29.03.2018, Perşembe

Selahattin Adil Paşa

 

 

 

1882’de İstanbul’da doğan Selahaddin Adil, amiral Adil Paşa’nın oğludur. Büyük kardeşi Muzaffer, babası gibi Bahriyeye intisabetmiş, fakat kendisi Topçu Subayı olarak kara ordusuna katılmıştır. İstanbul Harp Akademisinde tahsil ettikten sonra 1902’de Genelkurmaya girmiş, askeri ataşe olarak birçok yabancı memleketlerde vazife görmüştür. 1914’de harbin patlak vermesi üzerine General Adil albay rütbesiyle Gelibolu bölgesindeki bütün Türk bataryalarının kumandanlığına getirilmiştir. Çanakkale Boğazının iki yakasında mevzilenen bataryaları İngiliz filosunun Boğazlara tevcih ettiği ve İstanbul’un işgaline müncer olabilecek ve harbin seyrini tamamiyle değiştirebilecek olan 18 Mart 1915 taarruzunun püskürtülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Savaşın Türkleri ne kadar kritik bir duruma düşürdüğü, generalin son yıllarda yakın bir dostuna muharebenin sonuna doğru Türk bataryalarının cephane bakımından büyük sıkıntı çektiklerini, durumun muharebeyi uzun müddet devam ettiremeyecek kadar kötü olduğunu itiraf etmesinden anlaşılmaktadır. Bu, o zaman hatıra defterine “Mağlup edilmiş bir düşman karşısında bulunduğumuz hususunda kesin bir intibaa sahiptim.” diye yazan Sir Robert Keyes’in kanaatini teyit etmektedir. Türklerin hücumun ertesi gün neden tekrarlanmadığına hayret etmiş oldukları muhakkaktır. General Adil, Atatürk’ün önderliği altında İstiklal Savaşına parlak bir şekilde iştirak etmiş, Fransızlara karşı Güney cephesindeki kuvvetlere kumanda etmiş ve müttefiklerin mağlubiyetini müteakip İstanbul garnizonunun ilk kumandanı olarak Refet Paşa’ya halef olmuştur. 1924 yılında ordudan ayrılmıştır. Daha sonra iş hayatına atılmış, İstanbul başarılı bir tel kablo fabrikasının kurucusu olmuş ve son yıllarına kadar bu fabrikayı idareye devam etmiştir. 1950 yılında Menderes Hükümeti iktidara geldiği zaman Ankara milletvekili seçilmiş fakat üç sene sonra Menderes’in politikasını tasvip etmeyerek istifa etmiştir.Boğazda güzel bir ahşap yalıda yaşayan General Adil, İstanbul sosyetesinin çok tanınmış ve sevilen bir siması idi. İyi bir asker olmasına rağmen aynı zamanda yumuşak mizaçlı ve cana yakın bir insandı. Eşi, bir erkek ve iki kızı hayattadır.”1242 “Selahattin Adil’in vefatından 2 gün sonra, The Baltimore Sun gazetesinin (BaltimorBirleşik Amerika) 28 Şubat 1961 tarihli nüshasından: Birinci Dünya Harbinin seyrini değiştiren General Selahaddin vefat etti. İstanbul-28 Şubat [Reuter(s)]-1915 yılında Çanakkale’de 1’inci Dünya Harbinin seyrini değiştiren Türk Ordusu Kurmay Başkanı General Selahaddin Adil, dün Boğaz’da İstinye’deki evinde vefat etti. General Adil, İngiliz ve Fransız kuvvetleri Karadeniz’e geçip Alman ordusu karşısında yalnız kalan Ruslara yardım etmek üzere Boğazı zorladıkları zaman onların karşısında bulunuyordu. 18 Mart 1915’de üçü kruvazör olmak üzere 15 İngiliz ve Fransız harp gemisi Marmara Denizi’nden Çanakkale’den geçmeye teşebbüs etmişti. Türk sahil bataryaları birçok gemi batırdılar ve İngiliz, Fransız kuvvetlerini çekilmeye mecbur ettiler. Böylece savaş kara muharebelerine dönüştü.”Yakın Türk tarihine damga vuran olaylara etki etmesine rağmen zamanla unutulmaya yüz tutmuş, nevi şahsına münhasır bir karakter olan Selahattin Adil’in hayatı, yaşadığı dönemin özellikleriyle örtüştürülerek tasvir edilmeye çalışılmıştır. 79 yıllık ömründe askeri, ticari, sanayi ve siyasi alanlarda çalışmalarda bulunmuştur. Çok küçük yaşta annesini kaybeden Selahattin Adil, babası ve ağabeyi gibi askerliğe yönelmiş, askeri ortaokul ve liseyi müteakip Harp Akademisi’ne girmeye hak kazanmış, kurmay subay olarak kıtaya adım atmıştır. Askerlik hayatı Osmanlı Devleti’nin yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu dönemlerde en kritik, en zorlu ve en stratejik bölgelerde komutanlıklarla geçmiştir. Şam, Hayfa ve Makedonya’daki görevlerini müteakip Harp Okulu’na öğretmen yardımcısı olarak atanmış, burada İttihat ve Terakki anlayışını benimseyerek çevresindekilere bu fikri aşılamaya çalışmıştır. 31 Mart Vak’asında Hareket Ordusunda isyanı bastıran öncü birlik komutanları arasında yerini almıştır. Yıldız Sarayı korumasında görevlendirilmiş, değerli mücevherlerin nakline nezaret etmiştir. Emsallerine nazaran haksız olarak hızla yükselen subayların rütbelerinin indirilmesine karar vermek için kurulan komisyonda yer almıştır. Yakın zamanda bağımsızlığını kazanan Romanya’da askeri ataşelik yapmış, Trablusgarp Savaşı patlak verince gönüllü olarak muharebe sahasına katılmış ve cephe düzenleme çalışmalarında bulunmuştur. I. Balkan Savaşı’nda Vardar Ordusu Kurmay Heyeti’nde savaşın cereyanını takip etme fırsatı bularak hataları gözlemlemiş ve Vardar Ordusu’nun iaşe sorununu çözümlemiştir. İstanbul Antlaşması gereğince oluşturulan Osmanlı-Bulgar Sınır Düzeltme Komisyonu’nda görev almış, müteakiben Genelkurmay Karargâhında Şube Müdürlüğü yapmıştır. Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı’na atanmış, Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı’nın dönüşüne kadar tarihi zaferle sonuçlanan 18 Mart Çanakkale Deniz Muharebesi’nin en kritik anlarını yönetmiştir. Çanakkale kara savaşlarında önemli bölgelerde görevlendirilen 12’nci Tümen’in Komutanlığını yapmış, Anafartalar Savaşlarında Tümeni’yle kahramanlık timsali olmuştur. Müteakiben aktif görevi olmayan Tümen ve Kolordu Komutanlıkları yapmıştır.I. Dünya Savaşı’nın sonuçlanmasıyla Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olarak görev yaptığı esnada, kendisinin de bizzat katıldığı binlerce şehit verilerek savunulan bölgeleri İngiliz işgal kuvvetlerine teslim etmiştir. İzmir’in işgaline şahitlik etmiş, Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü esnasında mütareke ortamında ortaya çıkan ihtiyaçları gidermeye çalışmıştır. Kararsızlık dönemini müteakip Milli Müdafaa saflarına katılmaya karar vermiş, Anadolu’ya geçmiştir. İngiliz ve Fransız işgallerine sahne olmuş güney bölgesinde Cephe Komutanı olarak az sayıdaki asker ve milis kuvvetiyle düşmana direnmiş ancak personel mevcudu, silah ve mühimmat yetersizliği yanında olumsuz hava şartları nedeniyle kesin sonuç alınamamıştır. Güney (Adana) Cephesi Komutanı olarak yapılması gerekenler konusunda etkisiz kaldığı gerekçesiyle bazı Kuvay-ı Milliye önderleri tarafından eleştirilmiştir. Antep düştükten sonra 2’nci Kolordu Komutanı olarak birliğiyle beraber Batı Cephesine hareket etmiş, Sakarya Meydan Savaşı’na katılmıştır. Hazırlıksız yakalandığı taarruzda Mangal Dağı’nın düşman tarafından ele geçirilmesi sonucu, komuta heyeti tarafından kendisi ile ilgili idam kararı verildiği söylentileri çıkmış, görev bölgesi değiştirilmiştir. Mütareke döneminde işgal kuvvetleri denetimindeki İstanbul’da Komutanlık yapmış, düşman birlikleri komutanlarıyla iyi ilişkiler kurarken milis teşkilatlanmasının faaliyetleri nedeniyle çıkabilecek krizleri önlemeye çalışmıştır. İşgal Kuvvetleri Komutanlarının İstanbul’dan ayrılmasını müteakip, yönetim kademesince yapılan yeni atamasını kabul etmeyerek, fikir uyuşmazlığı yaşadığını düşünüp çok sevdiği askerlik mesleğine veda etmiştir. Askeri hayatında hem deniz hem de kara Çanakkale Savaşları, Güney Cephesi, Sakarya Savaşı ve Mütareke dönemi İstanbul Komutanlığı gibi çok zorlu görevlerde bulunmuştur. Genellikle başarılı bir yönetim sergilerken kritik anlarda bazı hataları da olmuş, izleyeceği yol konusunda kararsız kalarak temkinli adımlar atmış, önemli makamlarda olmasına rağmen belli bir gruba dâhil olmadığından veya belli anlayışları benimsememesinden dolayı ön plana çıkmamıştır. Genç yaşta emekli olup ticarete atılmıştır. Ticari hayatı maddi imkânsızlıklarla başlamış, yabancı şirket temsilcilikleri yapmış, azmi ve takipçiliği sonucu iyi bir seviyeye ulaşmış, zamanla maddi sıkıntılarından kurtulmuştur. Alman uçak şirketlerinin mümessili iken alacağı komisyondan vazgeçmesinin istenmesi üzerine ticareti hayatına son vermiştir. Sanayiye ilk Türk elektrik kablo fabrikasını kurarak atılmış, maden işletmeciliği yapmıştır.Satranca olan ilgisi nedeniyle günümüzde de varlığını sürdüren İstanbul Satranç Derneği’ni kurmuştur. Kendisine yapılan milletvekilliği teklifini geri çevirmeyerek çok partili meclise geçişle birlikte siyasete atılmıştır. Özellikle askeri konularda, bütçe görüşmelerinde, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun görüşmelerinde söz almış, Maden Kanunu teklifi vermiştir. Dönemin politikasını beğenmeyerek etkisiz kalmış, mevcut anlayışa ayak uyduramamış, fikir ayrılığı nedeniyle etkili olamadığını düşünerek süresi dolmadan istifa etmiştir. Siyasi yaşantısında çalkantılı politikaya ayak uyduramamış, doğru bildiğini savunarak döneminin kendi iktidarına bile muhalif olan aykırı şahsiyeti olmuştur. Mütevazı kişiliğiyle tanınan Selahattin Adil Fazile Siret’le evlenmiş, ikisi kız biri erkek olmak üzere üç çocukları olmuş, birinci kuşak ailesinden günümüzde hayata devam eden kalmamıştır. Selahattin Adil, doğumu ile başlayıp askeri ve ticari yaşantısını anlatan hatıratını yazmıştır. Araştırma esnasında Selahattin Adil’in hatıratında belirttiği hususların genellikle doğruluğu, diğer belge ve kaynaklarla da uyumluluğu dikkati çekmiş, şahsi görüşlere dayalı hatırat mantığından ziyade yaşananı olduğu gibi aksettirdiği anlaşılmıştır. Hayatı boyunca dönemin ya da grubun adamı olmayışı, kendi doğrusunu yaşamaya çalışması, yanlış olarak bildiğini doğruymuş gibi söylememesi üzerine mütevazı kişiliği de eklenince, Türk tarihinin önemli anlarına bizzat içinde bulunarak şahit olmuş ve hatta bu anlara şekil vermiş iken; geri planda kalmış, unutulmuş şahsiyeti bu çalışmayla doğruları veya yanlışlarıyla ortaya serilmiştir. Çalışmada özel hayatını içeren bazı bölümlerde konu ile ilgili kaynak olmadığından veya yakın ailesi tarafından uygun görülmediğinden hatırata bağlı kalınmıştır. Çalışmada unutulmaya yüz tutmuş bir kahramanın hayatı anlatılarak tarihi gerçeklerin hatırlanması amaçlanmıştır. Türk ve dünya tarihine mâl olmasına rağmen günümüze kadar kamuoyuna tanıştırılmayan Selahattin Adil’in ve tüm kahramanların ruhları şad olsun…

