Süleyman Askeri Bey

Süleyman Askerî Bey, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş en cesur, hareketli ve teşkilatçı subaylardan biridir. Henüz 30 yaşındayken sona eren hayatına Trablusgarp Savaşı’nı, Balkan Savaşları’nı, Batı Trakya harekâtını, Teşkilât-ı Mahsusa’nın kuruluş dönemini ve Irak Cephesi’ndeki mücadeleleri sığdırdı.

Onun askerlik hayatının en belirgin özelliği, güçlü ve düzenli orduların bulunmadığı bölgelerde gönüllülerden, aşiret savaşçılarından ve yerel halktan askerî kuvvet meydana getirebilmesiydi. Trablusgarp’ta İtalyanlara, Batı Trakya’da Bulgar kuvvetlerine, Irak’ta ise İngiliz-Hint ordusuna karşı mücadele etti.

Süleyman Askerî Bey, 29 Nisan 1916’da kazanılan Kut’ül Amâre Zaferi’ni göremedi. Ancak Basra ve Irak savunmasını yeniden teşkilatlandırması, İngilizlere karşı ilk karşı taarruz düzenini kurması, istihbarat ve keşif faaliyetlerini geliştirmesi ve Birinci Rota Muharebesi’ni kazanması nedeniyle Kut’ül Amâre’ye uzanan Irak direnişinin öncü kumandanlarından biri kabul edilmelidir.

Doğumu ve ailesi

Süleyman Askerî Bey, 12 Mayıs 1884 tarihinde Edirne’de doğdu. Babası Osmanlı ordusunda uzun yıllar görev yapan Halil Vehbi Paşa, annesi Güzide Hanım’dı.

Ailesinin baba tarafından Karaman bölgesinden Balkanlar’a göç ederek Prizren ve çevresine yerleştiği anlaşılmaktadır. “Askerî” sözü modern anlamda bir soyadı değil, askerlikle tanınan aileyi ifade eden bir aile unvanıydı.

Bazı eski eserlerde Süleyman Askerî’nin doğum yeri Prizren olarak gösterilmiştir. Ancak askerî sicili, okul kayıtları, emeklilik dosyası ve aile belgelerini birlikte değerlendiren son araştırmalar, onun Edirne’de doğduğunu ortaya koymaktadır. Okul kayıtlarında geçen “Prizrenli” ifadesi doğum yerini değil, aile kökenini göstermektedir.

Süleyman Askerî’nin Feride ve Süreyya adlarında iki kız kardeşi vardı. Feride Hanım Albay Mustafa Belda, Süreyya Hanım ise Jandarma Yüzbaşısı ve daha sonra Kerbelâ milletvekili olan Nuri Özbudak ile evlendi.

Yaygın bir iddianın aksine Mehmet Nuri Conker, Süleyman Askerî’nin eniştesi değildi. İkisi arasındaki ilişki Trablusgarp’ta kurulmuş silah arkadaşlığıydı.

Süleyman Askerî’nin Fadime Hanım’la evlenerek Fatma ve Dilek adlarında iki kızının olduğu yönündeki bilgi de güvenilir belgelerle doğrulanamamıştır. Askerî sicili, emeklilik dosyası ve aile arşivine dayanan son araştırmalara göre Süleyman Askerî Bey hiç evlenmemiştir.

Askerî eğitimi

Süleyman Askerî, 1 Mart 1900 tarihinde Mekteb-i Harbiye’ye girdi. 5 Aralık 1902’de 544 öğrenci arasından 38’inci olarak mezun oldu ve mülazım-ı sani, yani teğmen rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı.

Başarılı öğrenciler arasından seçilerek ileri askerî eğitimine devam etti. 4 Ocak 1904’te üsteğmenliğe yükseldi. 5 Kasım 1905’te eğitimini tamamlayarak “Mümtaz Yüzbaşı” oldu.

