la çatışmasının ardından azledilip idam edildi. |
| Yavuz Ali Paşa | Ekim 1603’te sadrazamlığa getirildi. III. Mehmed’in son sadrazamı, I. Ahmed’in ilk sadrazamı oldu. |
Diğer Önemli Kumandan ve Devlet Adamları
- Hoca Sâdeddin Efendi: Padişahın hocası, tarihçi ve şeyhülislâm. Eğri seferinin fikrî destekçisi, Haçova’nın kritik anında padişahın meydanda kalmasını sağlayan başlıca isimdi.
- Sokulluzâde Hasan Paşa: Eğri ve Haçova seferlerinde hizmet etti; Karayazıcı’yı Sepetli’de mağlûp etti. 1602’de Tokat’ta Deli Hasan kuvvetlerince öldürüldü.
- Tiryâkî Hasan Paşa: Kanije muhafızı olarak 1601 kuşatmasındaki savunmasıyla şöhret kazandı.
- Satırcı Mehmed Paşa: Macaristan serdarlığı yaptı; Varad seferindeki başarısızlığı ve cephe idaresi sebebiyle gözden düştü.
- Kuyucu Murad Paşa: Haçova seferinde bulundu ve Habsburg barış görüşmelerine katıldı; Celâlîlere karşı asıl büyük harekâtını daha sonra I. Ahmed devrinde gerçekleştirdi.
- Gazanfer Ağa: Kapıağası olarak saray siyasetinde uzun süre etkili oldu; 1603 ayak divanı sırasında öldürüldü.
- Osman Ağa: Dârüssaâde ağasıydı; Gazanfer Ağa ile birlikte 1603’te isyancılara teslim edilerek öldürüldü.
- Halil Paşa: Kaptan-ı deryâ ve saray çevresinde nüfuzlu bir vezirdi; Kira Kadın olayı ve çeşitli hizip mücadelelerinde adı geçti.
İlmiye Sınıfı ve Şeyhülislâmlar
III. Mehmed devrinde ilmiye makamları da siyasî mücadelelerden etkilendi.
- Bostanzâde Mehmed Efendi: Saltanatın ilk yıllarındaki şeyhülislâmdı. 1598’deki ölümüne kadar görev yaptı.
- Hoca Sâdeddin Efendi: 1 Nisan 1598’de şeyhülislâm oldu. Padişah hocalığı ile fetva makamını birlikte yürüttüğü için “câmiu’r-riyâseteyn” diye anıldı. 2 Ekim 1599’da öldü.
- Sun‘ullah Efendi: 1599’dan itibaren birkaç defa şeyhülislâmlık yaptı. Rüşvet, vakıf idaresi ve saray mensuplarının devlet işlerine müdahalesine yönelik eleştirileriyle tanındı; Yemişçi Hasan Paşa’yla sert bir iktidar mücadelesine girdi.
- Hocazâde Mehmed Efendi: 1601–1603 arasında şeyhülislâmlık yaptı; 5 Ocak 1603’te azledilerek yerine tekrar Sun‘ullah Efendi getirildi.
İlmiye tayinlerinin sadrazam, şeyhülislâm ve saray hizipleri arasındaki rekabete konu olması, medrese ve yargı düzenindeki bozulmaya dair çağdaş şikâyetleri artırmıştır.
Edebiyat, Tarih Yazıcılığı, İlim ve Sanat
Sultan III. Mehmed, “Adlî” mahlasıyla şiir yazan bir divan şairiydi. Dinî ve ahlâkî konulara ilgi duyduğu, kendisine sunulan eserleri okuttuğu ve müellifleri ödüllendirdiği bilinmektedir. Saltanatındaki savaşlar ve siyasî bunalımlar, nasihatnâme ve ıslahat düşüncesinin güçlenmesine de zemin hazırladı.