ÇANAKKALE'DEN MEKTUP

Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı iken Çanakkale’den “Sir” diye hitap ettiği eşine yazdığı mektup

“22 Teşrin-i Evvel 330 (4 Kasım 1914) Çanakkale Sevgili, hakikatli Sîr! Postaların adem-i intizama duçar olması hasebiyle (düzensizliği sebebiyle) sana fi-mabad (bundan böyle) muntazam mektup gönderemeyeceğimi zannediyorum. Merak etme. Çok şükür sıhhatteyim. Cüzi (biraz) soğuk algınlığından nezle gibi oldum. Fakat lehü'l-hamd (hamdolsun) hafifledi. Sen nasılsın? Yavrun nasıl? Seni üzüyor mu? Eğer bana benzer ise herhalde sever ve üzüntülerini benimki gibi çekersin. Yine de sana benzer ise, daha fazla severim. Zannederim bu sefer yavrumun sıhhatine dair ve nasıl vakit geçirdiğin hakkında bana malumat verirsin. Valide henüz bizde mi? Mümkün olduğu kadar fazla alıkoy, seni yalnız bırakmasınlar. Sîr, ahval-i hazıra (mevcut durum) dolayısıyla seni görüp müteselli edemediğime, sevimli çehreni yavruna şefkatle bakarken temaşa edemediğime (seyredemediğime) ne kadar müteessirim. Cenab-ı Hakk sıhhat ve selamet ihsan etsin. İnşallah bu dar zamanların bir müsterih devamı gelir. Paran var mı? Yavrumuza karyola alabildin mi? Geçen hafta bir mektup yazdığım zaman Nezaret'e de yazarak para almanızı yazmış idim. Cevap almadım. Benim ihtiyacımı buradan uyduruyorum. Beni düşünme! Düşünme demek unut değil ha! Ben seni düşünüyor en telaşlı zamanlar bile seni gözümün önünde görerek tahayyül ediyorsam, sen de şüphesiz beni düşünüyorsun! Yalnız para ciheti ile beni merak etme demek istiyorum. Biraderden haber var mı? Cümlenizi Cenab-ı Hakk'a emanet ederim. Kış geldi. Soba aldın mı? Hangi odada oturuyorsun? Ne yapıyorsun? Aman sıhhatlerinize bakınız. Evce bir sıkıntı olursa yaz. Gözlerinden öperim, cümleye selam. Sevgili Sîr'im ve yavrusu.

Selahaddin Adil”

Sağdan sola; Bekir Sami Kunduh, H. Rauf Orbay, İsmet İnönü, Cevat Çobanlı, Kazım Karabekir, Ali İhsan Sabis, Muhittin Akyüz, Nurettin Paşa, Refet Bele, Kemalettin Sami Gökçen, Fevzi Çakmak, Selahattin Adil Paşa, Halit Karsı Alan, Cafer Tayyar Eğilmez, Kazım Özalp, Şehit Yüzbaşı M. Nazım Bey.
 

Okul Öncesi Dönemi

Selahattin Adil, İstanbul’un Çarşamba Mahallesinde Fatih-Draman Caddesi üzerindeki bir evde 19 Ocak 1882 (6 Ocak 1297) tarihinde doğmuştur. Annesi Van Defterdarı Abdülkerim Efendi’nin kızı Sadberk Hanım,  babası Deniz Donatım Ambarları Müdürü Halit Efendi’nin oğlu Amiral Adil Bey’dir. Doğum günü Ortodoksların haçı suya atmaları yortusuna (Dini Bayramına) rastlamış, bu kavrama tepki olarak Türk-İslam büyüğü Selahaddin-i Eyyübi’den esinlenerek ismi Selahaddin (Selahattin) konmuştur.Selahattin Adil’in Muzaffer Adil isimli ağabeyi tek kardeşidir.  Selahattin Adil, henüz 3 yaşında iken annesinin ölümü ve babasının o dönemde Bingazi’de bulunan Hilmiye gemisine atanması nedeniyle bir müddet büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babası beş yaşına gelen oğlunu Bingazi’ye yanına aldırmış, birkaç ay sonra da İstanbul’a dönerek o dönem Tezgâhçılar olarak anılan semtteki bir eve yerleşmişlerdir.

Mekteb-i İrfani ve Numune-i Terakki Eğitimi

Babası eğitim çağına geldiğini düşünerek Selahattin Adil’i önce evlerine yakın gündüzlü öğrenci kabul eden özel okul Mekteb-i İrfani’ye yazdırmış; ancak beş yaşında geldiğinde dönemin en iyi okullarından Haydar’daki Numune-i Terakki’ye yatılı olarak başlatmıştır. Okulda büyük bir ödül dağıtım töreni yapılmış ve bir senesini doldurmayan Selahattin Adil en küçük öğrenci olarak bir konuşma yapmıştır. Babası uzun bir bekârlık döneminden sonra evlenmiştir. Selahattin Adil’in üvey annesi; 1853 yılında Osmanlı-Rus savaşında Rusların Sinop Limanı’nda yaktıkları donanmanın komutanı Patrona Osman Paşa’nın torunu olup, Japonya dönüşü bir tayfun sonucu batan Ertuğrul gemisinin kaptanı Osman Paşa’nın kız kardeşidir. Bu evlilik sonrasında Küçük Mustafa Paşa’daki konağa yerleşilmiştir.

 Soğuk Çeşme Askeri Rüştiyesi Eğitimi

Babası kendisinin ve ağabeyinin asker olmasını istemiş, ağabeyi Muzaffer Adil’i Deniz Lisesi’ne, Selahattin Adil’i de Padişah II. Mahmut döneminde 1889 yılında açılan Soğuk Çeşme Askeri Rüştiyesi’ne kaydettirmiştir. Bu okulda yedi ve on altı yaş aralığında yaş farkı çok olan öğrenciler bir arada bulunmaktadır. Selahattin Adil ikinci sınıfta iken haksız yere ayak tabanlarına vurulan sopa ile suratına yediği şamarları hayatı boyunca unutamadığını belirtmiştir. 