Kaynaklarda çoğu zaman kurmay yüzbaşı olarak gösterilmekle birlikte okul kayıtlarında “mümtaz” sınıfında bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık sonraki resmî yazışmalarda kendisi için “Erkân-ı Harbiye” unvanı kullanılmış ve fiilen kurmay görevleri yürütmüştür.

İlk görevleri

Süleyman Askerî Bey’in ilk görev yeri, bazı eski anlatımlarda belirtildiği gibi Manastır değil, İzmir’di. 2 Ocak 1906’da Üçüncü Orduya bağlı 45. Redif Alayının 1. Tabur 2. Bölüğüne atandı.

22 Şubat 1908’de Manastır’a gönderilerek askerî eğitim ve talim görevleri üstlendi. Manastır’da bulunduğu dönemde II. Meşrutiyet’in ilanıyla sonuçlanan gelişmelerin içinde yer aldı. Şemsi Paşa’yı 7 Temmuz 1908’de öldüren Mülazım Atıf Efendi’nin korunmasına yardım etti. 1909’da İstanbul’a gelen Hareket Ordusu saflarında bulundu.

Bu siyasî faaliyetler onun hayatının yalnızca bir bölümünü oluşturmaktadır. Süleyman Askerî’nin sonraki askerlik hayatını belirleyen asıl yeteneği; küçük birlikleri yönetmek, yerel unsurlarla ilişki kurmak, istihbarat toplamak, gönüllü kuvvetler oluşturmak ve imkânsızlıklar içinde askerî teşkilat kurmaktı.

Bağdat Jandarma görevi

Süleyman Askerî Bey, 4 Eylül 1909’da kolağası rütbesine yükseltildi ve Bağdat Jandarma Teşkilatı’nın düzenlenmesiyle görevlendirildi.

Bağdat’taki görevi sırasında jandarma birliklerinin eğitilmesi, disiplin altına alınması ve eşkıyalıkla mücadele edebilecek hâle getirilmesi için çalıştı. Irak’ın coğrafyasını, aşiret yapılarını, ulaşım yollarını, dinî merkezlerini ve yerel güç dengelerini yakından tanıdı.

Özellikle Bağdat, Kerbelâ, Necef, Musul ve çevresindeki aşiretlerle kurduğu ilişkiler, 1914 sonunda Irak Cephesi’ne döndüğünde sahip olacağı en önemli avantajlardan biri oldu.

Trablusgarp’a gizli yolculuk

İtalya’nın 1911 yılında Trablusgarp’a saldırması üzerine Süleyman Askerî, gönüllü Osmanlı subaylarıyla birlikte bölgeye gitmeye karar verdi. Bağdat’tan 1 Ocak 1912’de ayrıldı.

Osmanlı hükûmeti uluslararası baskılar nedeniyle subayların Trablusgarp’a geçişini açıkça destekleyemiyordu. Süleyman Askerî ve beraberindeki subaylar bu nedenle yolculuklarını gizlilik içinde gerçekleştirdiler. Bazı bölgelerde El-Ezher öğrencisi kılığına girerek Halep, Beyrut ve Mısır üzerinden çölü geçtiler.

Süleyman Askerî, Mart 1912’de Bingazi bölgesine ulaştı. Burada yerel halkın örgütlenmesi, gönüllü kuvvetlerin askerî düzene sokulması, savunma mevzilerinin hazırlanması ve İtalyan birlikleri hakkında istihbarat toplanması çalışmalarına katıldı.

İtalyan işgal sahasına gönderilen haber elemanlarından gelen bilgiler doğrultusunda düşman mevzilerini inceledi. Cephe hattının ön bölgelerine giderek tahkimatları, geçiş yollarını ve İtalyan birliklerinin konuşlandığı noktaları bizzat gözlemledi.

Derne cephesi ve kurmay başkanlığı

Süleyman Askerî daha sonra Derne cephesine geçti. 19 Temmuz 1912’de Derne’ye ulaştı ve 20 Temmuz’dan itibaren cephenin sol kanadının komutasını üstlendi.