Dönemin Başlıca Âlim, Şair, Tarihçi ve Sanatçıları
| İsim | Alanı ve III. Mehmed devriyle ilişkisi |
| Hoca Sâdeddin Efendi | Tarihçi, âlim ve şeyhülislâm. Tâcü’t-tevârîh müellifi; padişahın hocası ve siyasî danışmanıydı. |
| Selânikî Mustafa Efendi | 1563–1600 dönemini ayrıntılı biçimde kaydeden çağdaş tarihçi. Saray, ordu, maliye ve İstanbul olayları için temel kaynaktır. |
| Gelibolulu Mustafa Âlî | Tarihçi, şair, bürokrat ve sanat yazarı. Künhü’l-ahbâr’da III. Mehmed’in ilk yıllarını ve devlet düzenindeki meseleleri ele aldı. |
| Hasanbeyzâde Ahmed Paşa | Eğri, Haçova ve Damad İbrâhim Paşa’nın seferleri hakkında ayrıntılı bilgi veren tarihçi ve devlet adamı. |
| Tâlikîzâde Mehmed Subhi | Şehnâmeci. Fetihnâme-i Eğri / Şehnâme-i Sultan Mehmed adlı eserini 1598’de tamamladı. |
| Hasan Kâfî Akhisârî | Usûlü’l-hikem fî nizâmi’l-âlem adlı devlet düzeni risâlesini Damad İbrâhim Paşa aracılığıyla padişaha sundu. Eserde adalet, liyakat, ordu ve maliye meselelerini tartıştı. |
| Bâkî | “Sultânü’ş-şuarâ” olarak tanınan büyük divan şairi. III. Mehmed’e kasideler sundu; yeniden Rumeli kazaskerliğine getirildi. |
| Nev‘î | Şair, âlim ve ansiklopedik eser sahibi. XVI. yüzyıl sonu Osmanlı kültür hayatının başlıca temsilcilerindendi. |
| Hâkānî Mehmed Bey | Hz. Peygamber’in vasıflarını anlatan meşhur Hilye eserini 1598–1599 dolaylarında tamamladı. |
| Şemseddin Sivâsî | Âlim, mutasavvıf ve şair. Eğri seferine ileri yaşında katıldığına dair güçlü bir gelenek vardır; sefer dönüşünde vefat etti. |
| Âşık Mehmed | Coğrafya ve kozmografya âlimi. Şehzade Mehmed’in Manisa yıllarında divan kâtipliği yaptı; Menâzırü’l-avâlim adlı eseriyle tanındı. |
| Nakkaş Hasan | Dönemin önde gelen minyatür sanatçısı. Eğri Fetihnâmesi tasvirleri, III. Mehmed devri saray nakkaşhanesinin başlıca eserlerindendir. |
| Dalgıç Ahmed Ağa | 1598–1605 arasında başmimar. Saray, su yolları ve kamu yapılarındaki inşa ve tamirlerde görev aldı; III. Mehmed Türbesi’nin yapımına 1604’te başladı. |
Fetihnâme-i Eğri ve Minyatür Sanatı
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 1609 numarada bulunan Eğri Fethi Târihi, III. Mehmed döneminin en önemli sanat ve tarih belgelerindendir. Tâlikîzâde’nin metniyle Nakkaş Hasan’ın tasvirleri; padişahın sefere çıkışını, Eğri Kalesi’nin teslimini, Haçova’yı ve İstanbul’a dönüşü görsel bir tarih anlatısına dönüştürür. Eser, klasik Osmanlı minyatürünün belgeleyici yönüyle saray temsil dilini bir araya getirir.
Mimari, İmar ve Hayır Eserleri
III. Mehmed’in saltanatı büyük bir selâtin külliyesinden ziyade savaş, saray tamirleri ve Safiye Sultan’ın baniliğiyle öne çıkar.
- Topkapı Sarayı’nda padişah hamamı, harem odaları, mutfak, helvahâne ve çeşitli hizmet binalarında yapım ve onarımlar gerçekleştirildi.