 Mühendishane-i Berri-i Hümayun Eğitimi

Dört yıl kalmasına rağmen sevemediği Soğuk Çeşme Rüştiyesi’nden Selahattin Adil dördüncülükle mezun olmuş, kırk gönüllü arasından dokuzuncu olarak Mühendishane-i Berrii Hümayun (Kara Mühendis Okulu)’a kabul edilmiştir.

O dönem Harp Okulu, Mühendis Okulu ve idadi (Lise) sınıf öğrencileri aynı bölge içerisindeki birbirinden bağımsız binalarda okumakta, her akşam yemekten sonra genel yoklama için iç avluda bir araya gelmektedir. Perşembe’leri akşam yoklamalarında, o haftanın dersten veya davranıştan ceza alanları ile Cuma izninden yoksun olacakların isimleri okunmakta ve ceza alanlara Selahattin Adil’in unutamadığı divan dayağı başlamaktadır. Divan dayağı için meydanın ortasına beylik denilen bir kilim serilerek kilimin yanına parmak kalınlığında değnekler bırakılmakta, nöbetçi subaylar kilimin iki yanına geçmekte, borazan çalan erlerin yerini almasıyla yerleşme tamamlanmaktadır. Mahpushane erleri tarafından getirilen cezalı öğrenci bu kilime yüzüstü yatırılmakta, borazancı erler çalmaya başlarken nöbetçi subaylar ceza durumuna göre yatan öğrencinin kaba etlerine sopayla vurmakta ve son olarak “Padişahım çok yaşa” diye öğrenciler tarafından bağırılmasından sonra merasim bitirilmektedir.  Selahattin Adil idadi üçüncü sınıfa ancak yedincilikle geçebilmiştir. O dönemlerde Harp Akademisi sınavlarına katılabilmek için lise sınıflarında sınıf geçme dereceleri dikkate alınmakta ve Topçu Harbiyesinden (Topçu Harp Okulu) senede üç öğrenci kurmay olmaktadır.  Tatiller o dönemde Şaban ayında yapılan genel sınavları müteakip Ramazan ayı başında başlayıp, Ramazan Bayramı’nın beşinci gününe kadar devam etmektedir. Babası Selahattin Adil’in kurmay olmasını çok istediğinden yedincilik derecesinden memnun kalmamış ve Selahattin Adil’i temposu ağır özel bir eğitim sürecine sokmuştur. Selahattin Adil tatilde Allians İsraelite (Alyans İsraelit) ilkokuluna giderken, haftada birkaç gün Beyoğlu’nda bir Fransız aile yanında kalmış, bununla da yetinmeyip babasının dostu Mihran Efendi’nin sahibi olduğu Sabah Gazetesi’nin yazarı olan Halit Bey’den ders alırken matbaada da küçük tercümeler yaparak Fransızcasını ilerletmeye çalışmıştır. Ayrıca ressam Ali Rıza Bey, haftada bir gün bazen evlerine gelerek bazen de birlikte mistik semtlere giderek Selahattin Adil’e resim dersleri vermiştir. Cibali kapı civarında yeni bir ev satın alarak buraya taşınmışlardır. Okul döneminin başlamasıyla babası idadi üçüncü sınıfın tüm dersleri için ayrı ayrı özel öğretmenler tutmuş, okulun ve özel derslerin haricinde Selahattin Adil, Cuma geceleri de çoğunlukla Beyoğlu’ndaki aile yanında kalarak Fransızcasını ilerletme çalışmalarına devam etmiştir. Ağır bir çalışma döneminden sonra yapılan genel sınavda Selahattin Adil ikinci olmuş ve kurmay olmak için gerekli sıralamaya girmiştir. Ancak Kuleli, Şam, Erzurum ve Bursa Askeri Liselerinden topçu olmak üzere Mühendishane’ye gelenler arasında yapılan sınavı geçmek de gerekmektedir. Bu nedenle bir sonraki tatilde de özel dersler devam etmiştir. Selahattin Adil yüksek tempolu bir süreçten sonra yapılan sınavda ikinci olarak yine yerini koruyabilmiş, babasını rahatlatmıştır. Yoğun çalışma temposu Selahattin Adil’in sağlığını bozmuştur. Yıldız Sarayı karşısındaki bahçede şehit ve gazi ailelerine yardım için açılan sergide, değişik askeri liselerden öğrenciler haftada bir veya iki gün dönüşümlü olarak spor gösterileri yapmaktadır. Selahattin Adil de gösteri yapacak mühendishane ekibi içerisine dâhil olmuş, sergideki gösteriye hazırlık için okulda her gün birkaç saat jimnastik yapmaya, haftada bir gün de Yıldız’a gitmeye başlamıştır. Babası da 10 kuruş olan haftalığını 19 kuruşa çıkarmış, böylece yiyecek çeşidini artırarak beslenmesine özen gösterebilmiştir. Temiz hava, iyi beslenme ve spor Selahattin Adil’in sağlığını dört-beş ay içerisinde normale döndürmüştür.  Selahattin Adil çocukluğu geride bırakarak artık gençliğe adım atmıştır. Memleket konularını düşünmeye, nereden ve nasıl geldiği belli olmayan Meşveret, Mizan gibi gazeteler ile Mahkeme-i Kübra, Kanun-i Esasi gibi dergileri geceleri gizlice okumaya başlamış, zamanla vatanın meşrutiyet idaresine kavuşması gerektiği fikrinin beyninde oluştuğunu belirtmiştir.

 Pangaltı Harp Okulu Dönemi ve Atama Kurası

Selahattin Adil, Harp Okulu sınıflarını birincilikle bitirerek 26 Aralık 1315 (1899) (17 Ocak 190020)’da teğmen olmuş, kurmay adayı sınıfına ayrılarak babasının söz verdiği altın saati hak etmiştir. Aynı dönem mezun olan diğer üç kurmay adayı ile birlikte Pangaltı Harp Okulu’na (Akademisine) 55’inci Dönem (Sınıf) olarak başlamıştır. Enver Hafız Hakkı,Kazım Sevüktekin ve Fahrettin Altay aynı dönem birlikte okuduğu kurmay adayı arkadaşlarından bazılarıdır. 2 Şubat 1901’de üsteğmen olmuştur.  22 Teşrinisani-Kasım 1318 (5 Aralık 1902)’de28 Pangaltı Harp Okulu’nu bitiren 1316 b.Seyyar Top.229 sicil numaralı Selahattin Adil ile birlikte toplam 12 kurmay üsteğmen 6 Aralık 1902’de30 yüzbaşı olmuştur. 1894 yılından itibaren Harp Akademisini kurmay yüzbaşı olarak bitirenler kıtalara sekizer aylık staja gönderilmektedir.31 19 Aralık 1902’de32 kura sonucu Erzurum’daki 4’üncü Orduya gitmesi gereken Selahattin Adil vücudunun dayanıksız olduğunu düşünen babasının müdahalesiyle Şam’daki 5’inci Orduya atanmıştır.

 

ASKERLİK HAYATI

Selahattin Adil öğrenciliği arkada bırakarak askerlik mesleğine adım atmıştır. Kronolojik olarak aldığı görevler ve atamaları anlatılırken iç dünyası da işlenmiş, Selahattin Adil’in yaşantısını da şekillendiren Osmanlı İmparatorluğu’nun geldiği son durum ve tarihi açıdan birbirini kovalarcasına gelişen olaylara da bu bölümde geniş olarak yer verilmiş 