Sol kanatta Aynü’l-Mansur ve Derne çevresinden toplanan yerel birlikler bulunuyordu. Süleyman Askerî, bu kuvvetlerin sevk ve idaresi, savunma hatlarının güçlendirilmesi ve İtalyan mevzilerine karşı yapılacak baskınların hazırlanmasıyla ilgilendi.

Ağustos 1912’de Enver Bey tarafından Bingazi ve Havalisi Kumandanlığı Kurmay Başkanlığına getirildi. Muharebe planlarının hazırlanması, birlikler arasında bağlantı kurulması, cephane ve erzak ikmalinin düzenlenmesi gibi önemli görevler üstlendi.

10 Ekim 1912’de meydana gelen bir çarpışmada vurularak yaralandı. Vücuduna giren mermilerden biri çıkarılamadı. Hastanedeki tedavisinin ardından yeniden görevine dönmek istediyse de Balkan Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı subaylarının Trablusgarp’tan ayrılması üzerine Kasım 1912’de bölgeden çıktı.

Trablusgarp’ta tuttuğu günlük, onun savaş şartlarını, yerel kuvvetlerle ilişkilerini ve cephede yaşananları anlatan önemli bir birinci el kaynaktır.

Balkan Savaşı ve Edirne’nin kurtarılması

Trablusgarp’tan dönen Süleyman Askerî, 29 Ocak 1913’te geçici olarak 10. Kolordu karargâhında görevlendirildi. Miralay Nuri Bey Müfrezesi’nin kurmay başkanlığını yaparak Şarköy ve çevresindeki harekâta katıldı.

İkinci Balkan Savaşı sırasında Osmanlı ordusu yeniden ileri harekâta geçti. Edirne, Kırklareli ve Dimetoka 21–23 Temmuz 1913 tarihleri arasında geri alındı.

Süleyman Askerî, Edirne’nin kurtarılmasından sonra Batı Trakya’daki Müslüman halkı korumak, Bulgar kuvvetlerinin yeniden teşkilatlanmasını engellemek ve Osmanlı sınırının ilerisinde bir güvenlik bölgesi oluşturmak amacıyla kurulan gönüllü birliklerin başlıca kumandanlarından biri oldu.

Batı Trakya harekâtı

Süleyman Askerî Bey, yaklaşık 116 kişiden oluşan çekirdek bir gönüllü kuvvetle 18 Ağustos 1913’te Batı Trakya içlerine girdi. Bölgeye girdikten sonra yerel Müslüman halktan gönüllüler toplayarak kuvvetini büyüttü.

Harekât sırasında dedesinin adından hareketle “Süleyman Zeynelabidin” takma adını kullandı. Böylece yürütülen faaliyetlerin Osmanlı hükûmetinden bağımsız, yerel bir direniş hareketi olarak gösterilmesi amaçlanıyordu.

Gümülcine 28 Ağustos, İskeçe ise 1 Eylül 1913’te denetim altına alındı. Süleyman Askerî yalnızca askerî harekâtı yönetmedi; ele geçirilen bölgelerde güvenliğin ve idarî düzenin kurulması için de çalıştı.

Garbî Trakya Hükûmet-i Muvakkatesi

28 Ağustos 1913’te Gümülcine’de Garbî Trakya Hükûmet-i Muvakkatesi adıyla geçici bir yönetim kuruldu. İlk sivil yönetici Müderris Salih Hoca’ydı.

Bununla birlikte hükûmetin kurulması, askerî gücünün oluşturulması ve kurumlarının teşkilatlanmasında başlıca rol Süleyman Askerî Bey’e aitti. Hükûmetin erkân-ı harbiye reisliği ve kuvvet komutanlığı görevlerini yürütürken yönetimin fiilî askerî lideri oldu.