- III. Murad’ın Ayasofya hazîresindeki türbesi, III. Mehmed’in emriyle Dâvud Ağa ve ardından Dalgıç Ahmed Ağa’nın idaresinde tamamlandı.
- Safiye Sultan, 9 Nisan 1598’de Eminönü Yeni Cami’nin temelini attırdı. İnşaat III. Mehmed’in ölümünden sonra yarım kaldı.
- Kaynaklarda III. Mehmed’e Medine’de yüksek dereceli bir medrese nisbet edilmekle birlikte, bu eserin ayrıntıları ve banilik kaydı diğer faaliyetleri kadar açık değildir.
- Ayasofya hazîresindeki III. Mehmed Türbesi, padişahın ölümünden sonra oğlu I. Ahmed’in emriyle Dalgıç Ahmed Ağa tarafından 1604’te başlatıldı; Sedefkâr Mehmed Ağa döneminde 1608–1609’da tamamlandı.
Şahsiyeti, İnanç Dünyası ve İlgi Alanları
Çağdaş Osmanlı kaynakları III. Mehmed’i sakin, dindar, duygulu, kolay inanan ve çabuk üzülen bir hükümdar olarak tasvir eder. Yabancı gözlemciler kısa boylu, şişman, açık tenli ve kara sakallı olduğunu yazar. Bu fizikî ve karakter tasvirleri, yazarların siyasî konumları ve kültürel önyargıları dikkate alınarak kullanılmalıdır.
Avcılıktan hoşlandığı, ok yapımında usta olduğu, kılıç ve yay taşıdığı belirtilir. Şiirle ilgilenmiş ve “Adlî” mahlasını kullanmıştır. Avrupa’daki gelişmeleri raporlar üzerinden takip etmiş; İngilizlerin gönderdiği mekanik org gibi teknik ve sanat eserlerine ilgi göstermiştir.
Mizacındaki yumuşaklık, halkla temas kurma ve merhamet gösterme eğilimiyle birlikte anılır. Ancak aynı özellik, güçlü saray grupları karşısında kararsızlık ve kolay etkilenme olarak ortaya çıkmıştır. On dokuz kardeşinin ve daha sonra oğlu Mahmud’un öldürülmesi, saltanatının insanî ve siyasî bakımdan en karanlık tarafıdır.
Eşleri ve Çocukları
III. Mehmed’in harem ailesi hakkında kaynaklarda isim ve sayı farklılıkları vardır. İnternet ortamında yer alan uzun eş ve çocuk listelerinin önemli bir bölümü çağdaş kayıtlarla kesin biçimde doğrulanamamaktadır. Güvenilir kaynaklarda adı açıkça geçen başlıca oğulları şunlardır:
- Şehzade Selim: Manisa’da doğdu; genç yaşta vefat etti.
- Şehzade Mahmud: Manisa’da 1587’de doğdu; 7 Haziran 1603’te babasının emriyle öldürüldü.
- Sultan I. Ahmed: 1590’da Manisa’da doğdu. Annesi Handan Sultan’dır. III. Mehmed’in ardından tahta çıktı ve 1603–1617 arasında hüküm sürdü.
- Şehzade Cihangir: Küçük yaşta, 1602’de vefat etti.
- Sultan I. Mustafa: III. Mehmed’in oğlu olup 1617–1618 ve 1622–1623 yıllarında iki defa tahta çıktı. Annesinin adı erken ve güvenilir Osmanlı kaynaklarında kesin değildir.
III. Mehmed’in kızlarının sayısı ve adları konusunda da farklı listeler bulunur. Bu sebeple kesin hânedan kayıtlarıyla desteklenmeyen isimleri tereddütsüz biçimde sıralamak doğru değildir.
Hastalığı, Vefatı ve Defni

1603 yılının son aylarında Şehzade Mahmud’un öldürülmesi, Safevîlerin Tebriz ve Nahcıvan yönündeki ilerleyişi, Revan’ın kuşatılması ve uzun süren devlet bunalımları padişahın ruh ve beden sağlığını ağır biçimde etkiledi.