Kurmay Stajı ve Suriye 5’inci Ordu 26’ncı Topçu Alayı 3’üncü Bölük Komutanlığı

Kurmay Yüzbaşı rütbesindeki Selahattin Adil, 23 Aralık 1902 Pazartesi günü yeni görev yerine gitmek üzere Nemçe (Avusturya) Kariolia vapuru ile İstanbul’dan hareket etmiştir. O dönemde kabotaj hakkının bulunmayışı ve Seyri Sefain (Deniz Yolları) vapurlarının yetersizliği nedeniyle deniz ulaşımı çoğunlukla yabancı gemiler tarafından sağlanmaktadır.Çanakkale ve Midilli Adası’ndan sonra 26 Aralık 1902 sabahı İzmir’e gelen gemi gece yarısına kadar bu limanda kalmıştır. Bu zamanı fırsat bilen Selahattin Adil İzmir merkezini gezmiş, İzmir’in geniş ticaret imkânlarına rağmen devletin bu konudan faydalanamayışına üzüldüğünü belirtmiştir.  İzmir limanından ayrılmayı müteakip Rodos ve Kıbrıs Adalarını geçerek 29 Aralık sabahında Selahattin Adil Mersin’e ulaşmıştır. Mersin’in mahrumiyetini görmüş, halkın büyük çoğunluğunun Arapça konuştuğunu ve Suriyeliler gibi giyindiğini gözlemleyip şaşırdığını belirtmiştir. Kariolia vapuru, İskenderun ve Trablusşam (Lübnan’ın Şimal ili merkezi)’dan sonra Kıbrıs’a  gelmiştir. Gemi Larnaka ve Limasol limanlarına demirlemiş, Selahattin Adil de bu sırada Kıbrıs kültürünü gözlemleme fırsatı bulmuştur. Selahattin Adil’in bir gün kaldığı 1902 yılında ada adeta bir İngiliz sömürgesi halindedir. Kıbrıs’tan sonra 2 Ocak 1903 tarihinde Kariolia vapurunun Beyrut’a ulaşmasıyla Selahattin Adil’in deniz yolculuğu sona ermiştir. Beyrut, dönemin tek ithalat ve ihracat merkezi ve sıralamada Selanik’ten sonra gelen ikinci en büyük il merkezidir. Sömürge yarışında İngiltere’ye en zengin ve en büyük kolonilerini kaptıran Fransa, Osmanlı yönetimindeki Suriye’yi sömürge edinmek istemekte, köylere kadar okullar açarak fikirlerini yaymaktadır. 1858 ile 1860 yılları arasında Hıristiyan Dürzîlerle Marunîlerin mücadelesi sırasında binlerce kişi hayatını kaybetmiş, olaylar Şam’a da sıçramış, Fransızlar 1860 yılında Şam Olayları bahanesiyle Beyrut’un kuzeyindeki Nehr ül Kelp (Köpek Deresi) ağzına asker çıkarmış ve müteakiben de Osmanlı hükümetinden kazandığı haklar sayesinde bölgede kültürel etkisini genişletmiştir. 3 Ocak 1318 (1903)’de tren ile Beyrut’tan Emeviler döneminde Hilafet ve hükümet merkezi olan Şam’a gelen Selahattin Adil, Kurmay Yüzbaşı Aziz Samih İlter ve Ömer Lütfi’nin Salihhiye’deki evlerine yerleşmiştir. Selahattin Adil, 12 Şubat 1903’de Topçu sınıfı stajını yapmak üzere 26’ncı Topçu Alayı 3’üncü Bölük Komutanlığına atanmıştır.  1899 yılında kabul edilen tüzüğe göre, kurmay sınıflarında eğitimin tamamlanmasının ardından kurmay görevlerine atanmak için Piyade, Topçu, Süvari bölüklerinde sekizer ay staj görmek zorunlu hale getirilmiştir. Müteakiben iki senenin sonunda kolağalığa  terfi edilmektedir. Geçici olarak atandığı bölüğün yüzbaşısı ile teğmeni alaylı, üsteğmeni mekteplidir. Bölüğünde Suriye’nin Türk sınırında önemli bir liman şehri olan Lazkiye’den okuryazar ve Nasranî bir başçavuş vardır. Bölüğünü teslim almasıyla kıt’a görevi başlamıştır.  Vilayet ve ordu merkezi olan Şam’ın geliri giderini karşılayamadığından maaşlar ve diğer ödemeler düzensiz devam etmekte, bazı dönemlerde aylarca aksadığı olmaktadır. Zamanında ödenemeyen maaşlar tedahüle kalmakta, bu şekilde aksayan maaşlar maliyenin durumu düzelince ödenmektedir. Bazı subaylar ve memurlar maaşlarının tedahüle kalmasını önlemek ve ailesine para gönderebilmek için sarraflardan maaşları karşılığı alacakları miktarın biraz eksiğini almaktadır. Eksik alınan miktar da sarrafın kazancı olmakta, bu yönteme maaş kırdırma denmektedir.  Ordunun mali ihtiyacını azaltmak için birliklerin besledikleri hayvanlar ilkbaharda çayıra çıkarılır, böylece arpa, saman gibi günlük yiyeceklerden tasarruf edilirdi. Bu nedenle Selahattin Adil’in de mensubu olduğu 26’ncı Topçu Alayı, 25’inci Alayla birlikte hayvanlarını 31 Mart 1903’de Şam’a yaklaşık 70 km. mesafedeki Kantara civarındaki Tell-ülFers isimli çayırlığa götürmüş ve 10 Mayıs 1903 tarihine kadar burada ordugâh kurmuştur.

 Hicaz Demiryolu Hayfa Şubesine Görevlendirilmesi

5’inci Ordu’dan yedi kurmay yüzbaşının ayrılarak üçte bir maaş fazlası ile demiryolu fen heyetine atanması hakkında İrade-i Seniye (Padişah Buyruğu) çıkmış ve Ordu Komutanlığı tarafından Selahattin Adil’in bu gruba katılması emri verilmiştir. Bu nedenle Selahattin Adil, 26’ncı Topçu Alayı 3’üncü Batarya Komutanlığından 14 Haziran 1903’de ayrılmıştır. Kesintisiz ulaşım sağlayarak Arap topraklarının savunmasını güçlendirmek ve haccın kolaylaştırılarak Osmanlı hilafetinin itibarını artırmak amacıyla tahta çıkışının 25’inci yıldönümü olan 1 Mayıs 1900’de 2’nci Abdülhamit ‘Benim eski rüyam’ diye nitelendirdiği Hicaz Demiryolu’nun inşa edileceğini ilan etmiştir. Suriye, Ürdün, Filistin topraklarından geçip Medine’ye kadar uzanarak 1500 km.yi bulan Hicaz Demiryolu, 1900 – 1908 yılları arasında yapılmıştır.54 Osmanlı Devleti'nin kendi imkânları ile yapmış olduğu önemli bir yatırımdır. Hicaz Demiryolu güzergâhı başlangıçtan itibaren şubelere (Gruplara) ayrılarak tamamlanmıştır. Bir İngiliz şirketince inşasına başlanıp devam edemeyen Hayfa-Bisan demiryolunun yapımına Haziran başlarında Osmanlı hükümetince devam edilmiştir. Söz konusu demiryolu, Bahriye Feriki (Deniz Koramiral) Hamdi Paşa gözetiminde Alman fen heyeti tarafından yapılmıştır.Hayfa-Der’a demiryolu hattı Hayfa, Şemamiye, Nehru’l Mukatta, Telu’ş Şemmam, Afule, Şatta, Bisan, Cisru’l Mecami, Delhamiye, Samah, Yermük Köprüsü, El-hemme, Vadi-i Halid, eş-Şecere, el-Mukarin, Zeyzun, Tellu’ş-Şahm, Müserib ve Der’a güzergâhı boyunca uzanmıştır.

Şekil 1: Hicaz Demiryolu Güzergâhı

Şekil 1: Hicaz Demiryolu Güzergâhı Kaynak: Metin Hülagu, Bir Umudun İnşası Hicaz Demiryolu, Yitik Hazine Yay., İzmir, 2008, s.136