Batı Trakya yönetimi kısa süren varlığı sırasında:

  • Yerel askerî birlikler kurdu.
  • Jandarma ve güvenlik teşkilatı oluşturdu.
  • Mahallî yöneticiler görevlendirdi.
  • Mahkemeler meydana getirdi.
  • Gümrük ve pasaport uygulaması başlattı.
  • Bütçe ve vergi düzeni kurmaya çalıştı.
  • Kendi pullarını bastırdı.
  • Batı Trakya Ajansı adıyla bir haber teşkilatı oluşturdu.
  • Süleyman Askerî tarafından yazılan bir millî marşı kabul etti.
  • Dedeağaç ve çevresinde asayişi yeniden sağladı.

Türk tarih yazımında bu yönetim sıklıkla “ilk Türk cumhuriyeti” olarak adlandırılmaktadır. Ancak dönemin belgelerinde önce “Hükûmet-i Muvakkate”, ardından “Hükûmet-i Müstakile” ifadeleri kullanılmıştır. Bu nedenle onu savaş şartlarında meydana getirilmiş, kısa ömürlü bir Türk ve Müslüman yönetimi olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması’nın imzalanması üzerine Batı Trakya’nın Bulgaristan’a bırakılması kararlaştırıldı. Süleyman Askerî bu karara karşı çıktı. Ancak Osmanlı hükûmetinin kesin talimatı üzerine teşkilat dağıtıldı ve Ekim 1913 sonunda bölgeden çekilindi.

Teşkilât-ı Mahsusa’nın başında

Batı Trakya’da kazanılan tecrübe, düzenli ordunun dışında hareket edebilecek küçük, gizli ve hareketli birliklere duyulan ihtiyacı ortaya çıkardı. Teşkilât-ı Mahsusa’nın ilk çekirdeği de 1913 sonlarında bu tecrübenin üzerine kuruldu.

Teşkilatın kuruluş tarihi konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunmaktadır. Bazı eserlerde 13 veya 17 Kasım 1913 tarihleri verilmektedir. Güncel araştırmalar ise ilk teşkilatlanmanın 30 Kasım 1913 dolaylarında başladığını, Harbiye Nezaretine bağlı resmî idare heyetinin Ağustos 1914’te meydana getirildiğini göstermektedir.

Süleyman Askerî Bey, 27 Temmuz 1914’te ordudan emekliye ayrıldı ve aynı gün Aşair ve Muhacirin Müdürü oldu. Ağustos 1914’te resmî yapısı belirginleşen Teşkilât-ı Mahsusa’nın idare heyetinin başına getirildi.

Teşkilât-ı Mahsusa’yı yalnızca modern anlamda bir istihbarat teşkilatı olarak tanımlamak doğru değildir. Teşkilat esas olarak:

  • Düşman gerisinde özel harekât düzenlemek,
  • Gönüllü ve yerel birlikler oluşturmak,
  • Sabotaj faaliyetleri yürütmek,
  • Askerî istihbarat toplamak,
  • Haber alma ve sevkiyat hatları kurmak,
  • Propaganda yapmak,
  • Düşman hâkimiyetindeki bölgelerde ayaklanmalar hazırlamak

amacıyla kurulmuş erken dönem bir özel harekât ve gayrinizami harp teşkilatıydı.

Süleyman Askerî’nin başkanlığı sırasında Kafkasya, Karadeniz, İran, Afganistan, Mısır, Süveyş Kanalı ve Balkanlar için çeşitli faaliyetler planlandı. Bu faaliyetlerin tamamı başarıya ulaşmadı; ancak teşkilatın idarî ve operasyonel temelleri onun döneminde şekillendi.

Süleyman Askerî’nin teşkilatın başındaki görevi yaklaşık üç buçuk ay sürdü. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinden ve Irak Cephesi’ndeki durumun ağırlaşmasından sonra İstanbul’daki görevini bırakarak yeniden cepheye gitmeyi tercih etti.