27 Ekim 1603’te saraya giderken bir dervişin kendisine elli altı gün sonra büyük bir olay meydana geleceğini söylediği rivayet edilir. 18 Aralık’ta hastalığı ağırlaştı. Mehmed b. Mehmed er-Rûmî, onun şişmanlığa bağlı mide rahatsızlığından mustarip olduğunu yazar; bazı kaynaklarda kalp krizi, felç veya ağır bir iç hastalık ihtimali zikredilir. Kesin ölüm sebebini belirlemek mümkün değildir.
III. Mehmed, 16 Receb 1012’de vefat etti. Bu tarih farklı takvim çevrimlerinde 20, 21 veya 22 Aralık 1603 olarak verilir. Osmanlı Arşivi’nin 82 Numaralı Mühimme Defteri yayını 21 Aralık’ı, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin III. Mehmed maddesi 20 Aralık’ı, I. Ahmed maddesi ise 22 Aralık’ı gösterir. Fark, esas olaydan değil hicrî tarihin milâdî karşılığının hesaplanmasından kaynaklanır.
Yerine yaklaşık on dört yaşındaki oğlu I. Ahmed geçti. III. Mehmed, Ayasofya hazîresine defnedildi. Türbesi I. Ahmed tarafından yaptırıldı ve 1608–1609’da tamamlandı.
Kaynakça
Arşiv Kaynakları ve Belge Yayınları
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defterleri, nr. 49, 52, 53, 74 ve 82.
- BOA, Mühimme Zeyli, nr. 2.
- BOA, A.DVN, nr. 794, Şehzade Mehmed’in Manisa Ahkâm Defteri.
- BOA, Kâmil Kepeci, Ruûs Defterleri, nr. 239 ve 242.
- Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi (TSMA), nr. E. 5539, Haçova Meydan Savaşı krokisi.
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, 82 Numaralı Mühimme Defteri, Ankara.
- Cengiz Orhonlu, Osmanlı Tarihine Âid Belgeler: Telhîsler, 1597–1607, İstanbul, 1970.
Çağdaş ve Klasik Kaynaklar
- Selânikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selânikî, haz. Mehmet İpşirli, 2 cilt, İstanbul, 1989.
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü’l-Ahbâr’da II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed Devirleri, haz. Faris Çerçi, 3 cilt, Kayseri, 2000.
- Hasanbeyzâde Ahmed Paşa, Hasan Bey-zâde Târihi, haz. Şevki Nezihi Aykut, 3 cilt, Ankara, 2004.
- Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi, Topçular Kâtibi ‘Abdülkādir (Kadrî) Efendi Tarihi, haz. Ziya Yılmazer, 2 cilt, Ankara, 2003.
- Peçuylu İbrâhim, Târih-i Peçevî, 2 cilt, İstanbul, 1283/1866.
- Kâtib Çelebi, Fezleke, haz. Zeynep Aycibin, 2 cilt, İstanbul, 2016.
- Naîmâ Mustafa Efendi, Târih-i Naîmâ, haz. Mehmet İpşirli, 4 cilt, Ankara, 2007.
- Solakzâde Mehmed Hemdemî, Solakzâde Tarihi, haz. Vahid Çabuk, 2 cilt, Ankara, 1989.
- Tâlikîzâde Mehmed Subhi, Eğri Fethi Târihi / Şehnâme-i Sultan Mehmed, TSMK, Hazine, nr. 1609.
- Hasan Kâfî Akhisârî, Usûlü’l-hikem fî nizâmi’l-âlem, haz. Mehmet İpşirli, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, sy. 10–11, 1981, s. 239–278.
- Baron Wenceslas Wratislaw, Baron W. Wratislaw’ın Anıları: 16. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndan Çizgiler, çev. M. Süreyya Dilmen, İstanbul, 1996.