Hayfa-Der’a-Şam hattı 280 km. olup, Hayfa-Şam arasındaki yolculuk yaklaşık 11,5 saati bulmaktadır Selahattin Adil’in Hamidiye - Hicaz Demiryolu Hayfa Şubesi Fen Heyetine ataması 6 (9) Temmuz 1903’de yapılmıştır.Selahattin Adil önce Şam’dan Beyrut’a, müteakiben 24 Haziran’da Juli Kumpanyası’nın Prince George vapuru ile Beyrut’tan Hayfa’ya gelmiştir. Kendisi gibi demiryolu heyetine atanmış ve daha önce Hayfa’ya gelmiş olan üst sınıftan dört subayın tutmuş olduğu büyük bir eve yerleşmiştir.Demiryolu çalışmalarına daha önce başlayan İngiliz firması tarafından sadece 10 km.lik kısım bitirilmiştir. Heyetten bazıları demiryolu inşaatına gönderilmiş, bazıları da hesaplar üzerine çalışmıştır. Demiryolundaki görevliler arasında Mösyö Foht adında uzun yıllar Suriye’de yaşamış, Beyrut ve Halep’te çalışmış, Türkçe ve Arapça öğrenmiş, ailesi de Hayfa’da oturan bir mühendis vardır. Evlerinde bir oda verebileceğini söyleyince, Selahattin Adil zayıf Almancasını kuvvetlendirebileceği düşüncesiyle fırsatı kaçırmamak için pansiyoner olarak eve yerleşmiş ve Hayfa’daki görevi boyunca burada kalmıştır. Bu evde dil pratikleri yapabilmiştir. Selahattin Adil, uzun süredir sahip olmak istediği Büyük Larousse ansiklopedisini postayla getirterek Madam Foht aracılığı ile gümrükten aldırmıştır. Ancak kitaplar sansürlenmesi maksadıyla Madam Foht’tan alınarak el konulmuş, Alman konsolosu devreye girerek bir Alman evine usulsüz girildiği gerekçesiyle kitapları geri istetmiş, bunun üzerine tüm ciltler iade edilmiştir. Selahattin Adil kitaplarına el konulmasını engellemek için bazı bölümleri keserek ayrı sakladığını, Meşrutiyetin ilanından sonra tekrar yapıştırdığını ifade etmektedir.  Demiryolu zamanla Bisan’a ulaşmış, Şeria nehri kenarındaki Cesr el-Mecami istikametine ray döşenmesine başlanmıştır. Selahattin Adil’in bir ay kaldığı Cesr el-Mecami, deniz seviyesinden 90 m. kadar alçakta, çok rutubetli ve sıcaktır. 29 Şubat 1904’te buradan tekrar Hayfa’ya dönmüştür. Arkadaşlarının bir bölümünün başka yerlere atanmaları ve görevin tamamlanması sebebiyle Selahattin Adil de gitmek istemiştir. Bu talebini yetkili Hamdi Paşa’nın onaylaması ile 28 Temmuz 1904’de Hayfa’dan ayrılmıştır.65 Önce trenle Cesr elMecami istasyonuna, müteakiben atlı olarak Mükeys köyüne gelmiş, buradan atlı bir jandarma ile birlikte Yermük Vadisi’ne hareket etmiştir. Mükeys köyünden 50 km. uzaklıktaki Der’a’ya gitmek için geçilmesi zorunlu bir vadi olan Yermük, çöl ikliminde yazları geçilmesi oldukça zor coğrafi bir yapıya sahiptir. İki at, jandarma personeli ve Selahattin Adil, geçilen çöl vadisinde sıcaktan ve susuzluktan devam edemeyecek duruma gelmiş, uzaktan gördükleri bir kadının yanında bulunan içi su dolu keçi tulumları sayesinde hayatta kalmışlardır. Bu kadın yanındaki sularla yola devam edebilmelerini sağlamış, Der’a’ya ulaşabilmek için gitmeleri gereken yolu tarif etmiş ve böylece Selahattin Adil ve jandarma Der’a kasabasına ulaşabilmiştir. Ancak bu çetin yolculuk sebebiyle Selahattin Adil’in vücudunu ateş sarmış, halsizlik ve kırgınlık başlamıştır. Tedavi için trene bindirilerek Şam’a gönderilmiş, okuldan tanıdığı Şam’lı bir arkadaşının evinde kalmıştır. Doktor, muayene esnasında Selahattin Adil’in ağzının ve dilinin yer yer çatlayarak kalın bir deri tabakasıyla kaplanmış olduğunu görmüş, kötü bir hastalığın başlangıcı olduğuna kanaat getirerek cehennem suyu (Gümüş nitrat) ile ağzını yıkamıştır. Selahattin Adil on beş gün ağzını kullanamamış, kaşıkla boğazına akıtılan muhallebi ile hayatını devam ettirebilmiştir. Bu rahatsızlığa “İdyosenkrazi” teşhisi konmuş, sonraki hayatı boyunca içeriğinde bu hastalık için zararlı maddeler olan ilaçları kullanması yasaklanmıştır. Belli bir müddet sonra yeni tayin yeri olarak Hicaz demiryolunun 495-535’inci kilometreleri arasındaki kısmı hazırlamakta olan 14’üncü Şube’ye ataması yapılmış, 6 Kasım 1904 Çarşamba günü Maan’a hareket etmiştir. Der’a, Nusayyip, Magrik, Hazinettüs Sam’ra, Zerka, Amman, Kasir, Cize, Debga, Hanizibip, Katrani, El Hassa, Aneze istasyonlarından geçerek 8 Kasım Cuma gecesi Maan’a ulaşmıştır. Maan, Ma’an-ı Şami ve Ma’an-ı Mısri adlarında iki grup köyden meydana gelmektedir. Demiryolu çalışmaları esnasında; Necip Bey’in şefi olduğu 14’üncü Şube Ma’an-ı Şami’ye, Mühendis Cevdet Bey’in şefi olduğu 13’üncü Şube de Ma’an-ı Mısri’ye yerleşmiştir. Maan’da Selahattin Adil ile birlikte görev yapan Ahmet İzzet Bey’in Hudeyde’ye tayini çıkmıştır. 7 Ocak 1905 gecesi Ahmet İzzet Bey’i Şam’a uğurlamak için tren istasyonuna geldiklerinde, Selahattin Adil de ayrılmak istediğini belirterek Şam’a gitmiştir. Maan’dan ayrılma kararında şubedeki işlerin azalması ve yüksek maaş alan mühendislerin ortamında Selahattin Adil’in maaşının yeterli olmaması etkili olmuştur.Hicaz Demiryolu İnşaat Nazırı ve Hicaz Vali Komutanı Kazım Paşa (Müşir, Mareşal)’nın ısrarı üzerine 7 Nisan 1905 tarihine kadar Der’a yol merkezinde çalıştıktan sonra bu görevinden istifası kabul olmuştur. 7 Mayıs 1905’te 5’inci Ordu Kurmay Başkanlığı emrine tayini çıkmıştır. Ancak bu görevin askerlik hayatını sönükleştireceğini düşünerek, merkezi Selanik’te bulunan Atik 3’üncü Orduya tayin istemiş, bu talebinin Bakanlıkça kabul edilmesi sonucu 9 Eylül 1905’te Padişah Buyruğu ile Selahattin Adil’in tayini çıkmıştır.15 Temmuz 1905 Cuma günü bulunduğu bölgeden Kosova Vapuru ile hareket etmiş ve 20 Temmuz’da İstanbul’a ulaşmıştır.

 Makedonya 3’üncü Ordu Eşkıya Takip Müfettişliği

Selahattin Adil, İstanbul’da birkaç gün kaldıktan sonra 3’üncü Ordu’ya katılmak için Selanik’e hareket etmeyi planlamaktadır. Ancak babasının İstanbul’a atanmasını istemesi üzerine Savunma Bakanlığı’ndan yeni atama yapılıncaya kadar üç aylık izin almıştır. Atama kararı çıkmadığından Selahattin Adil, 9 Ocak 1906’da trenle yola çıkarak UzunköprüDedeağaç güzergâhını takiben 11 Ocak’ta Selanik’e gelmiş, önce Emperyal Otel’inde sonra da İngiltere Oteli’nde kalmıştır. Ordu Karargâhı tarafından atamasının İzzet Samih Bey’in yerine Makedonya Nevrekop’ta bulunan Eşkıya Takip Müfettişliğine yapılması üzerine, 29 Ocak 1906’da 9’uncu Tümen merkezinin bulunduğu Serez’ehareket etmiştir. 30 Ocak’ta 9’uncu Tümen Komutanı İbrahim Paşa’yı ziyaret ettikten sonra, 1 Şubat’ta Nevrekop’a hareket etmiştir. Nevrekop’a ulaştığında kendisinden önceki komutan İzzet Samih Bey’in birlikte oturduğu Doktor Yüzbaşı Hüsnü Bey’in evine yerleşmiştir.Nevrekop, 66’ncı Piyade Alayının merkezidir. Makedonya’nın sakin bir bölgesi olmasına rağmen, Bulgar sınırındaki Razlık Kasabası, Cumal-i Bala ile Menlik kazalarına yakın olması ve çetelere barınak olan Prine Dağları’nın eteğinde bulunmasından dolayı eşkıya faaliyetleri yönünden hassas bir konumdadır. Birbirine zıt politikalar izleyen Virhovist ve Sanralist Bulgar partilerinin rekabetleri sebebiyle Cumal-i Bala ile Menlik kazalarında çatışmalar yaşanmaktadır. Selahattin Adil 18 Şubat’ta Eyüp Sabri Akgöl’ün (Ohrili) komutanı olduğu Piyade Bölüğü ile Teşova’ya yerleşmiştir. 9-11 Mart 1906 tarihleri arasında sorumluluk bölgesini tanımak maksadıyla 65’inci Alay merkezi olan Razlık’ta kalmıştır. Nevrekop’taki alayın yerleştiği Dranova’ya gitmek için yola çıktığında Kaynata Deresini geçmek gerekmiştir. Yanında bulunan atlılardan biri mevsim nedeniyle yükselen dereyi geçmek için atını suya sürmüş fakat akıntıya kapılmıştır. Mehmetçik başının üzerine kaldırarak tüfeğini hayatı pahasına korumuş, ağaç dallarına tutunarak kurtulmuş, atı da karşı sahile çıkabilmiştir. Selahattin Adil kurtulmalarına çok sevindiğini, Mehmetçiğin fedakârlığını görürken hayatını kaybetmesinden duyacağı vicdan azabından kurtulduğunu belirtmiştir. Kresne Boğazı bölgesindeki Grançar’da askeri birliklerin ayrılmasını müteakip Sandanski’nin (Sandaleski) çetesi Drakalova mahallelerinden birini basmış, askerler için bilgi toplayan bir köylüyle hamile karısını öldürmüştür. Ertesi sabah, Selahattin Adil Hüsnü Bey’in bölüğü ile birlikte iken Gergeviçe Deresi’nde çete ile karşılaşılmıştır. Çatışma öğleye kadar sürmüş, çete üyeleri basan sisten istifade ile kaçmış, şehit veya yaralı olmamış, çeteden geriye sadece kan izleri kalmıştır. Selahattin Adil’in ilk çatışması böyle gerçekleşmiştir.  Selahattin Adil, 8 (20)Mart 1906’da yayınlanan Padişah Buyruğu ile İstanbul Harp Okulu ‘Ordu ve Teşkilat’ dersi öğretmen yardımcılığına tayininin çıktığını Nevrekop’a geldikten birkaç gün sonra öğrenmiştir.