Irak Cephesi, Basra ve Kut’ül Amâre’ye Giden Yol

Basra’nın stratejik önemi

Birinci Dünya Savaşı başladığında Basra, Osmanlı Devleti açısından yalnızca bir vilayet merkezi değildi. Basra Körfezi’ni, Şattülarap su yolunu, Dicle ve Fırat üzerinden Bağdat’a uzanan ulaşımı ve İran’daki petrol bölgelerine giden güzergâhları kontrol eden son derece önemli bir askerî merkezdi.

İngiltere’nin Basra’ya yönelmesinin temel amaçları şunlardı:

  • Abadan’daki petrol tesislerini korumak,
  • Basra Körfezi ile Hindistan arasındaki ulaşımı güvence altına almak,
  • Şattülarap su yolunu kontrol etmek,
  • Osmanlı Devleti’nin Körfez ve İran üzerindeki etkisini kırmak,
  • Uygun şartlar oluştuğunda Bağdat’a ilerlemek.

İngiliz-Hint birlikleri 6 Kasım 1914’te Fav’a çıkarma yaptı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri hem sayıca yetersiz hem de dağınıktı. İngiliz nehir gambotları karşısında etkili olabilecek yeterli topçu ve deniz gücü bulunmuyordu.

Fav’ın ardından Basra 21 Kasım, Kurna ise 9 Aralık 1914’te İngilizlerin eline geçti. Bu yenilgiler sonucunda Osmanlı Devleti’nin yalnızca Basra’yı değil, bütün Irak’ı kaybetme tehlikesi ortaya çıktı.

Süleyman Askerî’nin Irak’a atanması

Süleyman Askerî Bey, 3 Aralık 1914’te Basra Valiliği ile 38. Fırka Kumandanlığına atandı ve binbaşılıktan kaymakamlığa, yani yarbaylığa yükseltildi. Ataması 13 Aralık tarihli iradeyle onaylandı.

Beraberinde gönüllülerden meydana getirilen Osmancık Taburu bulunuyordu. Başlangıçta Kafkas Cephesi’ne gönderilmek üzere hazırlanan bu birlik, Süleyman Askerî’nin Irak’a atanması üzerine onunla birlikte Bağdat’a sevk edildi.

Süleyman Askerî’nin Irak’a gönderilmesinin en önemli nedenleri şunlardı:

  • Daha önce Bağdat’ta görev yapmış olması,
  • Irak’ın coğrafyasını ve aşiret yapılarını tanıması,
  • Bölgedeki aşiret reisleriyle bağlantılar kurmuş olması,
  • Trablusgarp ve Batı Trakya’da düzensiz kuvvetleri yönetmesi,
  • İstihbarat, keşif ve özel harekât tecrübesine sahip bulunması,
  • Çok az sayıdaki düzenli askeri yerel gönüllülerle destekleyebilmesi.

17 Aralık 1914’te Bağdat’a ulaşan Süleyman Askerî, kısa sürede Irak’taki askerî ve mülkî idareyi yeniden düzenlemeye başladı. Süleyman Nazif Bey’in Bağdat Valiliğine, Reşid Bey’in Musul Valiliğine getirilmesini sağladı.

Harbiye Nezaretinin 20 Aralık tarihli teklifi üzerine 23 Aralık 1914’te Irak ve Havalisi Umum Kumandanlığına getirildi. 2 Ocak 1915’te Üzeyir’de Cavid Paşa’dan cephe komutasını resmen devraldı.

Irak kuvvetlerini yeniden teşkilatlandırması

Süleyman Askerî komutayı devraldığında güçlü ve düzenli bir ordu bulamadı. İngilizler Basra ve Kurna’ya yerleşmiş, Osmanlı birlikleri art arda yenilgiler yaşamış ve bazı aşiretler İngilizlerle anlaşmaya başlamıştı.