- Thomas Dallam, The Diary of Master Thomas Dallam, 1599–1600, J. Theodore Bent (ed.), Early Voyages and Travels in the Levant içinde, London, 1893.
- Henry Lello, The Report of Lello, Third English Ambassador to the Sublime Porte / Babıali Nezdinde Üçüncü İngiliz Elçisi Lello’nun Muhtırası, haz. ve çev. Orhan Burian, Ankara, 1952.
Modern Araştırmalar
- Feridun M. Emecen, “Mehmed III”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara, 2003, s. 407–413.
- Feridun M. Emecen, “Haçova Meydan Savaşı”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul, 1996, s. 546–547.
- Mücteba İlgürel, “Celâlî İsyanları”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul, 1993, s. 252–257.
- Mücteba İlgürel, “Karayazıcı Abdülhalim”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul, 2001, s. 480–482.
- M. Tayyib Gökbilgin, “Mehmed III”, İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul, 1955, s. 535–547.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1–2, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Üçüncü Mehmed’in Oğlu Şehzade Mahmud’un Ölümü”, Belleten, c. XXIV, sy. 94, 1960, s. 263–267.
- Mustafa Akdağ, Celâlî İsyanları, 1550–1603, Ankara Üniversitesi, Ankara, 1963.
- Mustafa Akdağ, “Celâli İsyanlarından Büyük Kaçgunluk, 1603–1606”, Tarih Araştırmaları Dergisi, c. II, sy. 2–3, 1964, s. 1–50.
- William J. Griswold, The Great Anatolian Rebellion, 1000–1020/1591–1611, Berlin, 1983.
- Caroline Finkel, The Administration of Warfare: The Ottoman Military Campaigns in Hungary, 1593–1606, Vienna, 1988.
- Jan Schmidt, “The Egri Campaign of 1596: Military History and the Problem of Sources”, Habsburgisch-Osmanische Beziehungen, Vienna, 1985, s. 125–144.
- Leslie P. Peirce, Harem-i Hümayun: Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, çev. Ayşe Berktay, İstanbul, 1996.
- Günhan Börekçi, “İnkırâzın Eşiğinde Bir Hanedan: III. Mehmed, I. Ahmed, I. Mustafa ve 17. Yüzyıl Osmanlı Siyasî Krizi”, Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, sy. 26, 2009, s. 45–96.
- Susan Skilliter, “Three Letters from the Ottoman ‘Sultana’ Safiye to Queen Elizabeth I”, S. M. Stern (ed.), Documents from Islamic Chanceries içinde, Oxford, 1965, s. 119–157.
- Filiz Çağman, Zeren Tanındı, Serpil Bağcı ve Günsel Renda, Osmanlı Resim Sanatı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 2012.
- Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Mehmed III Türbesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara, 2003, s. 413–414.
- Mehmet İpşirli, “Hoca Sâdeddin Efendi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul, 1998, s. 196–198.
- Abdülkadir Özcan, “Tâlikîzâde Mehmed Subhi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul, 2010, s. 510–511.
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Adlî, III. Mehmed”, Ahmet Yesevi Üniversitesi.
İnternet Üzerinden Erişilen Kurumsal Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, III. Mehmed ve ilişkili maddeler, erişim: 8 Ağustos 2026.
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi yayınları, erişim: 8 Ağustos 2026.
- Türk Tarih Kurumu, Osmanlı tarihi araştırmaları ve dijital yayınları, erişim: 8 Ağustos 2026.
- Ahmet Yesevi Üniversitesi, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, erişim: 8 Ağustos 2026.
Hazırlayan
Türk Tarih Araştırmacısı, Yazar ve Koleksiyoner
www.devletialiyyei.com Kurucusu
© 2026 Ahmet Koç. Tüm hakları saklıdır.


