 Harp Okulu Öğretmenliği ve İttihat ve Terakki Çalışmaları Dönemi

Selahattin Adil tayininin çıkması üzerine Nevrekop’tan önce Selanik’e sonra İstanbul’a gelerek Haziran sonunda yeni görevine başlamıştır. Osmanlı’da 7 Ekim 1808’de Sened-i İttifak’la başlayan demokratikleşme hareketleri, 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı ve 28 Şubat 1856’da Islahat Fermanı ile devam etmiş, ilk meşrutiyet (Anayasal rejim) 23 Aralık 1876'da ilan edilmiş fakat 18 Mart 1877’de açılan Millet Meclisi 1877 Osmanlı-Rus savaşı sebebiyle 14 Şubat 1878'de kapatılmıştır. Ancak Kanun-i Esasi isimli anayasa kaldırılmamıştır. 1906 yılında 3’üncü Ordu subaylarının da aralarında bulunduğu bir grup tarafından Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, kısa zamanda gelişmiş, Ahmet Rıza Bey grubuyla birleşerek İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştır. İttihat ve Terakki hareketi, cins ve mezhep farkı gözetmeksizin milleti Osmanlılık çerçevesinde birleştirip hürriyet, eşitlik ve adalet ilkelerine dayanarak yenileşmeyi hedeflemiştir.Dönemin Askeri Okullar Müfettişi Zülüflü İsmail Paşa’nın girişimleriyle İstanbul, Edirne, Manastır, Erzincan ve Şam’da Harp Okulları açılmış ve eğitici olarak Selahattin Adil ile birlikte genç kurmay subaylar seçilmiştir. 2’nci Ordu Kurmaylığından Yüzbaşı Kazım (Karabekir)de bunlardan biridir. Zamanla Kazım Yüzbaşı ile Selahattin Adil arasında derin bir dostluk başlamış, Selahattin Adil’e İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmayı önermiş, Selahattin Adil de kabul etmiştir. Selahattin Adil, tatillerin Perşembe öğleden sonraları ile Cuma günleri olduğu dönemlerden bir Cuma tatilinde Kazım Karabekir’in evinde Kur’an ile silaha el basarak cemiyete katılmıştır. Kendisi de daha sonra başbakanlık yapacak olan Rauf Orbay’ıncemiyete katılmasına vesile olmuştur.Okul ve öğretmenlik dönemi Selahattin Adil için genel olarak sakin geçen iki seneden ibarettir. Bu dönemde, 9 Cemaziye’l-ahir 90 1324 (H.) (M. 31 Temmuz 1906) tarihinde Selahattin Adil’in çok sevdiği babası vefat etmiştir. Selahattin Adil babasına olan hasretini ilerleyen yaşlarında dahi duyduğunu ifade etmiştir. Her sene Ramazan ayından önce başlayan genel sınavlar için İstanbul’dan diğer illerdeki harp okullarına müfettişler gönderilmektedir. Selahattin Adil de imtihanlar için 20 Şubat 1908’de Erzincan Harp Okuluna görevlendirilmiştir.  Selahattin Adil bu görev esnasında İttihat ve Terakki Cemiyeti propagandası yapmayı ihmal etmemiştir.  2’nci Abdülhamit’in sadık adamlarından Arnavut Şemsi Paşa 24 Haziran 1324 (7 Temmuz 1908) tarihinde Manastır’da postaneden çıkarken (Teğmen) Atıf Bey tarafından öldürülmüş,  müteakiben Meşrutiyet ilan edilmiştir. Meşrutiyetin ilanı nedeniyle İstanbul’daki okulların dersleri ve imtihanları tatil ettiği haberi Erzincan’a da ulaşmıştır. Rejim değişikliğinin öğrencilerle ilgisi olmadığını düşünen öğretim kurulu imtihanların normal olarak yapılmasını düşünmüşse de, öğrenciler Meşrutiyet akımından dolayı bir gün öğle arasında ayaklanmış, imtihanlar bu nedenle Erzincan’da da ertelenmiştir. Görevine devam edemeyeceğini düşünen Selahattin Adil durumu telgrafla bildirerek İstanbul’a dönmüştür. Çok hızlı açılan şubelerden biri olan Şerif Paşa başkanlığındaki Pangaltı İttihat ve Terakki Cemiyeti toplantısına katılmış ve İstanbul Merkez Kuruluna seçilmiştir. Oluşturulan bir heyetle bölge bölge dolaşarak İstanbul milletvekillerinin tespiti için çalışmıştır.