3 Ocak 1915’te cephede yeni bir askerî teşkilatlanmaya gitti. Sahrıca’da bulunan birlikleri üç mürettep alay hâlinde düzenledi:

  • Birinci Mürettep Alay, Osmancık Taburu ile 26. Alayın 1. Taburundan oluşturuldu.
  • İkinci Mürettep Alay, Hille Seyyar Jandarma Taburu ile Bağdat ve Bedre birliklerinden meydana getirildi.
  • Üçüncü Mürettep Alay, Musul, Kerkük ve Süleymaniye birliklerinden kuruldu.

Süleyman Askerî ayrıca Mürettep İtfaiye Alayını, Necef ve Kerbelâ’dan gelen gönüllüleri, Musul çevresinden toplanan silahşorları ve Irak’taki yerel mücahitleri aynı cephe düzeni içinde toplamaya çalıştı.

Basra’dan Musul’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada düzenli asker sayısı son derece azdı. Süleyman Askerî bu eksikliği gönüllü ve aşiret kuvvetleriyle kapatmayı amaçladı.

Onun temel düşüncesi, Trablusgarp’ta uygulanan gayrinizami harp yöntemlerinin Irak’ta da kullanılabileceğiydi. Ancak Trablusgarp’ın şartlarıyla Irak’ın siyasî ve toplumsal yapısı aynı değildi. Irak’taki bazı aşiretlerin bağlılığı değişken, İngilizlerin para ve propaganda gücü ise son derece etkiliydi.

Osmancık Taburu

Osmancık Taburu, Teşkilât-ı Mahsusa bünyesinde Süleyman Askerî’nin gözetimi altında oluşturulan seçkin bir gönüllü birliğiydi. Tabura, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin gençlik dönemindeki “Osmancık” adına nispetle bu isim verildi.

Taburun subay kadrosunda üç aylık eğitimden geçirilmiş genç yedek subaylar ile Yüzbaşı Cemil Bey gibi tecrübeli askerler bulunuyordu. Birliğe katılmak için binlerce gönüllü başvurmuş, ancak bunların yalnızca küçük bir bölümü seçilmişti.

Osmancık Taburu Irak’ta:

  • Keşif harekâtlarına katıldı.
  • Gece baskınları düzenledi.
  • Düşman mevzilerine sızdı.
  • Rota ve Şuayyibe muharebelerinde savaştı.
  • Düzenli birliklerin öncü ve vurucu gücü olarak kullanıldı.

Şuayyibe Muharebesi’nde en ağır kayıpları veren birliklerden biri de Osmancık Taburu oldu.

Basra ve çevresindeki istihbarat faaliyetleri

Süleyman Askerî’nin Irak’taki görevi yalnızca birliklere kumanda etmekten ibaret değildi. Teşkilât-ı Mahsusa’daki tecrübesinden yararlanarak Basra, Kurna, Zübeyir, Şuayyibe, Hüveyze ve Ahvaz çevresinde haber alma, keşif ve karşı-istihbarat faaliyetleri yürüttü.

İstihbarat çalışmalarında şu unsurlardan yararlanıldı:

  • Osmanlı Devleti’ne bağlı aşiret reisleri,
  • Yerel kılavuzlar,
  • Gönüllü mücahitler,
  • Nehir yollarını bilen kayıkçılar,
  • Bölgedeki tüccarlar,
  • Din adamları ve yerel yöneticiler,
  • Düşman gerisine gönderilen keşif müfrezeleri,
  • Teşkilât-ı Mahsusa bağlantılı haber elemanları.

İngilizlerin asker sayısı, nehir gambotlarının hareketleri, Basra çevresindeki savunma hazırlıkları, Kurna’daki siperleri ve Şuayyibe’deki tahkimatları hakkında bilgi toplanmaya çalışıldı.

İngiliz mevzilerine düzenlenen gece baskınlarının iki temel amacı vardı. Birincisi düşmanı yıpratmak, ikincisi ise tel örgülerin, siperlerin, savunma kanallarının ve topçu mevzilerinin yerlerini tespit etmekti.