 2’nci Ordu ve Yıldız Koruması Görevleri

4 Kasım (24 Ekim) 1908’de Selahattin Adil kıdemi dolayısıyla binbaşı olmuş, Cersi Mustafa Paşa’da konuşlu Atik 2’nci Ordu 13’üncü Alay 3’üncü Tabur Komutanlığına tayini çıkmıştır. Artık ihtilal devri geçmiş, meşrutiyet kurulmuştur. Ordu mensuplarının siyasetle uğraşmasının zararlı ve tehlikeli olduğunu düşünen Selahattin Adil, ani bir kararla İttihat ve Terakki Cemiyeti ile bağlantısını kopararak yeni görev yerine hareket etmiştir. Kadroları boş olan karargâhı Mustafa Paşa’daki 4’üncü Tümenin Kurmay Başkanlığı ve Bulgaristan Sınır Komiserliği de ikiz görev olarak Selahattin Adil’e verilmiştir.2’nci Ordu Komutanlığına Nazım Paşa  atanmıştır. Nazım Paşa’nın ordu bünyesinde icra edilen kış uygulamalarına kendisinin bizzat katılmasıyla birlikler durgunluktan kurtulmuş, canlanmıştır. Ancak, Edirne’de İttihat ve Terakki merkezinin subaylar yönetiminde bulunması ve particilik zihniyetinin önemli rol oynaması, Nazım Paşa aleyhinde akımlar oluşturmuştur. Bu konudan dolayı subaylar arasında anlaşmazlıklar başlamış, Nazım Paşa İstanbul’a gitmiştir. Edirne’de Nazım Paşa ile ilgili yapılacak toplantıya, 4’üncü Tümenin delegesi olarak Selahattin Adil ve Kırkkilise (Kırklareli)’deki 20’nci Tümenin Kurmay Başkanı Nihat Bey birlikte gitmiştir. Sultan Selim (Selimiye) Camii yakınındaki büyük ordu gazinosunda yapılan toplantıda lehte ve aleyhte tartışmalar olmuş, ordu subay topluluğu birbirine zıt iki gruba ayrılmış, bu durum Selahattin Adil’e Nazım Paşa geri dönse bile anlaşmazlıkların süreceği kanaati uyandırmıştır. Tartışmalar 4’üncü Tümenin bildireceği görüş ile dengeleri bir taraf lehine değiştirecek hal almıştır. Son konuşmacı olan Selahattin Adil, Nazım Paşa’nın şahsı, çalışması ve orduda meydana getirdiği canlılığı överek aleyhindekileri kızdırdıktan sonra, ordunun hayat ve geleceğinin ancak subay topluluğunun aynı fikirde olarak askerlik göreviyle uğraşmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. Bir babanın tutum ve davranışı oğulları arasında anlaşmazlık ve bozgunculuğa sebep olarak aile yuvasının menfaat, huzur ve düzenini bozacak bir duruma getirmişse, babanın gözden çıkarılmasının aile hayatı için daha akıllıca bir hareket olacağını eklemiştir.Müteakiben Nazım Paşa Ordu Komutanlığından ayrılarak Salih Paşa Komutan olmuştur. 4’üncü Tümene Kurmay Başkanı atanması nedeniyle, Selahattin Adil bu görevi bırakarak kendi taburunun eğitim ve öğretimi ile uğraşmaya başlamıştır. Yemen gibi uzak bölgelerde askerlik yapanlar, bazen zorunlu sürelerini doldurmalarına rağmen mali imkânsızlıklar nedeniyle birliklerden gönderilememektedir. Bu durum sekiz seneye kadar terhislerinin gecikmesine sebep olmakta, zamanı dolan erlerin terhis olma istekleri artarak devam etmekte, tepki olarak “Yumuşak İsyan”  adı verilen bir takım davranışlar görülebilmektedir.  Meşrutiyetin ilanı ve sansürün hafiflemesi ile hürriyet havası her yeri kaplamıştır. Bazı birliklerde bu gibi etkilerle disiplinsizlik baş göstermiş, başkaldırmalara engel olmak için İstanbul’da gruplar halinde geciken terhisler ifa edilmeye başlanmıştır. İstanbul’da terhislerin başladığı haberinin yayılması Selahattin Adil’in Tümeninde de etkisini göstermiş, “Terhissteriz” naraları ile hizmet süresi dolan erler eğitime çıkmamaya başlamıştır. Selahattin Adil, bu gergin ortamda geceleri yatarken tabancasını yastığının altına koyma zorunluluğunu hissetmiştir. On gün kadar devam eden bu durum terhislerin başlamasıyla son bulmuştur. Makedonya olayları, Reval görüşmesi ve yarattığı tepkiler, İttihat ve Terakki Cemiyetinin mücadelesinin son safhası ve Abdülhamit’in aldığı önlemler, Müşir (Mareşal) Tatar Osman Paşa’nın Manastır Fevkalade (Olağanüstü) Komutanlığına atanması, İzmir’den Makedonya’ya getirilen kuvvetlerin tenkıl (Bastırma) harekât emrine karşı gelmeleri, Kolağası Eyüp Sabri olayı ve Müşir Tatar Osman Paşa’nın dağa kaldırılması, Firzovik olayları, Serez ve Selanik olayları ikinci Meşrutiyeti hazırlamıştır. Hazırlıklar sürerken İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 2’nci Abdülhamit’e uyguladığı baskı sonuç vermiş, 23 Temmuz günü İttihat ve Terakki Cemiyeti Selanik ve Manastır'da Meşrutiyeti ilan etmiştir. Bu durum karşısında 2’nci Abdülhamit daha fazla direnemeyerek 24 Temmuz 1908'de Anayasayı yeniden yürürlüğe koyduğunu, Ayan Meclisi ile Mebuslar Meclisi'nin toplanmasına karar verdiğini açıklamıştır. Böylece Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiştir. İttihat ve Terakki tarafından Hassa askerlerine güvenilmediğinden meşrutiyetin korunması maksadıyla Selanik'te Kahraman-ı Hürriyet (Avcı) Taburları oluşturulmuş, 19 Ekim 1908'deİstanbul'a gönderilen üç avcı taburu 13 Nisan 1912’de Mecidiyeköy’deki bugün İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi yerleşkesi olan Taşkışla’ya yerleştirilmiştir.Ancak Avcı Taburları meşrutiyetin yeniden yürürlüğe girmesi nedeniyle 31 Mart 1325 (13Nisan 1909)’de “Şeriat isteriz” diyerek meşrutiyete karşı isyan başlatmıştır. Tarihe bu olay 31 Mart Vakası olarak geçmiştir. İsyanı bastırmak için Selanik’te 14-15 Nisan tarihlerinde Hareket Ordusu kurulmuştur.- Hareketin başarısı için kıtaları trenle Hadımköy'e naklederek Hadımköy Halkalı mıntıkasında toplanma, vaziyete göre İstanbul'u işgal etmek üzere ileri harekâta başlama ve asi kıtaları silahtan tecrit etme kararları alınmıştır.Selahattin Adil’in mensubu olduğu Alaya ilk grupla hareket emri verilmesi üzerine hazırlıklara başlanmıştır. Hareket Ordusunun İstanbul’a gönderilmesinde Dedeağaç hareket üssü olarak kabul edildiğinden Alay trenle Makedonya Cesri Mustafa Paşa'dan Dedeağaç'a doğru harekete başlamıştır. Yolculuk esnasında, Yemen'de şehit olan Tümgeneral Çerkeş Mehmet Paşa’nın oğlu aynı taburdan Birinci Bölük Komutanı Hakkı Bey, bölük olarak 31 Mart isyanını bastırmak için Selanik'te hazırlanıp İstanbul'a gelen Hareket Ordusuna katılmak istediklerini söyleyerek Selahattin Adil’e fikrini sormuştur. Selahattin Adil de kendisi gibi düşündüğünü, fakat son kararını Edirne'de vereceğini belirtmiştir. Selahattin Adil ikisi arasında geçen bu konuşmadan aynı trendeki Alay Komutanının bilgisi olmadığını belirtmiştir. Selahattin Adil, Edirne'nin bir istasyonu olan Karaağaç’da, Levazım Binbaşı Rıza Bey’e Ordu Komutanlığının bu husustaki düşüncesini sormuştur. Rıza Bey, Selanik’teki birliklerin Hareket Ordusuna katılmaları konusunda Nazım Paşa’nın yerine 2’nci Ordu Komutanlığına atanan Salih (Hulusi) Paşa’nın tereddütleri olduğunu söylemiştir.2’nci ve 3’üncü Orduların İstanbul’a asker göndermeleri planlanmıştır. Selahattin Adil, Levazım Binbaşı Rıza Bey’e, tabur olarak Hareket Ordusuna katılma kararını verdiklerini, süratle komutanlığa giderek durumu bildirmesini ve trenin hareketine kadar emir bekleyeceklerini söylemiştir. Kısa bir süre sonra Rıza Bey trenle yolculuğa devam edilmesini, Firecik istasyonunda ordunun talimat vereceği haberini getirmiştir. Tren Dedeağaç’ın Dimetoka kazasının bir nahiyesi olan Firecik istasyonuna geldiğinde telgrafla Ordu Komutanlığının emri ulaşmıştır. Selahattin Adil’in taburunun Dedeağaç'a gidip hazırlanması ve Selanik'ten ilk trenle gelecek olan Muhtar Bey’in birliğini izleyerek Hadımköy’e hareket etmesi emredilmiştir.  1700 askerin bulunduğu iki trenle ilk Hareket Ordusu birliği 15 Nisan 1909 Perşembe gecesi Kurmay Binbaşı Muhtar Bey komutasında Selanik'ten yola çıkmıştır.Dedeağaç'a gelindiğinde Selahattin Adil alay subaylarınca aldıkları kararı ve Ordu Komutanlığının emrini Alay Komutanı Anadoluhisarlı Yarbay Yusuf Bey’e söylemiştir. Yusuf Bey kendisine haber verilmeyişine çok üzülmüş, ancak yardımda bulunacağını söylemiştir. Çalışmalar neticesinde alaydan mevcudu 800'e varan bir tabur oluşturulmuştur. Selanik treni geldiğinde trende lacivert temiz kıyafetli ve tam teçhizatlı jandarma taburundaki er kıyafetli subaylar dikkat çekmektedir.  Selahattin Adil, kendisinden bir alt sınıfta okuyan Muhtar Bey’le daha önceden tanışmaktadır. Muhtar Bey’e tabur olarak ordudan aldıkları emri ileterek isyanla ilgili bilgi istemiştir. Alay Komutanı Kurmay Binbaşı Muhtar Bey Selahattin Adil’e Çatalca müstahkem mevki birliklerinin isyana katılmış olduğunu, bir mukavemet karşısında ilk önce İstanbul Çatalca ilçesinin bir köyü olan Bahşayiş’deki tabyanın işgal edileceğini, kendi bulunduğu kademenin durumuna göre hareket edilmesi gerekeceğini, trenle Hadımköy’e kadar gitmenin tehlikeli olabileceğini ve 3’üncü Ordudan tertip edilen çeşitli birliklerin gruplar halinde yola çıkarıldığını söylemiştir. Dedeağaç'tan ilk grubun hareketini müteakip ikinci kademe olarak Selahattin Adil’in taburu da İstanbul’a doğru harekete başlamıştır. Hareket Ordusunun bir bölümü İstanbul surlarına ilerlerken, bir grubu da Alibeyköy’den hareket ederek Haliç’in kuzeyi - Kemerburgaz - Belgrad Ormanları - Bahçeköy - Baltalimanı sahili - Maslak istikametinde Yıldız Sarayı’na yönelecek şekilde planlama yapılmıştır. 2’nci Ordu askerleriyle Edirne’den gelen Kazım Karabekir ile 3’üncü Ordu askerleriyle Selanik’ten gelen Muhtar Bey’in Çatalca’ya ulaşmasını müteakip, İstanbul'a girecek ordunun cepheleri belirlenmiştir. 3’üncü Ordu birlikleriyle Muhtar Bey’e İstanbul Cephesinin, 2’nci Ordu birlikleri ile Kazım Karabekir’e Beyoğlu ve Yıldız Cephesinin kontrolünün verilmesi kararlaştırılmıştır. Çatalca, Selanik ve Edirne’den gelecek birliklerin buluşma noktası olarak planlanmıştır. Tren İstanbul Çatalca Kabakça istasyonuna geldiğinde Selahattin Adil, müstahkem mevkide kalan az sayıdaki erin mukavemet etmeden teslim olduğunu ve Muhtar Bey’in birliğinin Hadımköy’ü işgal ettiğini öğrenmiş, yola devam ederek Hadımköy’e gelmiştir.Hareket Ordusu komuta heyeti de 7 (20) Nisan 1909 tarihinde Hadımköy'e gelerek ordu karargâhını burada kurmuştur. İstanbul'daki ayaklanmayı bastırmak için Selanik'te kurulan Hareket Ordusu Komutanlığını ilk olarak Hüseyin Hüsnü Paşa, müteakiben Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanlığını da Önyüzbaşı (Kolağası) Mustafa Kemal (Atatürk) yapmıştır. Kurmay Başkanı gerçekte Mustafa Kemal iken, bazı kaynaklarda daha çok ön plana çıkmasından dolayı Enver Paşa olarak anılmaktadır. Bu harekette öncü komutanlar olarak Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk), Kurmay Binbaşı Ali Fethi (Okyar), Kurmay Binbaşı Enver, Kurmay Binbaşı Ali Hikmet (Ayırdan) ve Kurmay Binbaşı Muhtar (Şehit) Beyler görev almıştır. Ayrıca Kurmay Binbaşı (Hafız) İsmail Hakkı, 2’nci Ordu'dan İsmet (İnönü) ve Kâzım (Karabekir) gibi genç subaylar da bazı birliklere komuta etmiştir. Hareket Ordusuna bağlı birlikler gruplar halinde Hadımköy’e ulaşmıştır. Mahmut Şevket Paşa, 3’üncü Ordu birliklerine komuta eden Hüsnü Paşa ve 2’nci Ordu birliklerine komuta eden Şevket Turgut Paşa karargâhları ile Hadımköy’e gelmiş, Drama gönüllü taburları ile bu tabura bağlı Rum ve Bulgar çetelerinin de katılması sonucu toplanma tamamlanmıştır. Ordu birlikleri aldıkları emir kapsamında çeşitli kollar halinde İstanbul'a doğru yürüyüşe geçmiştir.  Yeşilköy (Ayastefanos)’e yığınak yapmaya başlayan Hareket Ordusunun İstanbul üzerinde etkisi hissedilmiş, Feth-i Bülent torpidobotu, Ertuğrul Korveti, Asar-ı Tevfik Fırkateyni, Selahattin Adil’in ağabeyi Muzaffer (Adil) Bey’in kaptanı olduğu Peyk-i Şevket gambotu ile diğer donanma birlikleri Yeşilköy açıklarında müttefik olduğu Mahmut Şevket Paşa’nın emrine girmiştir.Mahmut Şevket Paşa’nın hangi askeri birliğin nereyi işgal edeceğini anlatan ayrıntılı emri birliklere gönderilmiş, Hareket Ordusu 23 Nisan’ı 24 Nisan'a bağlayan gece İstanbul'u işgale başlamıştır.  Selahattin Adil, İstanbul’a çeşitli yönlerden aynı anda girebilmek için Kavas köyü sırtlarında diğer birliklerin gelmesini beklemektedir. Yeşilköy’de bekleme esnasında buraya gelen Mustafa Kemal (Atatürk); Rauf (Orbay), Kazım (Karabekir) ve Selahattin Adil ile yakınen görüşmüştür. Selahattin Adil; Peyk-i Şevket gambotunun kaptanı kardeşi Muzaffer (Adil)’in vurulduğunu yine bekleme esnasında öğrenmiş, çok üzüldüğü belirtmiştir. Yarbay Musa Kâzım (Karabekir) komutasındaki Selahattin Adil’in de mensubu olduğu birliğe, Rami ve Münzevi kışlalarını müteakip Edirnekapı güzergâhını takiben Fatih Karakolunu işgal edilerek bölgedeki disiplininin sağlanması görevi verilmiştir.  Harekâta devam edilerek Rami ve Münzevi kışlalarından sonra Fatih karakolu da işgal edilmiştir. Kışlalarda ve karakolda subaya rastlanmamış, erlerin büyük kısmı dağılmış, kalan karakol erleri de binayı boşaltarak arka tarafta silahsız olarak dizilmiştir. Karakol için nöbetçi ve muhafız olarak ayrılan birkaç manganın dışında bütün tabur Fatih Camii avlusunda savaş düzenine geçirilmiştir.  Selahattin Adil’in karakolun üst katında bulunan kasayı muhafaza altına almak için yukarı çıktığı esnada birdenbire ateş başlamıştır. Selahattin Adil, Kâzım (Karabekir) ve yanındakilerin pencere ve kapıdan gelen kurşunlara karşı korunmak için duvarların arkalarına siper aldıklarını gördüğünü, merdivenin arka tarafındaki koridora atlamayı düşündüğünü belirtmiş, muhafaza altına alınmak istenen birkaç İstanbul erinin aniden yan taraftan dışarı fırladığını görerek elinde bulunan tabancasını ateşlediğini, kendini toparlayarak pencereden koridora atladığını ve Kâzım (Karabekir)’in yanına geldiğini ifade etmiştir. Bir anda açılan ateşe karşılık gelmediğinden ateşkes emri verilmiş, durum normale dönmüştür. Padişah Abdülhamit tarafından birliklere Hareket Ordusuna karşı koyulmaması emri verilmiştir.25 Nisan 1909 tarihinde İstanbul tamamıyla Hareket Ordusu birlikleri tarafından kontrol altına alınmış, böylece isyan bastırılmıştır. Birliklerin 26/27 Nisan 1909 gecesi Yıldız Sarayı’na düzenlediği harekâtla Yıldız Sarayı da başarıyla ele geçirilmiştir.27 Nisan 1909’da Yeşilköy'de toplanmış olan Ayan (Senatör ve milletvekilleri) ve mebusların oybirliği ile Abdülhamit'in hal’ine (Tahttan indirilmesine) karar verilmiştir.  Selahattin Adil, Cibali'deki evine gittiğinde ağabeyinin çıkan isyan üzerine gemisini terk etmediğini, hakaret ve saldırıya uğrayacağını hissetmesi sebebiyle intihara teşebbüs ettiğini, kurşunun kalbine gelmeyerek göğüs kemiğinde kaldığını öğrenmiştir.  Oluşturulan bir heyet tarafından tahttan indirildiği bildirilen 2’nci Abdülhamit Selanik'teki Alatini köşküneyollanmış, kendisine 100.000 kuruş maaş bağlanmış,  veliaht Sultan Reşat 5’inci Mehmet Reşat unvanı ile tahta oturmuştur.  Hüseyin Hilmi Paşa kabinesi çekilerek Ahmet Tevfik (Okday) Paşa’nın başkanlığında yeni bir hükümet kurulmuştur. Elinde küçük bir çanta ile 2’nci Abdülhamit ve muhafızı olarak tayin edilen Erkan-ı Harp Binbaşısı (Ali) Fethi Okyar, Yıldız Saray'ından bir at arabasına binmiş, 38 kişilik heyetle trenle Selanik’e hareket etmiştir. Durum normale döndüğünden Hareket Ordusu birliklerinden büyük çoğunluğu yerlerine gönderilmiştir. Selahattin Adil’in taburu Şevket Turgut Paşa komutasındaki 3’üncü Tümene bağlanmış, dönemin Maçka silahhanesinin yanındaki kışlaya nakledilmiş ve Yıldız Sarayı’nın korunmasıyla görevlendirilen bir bölüğü ile saray bölgesine yerleşmiştir.Yıldız Sarayı’nın kontrol altına alınmasından sonra içerisinin araştırılmasına ihtiyaç duyulmuştur. 1909 Mayıs’ında oluşturulan Yıldız Evrakı Tetkik Komisyonu tarafından sarayda geniş çaplı bir araştırma yapılmış, elde edilen evrak ve malzemenin büyük bir bölümüne el konulmuştur.Padişah Abdülhamit'in ani ayrılışı sonrasında sarayda kıymetli mücevherler dâhil her şey ortada bırakılmış, Selahattin Adil üç ay sürecek çok ağır sorumluluğu olan bir görev almıştır. Ayrıca Padişah Abdülhamit'in özel dairesine ait kıymetli eşyaların tespiti ve ayrılması için mebuslar meclisince özel bir komisyon kurulmuştur. Selahattin Adil hatıratında; sarayda Padişah Abdülhamit'in özel kasası yanında Selanik'e hareketinde götüreceği bavullara konmak üzere kalem kutuları gibi bazı önemsiz şeyler içine konulmuş çok kıymetli inci tesbihler ve mücevherler bulunduğunu, mücevherlerin komisyonca toplanarak mühürlendiğini, on iki bavul içinde Osmanlı Bankasına teslim edildiğini, tahmini değeri on milyon altın lira (1979 sonu itibariyle yaklaşık 43 milyar TL değerinde) olarak takdir edilen bu mücevherlerin sonradan hükümetçe Paris'te sergilendiğini ve satıldığını, saray kadınları, harem ağaları ve şehzadelere ait eşyaların kendi beyleri (Padişahın erkek çocuklarının yardımcıları) önünde teslim edildiğini, özel hazineden geçici olarak saraya getirilen ve saray kütüphanesi ile müzesinde saklanmış olan parçaların da Hazine-i Hassa (Özel Hazine) Nazırı aracılığı ile Topkapı Sarayı’na geri gönderildiğini ifade etmiştir. Selahattin Adil, şehzade beylerinden birinin hediye olarak evine gönderdiği ipekli ve secde yeri küçük incilerle işlemeli bir namaz seccadesini geri vermeyi kabul ettirememiş, seccadeyi Kızılay'ın Şehzadebaşı şubesine vermiş, seneler sonra İstiklal Savaşına katılmak için Anadolu’ya geçtiğinde bu görevinden sorumlu tutularak Kürt Mustafa Paşa Harp Divanı tarafından idama mahkûm edilmiştir. Ancak bahsekonu Harp Divanı kararları daha sonra yok sayıldığından cezası iptal olmuştur.Selahattin Adil, 29 Ağustos 1909’da sonbahar manevralarını izlemek üzere Almanya’ya görevlendirilmiş, tatbikatı yerinde izleyip kısa sürede geri dönmüştür.  Ordu görevini yapmış, isyan bastırılmış, birliklerin geri bölgelerine gönderilmesine geçilmiştir. Harp Okulu eski Tabiye (Hazırlama) öğretmeni Hasan İzzet Bey komutasındaki mürettep tümen hariç Hareket Ordusuna katılan birlikler yerlerine gönderilmiştir. Selahattin Adil’in taburu da aldığı emir üzerine Dedeağaç'a giderek Tümene katılmış, Alay Komutanı emekli olduğundan Selahattin Adil Komutan Vekilliği yapmıştır.Orduda siyah elbise bırakılarak haki elbise kabul edilmiş, yeni bir dönem başlamıştır. Selahattin Adil, 27 Mayıs (9 Haziran) 1910'da Mürettep Tümenin İkinci Alay Komutanlığına atandığından İstanbul'a gelmiştir.

KAYNAK:SELAHATTİN ADİL PAŞA • Dr. Murat KÜTÜKÇÜ