15–16 Mart 1915 gecesi Kurna yönünde yapılan baskında Osmanlı müfrezeleri hükümet konağına kadar ilerledi. Bu harekât sırasında İngilizlerin mevzilerinin çevresine geniş bir savunma kanalı açtıkları görüldü. Böylece Kurna’nın küçük bir kuvvetle ele geçirilemeyeceği anlaşıldı.

Süleyman Askerî, Basra’nın doğusunda bulunan Hüveyze ve Ahvaz bölgelerine de keşif ve akın müfrezeleri gönderdi. Bu faaliyetlerle İngilizlerin İran’daki petrol bölgeleriyle Basra arasındaki bağlantısının tehdit edilmesi amaçlandı.

İngiliz istihbaratıyla mücadele

Basra ve çevresinde son derece sert bir istihbarat mücadelesi yaşanıyordu. İngilizler bölgede uzun yıllardır faaliyet gösteren konsolosluk görevlileri, tüccarlar, yerel yöneticiler ve aşiret reisleri sayesinde güçlü bir haber alma ağına sahipti.

Özellikle Muhammera Şeyhi Hazâl ve Zübeyir çevresindeki bazı yerel yöneticiler, Osmanlı birliklerinin hareketleri hakkında İngilizlere bilgi ulaştırıyordu. Süleyman Askerî’nin yaralı olduğu, yanında Alman subayların bulunduğu ve Basra üzerine taarruz hazırladığı gibi ayrıntılar İngiliz karargâhına bildiriliyordu.

Süleyman Askerî, İngilizlerle iş birliği yaptığı düşünülen kişilere karşı son derece sert tedbirler aldı. Ancak bu uygulamalara ilişkin belgeler ve yargılama süreçleri tartışmalı olduğu için bunları doğrudan bir istihbarat başarısı olarak göstermek doğru değildir.

Onun Basra’daki en önemli istihbarat faaliyeti, keşif müfrezeleri ve yerel bağlantılar sayesinde İngiliz savunmasını anlamaya çalışmasıydı. Buna karşılık Şuayyibe taarruz planının İngilizler tarafından önceden öğrenilmesi, Osmanlı karşı-istihbaratının yeterince güçlü olmadığını göstermektedir.

Dolayısıyla Süleyman Askerî’nin Irak’taki istihbarat mücadelesi hem önemli teşkilatlanma ve keşif faaliyetlerini hem de İngilizlerin yerel ajan ağı karşısında yaşanan ciddi zafiyetleri birlikte barındırmaktadır.

Nehir savunması ve teknik hazırlıklar

Irak Cephesi’nin en önemli özelliklerinden biri, muharebelerin Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde yapılmasıydı. İngilizler nehir gambotları sayesinde piyadelerine topçu desteği sağlıyor, asker ve malzemelerini nehir üzerinden taşıyabiliyordu.

Süleyman Askerî, İngilizlerin bu üstünlüğünü azaltmak için Bağdat’taki Alman mühendislerden yararlandı. Teğmen Müller’e yerel malzemeler kullanılarak su mayınları hazırlattı. Dicle üzerinde İngiliz gemilerinin ilerlemesini güçleştirecek engeller ve Kurna yönünde çift sıra bariyerler kurdurdu.

Kablolarla kontrol edilebilen mayınlar ve nehir engelleri İngilizlerin bazı küçük askerî gemilerine zarar verdi ve nehirdeki ilerleyişlerini zorlaştırdı. Gemilerde kullanılacak kömürün temini için Kifri bölgesinde araştırmalar yaptırıldı.

Bu çalışmalar, Süleyman Askerî’nin yalnızca gönüllü ve aşiret kuvvetlerine dayanmadığını; mühendislik, mayınlama, ulaşım ve ikmal imkânlarını da kullanarak cepheyi güçlendirmeye çalıştığını göstermektedir.

Birinci Rota Muharebesi

20 Ocak 1915’te Rota Kanalı çevresinde İngiliz kuvvetleriyle karşılaşıldı. Süleyman Askerî muharebeyi geriden yönetmek yerine doğrudan çatışma sahasına girdi.

Osmanlı kuvvetlerinin sol tarafındaki birlikler Yüzbaşı Cemil Bey tarafından yönetiliyordu. Türk birlikleri bataklık araziye ve İngiliz ateş üstünlüğüne rağmen karşı taarruza geçti. İngiliz kuvvetleri Osmanlı baskısı karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.

Birinci Rota Muharebesi, Osmanlı ordusunun Irak Cephesi’nde kazandığı ilk önemli başarı oldu. Basra ve Kurna’nın kaybedilmesinden sonra bozulan askerî moralin yeniden yükselmesini sağladı. İngilizlerin Osmanlı kuvvetlerini kolayca dağıtabileceği düşüncesini sarstı.

Ancak Süleyman Askerî muharebe sırasında ağır yaralandı. Bir kurşun sol bacağından geçerek sağ uyluğuna saplandı ve iki bacağının da yaralanmasına neden oldu. En yakın silah arkadaşlarından Yüzbaşı Cemil Bey ise muharebede şehit düştü.

Rota’daki hizmetleri nedeniyle Süleyman Askerî Bey’e Altın Muharebe Liyakat Madalyası verildi.

Yaralı hâlde cepheyi yönetmesi

Süleyman Askerî tedavi edilmek üzere Bağdat’a götürüldü. Fakat Irak ve Havalisi Umum Kumandanlığını bırakmadı. Cephedeki emirleri, birliklerin sevkini ve Basra üzerine hazırlanacak genel taarruzu hastane odasından yönetmeye devam etti.

Onun talimatları doğrultusunda Sahrıca’daki kuvvetler takviye edilerek Mürettep Dicle Tümeni kuruldu. Komutanlık karargâhı Nasıriye’ye taşındı. İngilizlere asıl darbenin Fırat üzerinden vurulması kararlaştırıldı.

Türk kuvvetleri, 20 Ocak’taki Rota Muharebesi’nden Nisan ayındaki genel taarruza kadar İngiliz mevzilerine çok sayıda gece baskını düzenledi. Bu baskınlar İngilizleri yıpratmanın yanında keşif ve istihbarat amacı taşıyordu.

29–30 Ocak gecesi Osmancık Taburu ile 103. Piyade Alayından oluşturulan yaklaşık 150 kişilik bir müfreze, Kurna’nın kuzeyindeki İngiliz mevzilerine baskın yaptı. Yaklaşık bir saat süren çarpışmada İngiliz birlikleri şaşkınlığa uğratıldı. Osmanlı müfrezesi çekildikten sonra İngiliz askerlerinin bir süre kendi aralarında ateş ettikleri ve kayıp verdikleri bildirildi.

Bu baskınlar İngilizleri sürekli teyakkuz hâlinde tutuyor ve Kurna’daki birliklerini başka bölgelere rahatça göndermelerini zorlaştırıyordu.

Üç kollu Basra harekâtı

Süleyman Askerî, İngilizleri tek bir noktadan sıkıştırmak yerine üç ayrı harekât bölgesi meydana getirdi:

Dicle Grubu

Kurna yönündeki İngiliz kuvvetlerini yerinde tutacak, baskınlarla düşmanı yıpratacak ve Basra’daki birliklerin kuzeye sevk edilmesini engelleyecekti.

Fırat Grubu

Nasıriye, Zübeyir ve Şuayyibe üzerinden Basra’ya yönelecek ve harekâtın asıl ağırlığını taşıyacaktı.

Kerha-Hüveyze Grubu

İran tarafındaki İngiliz kuvvetlerini, Ahvaz bölgesini ve Abadan’a uzanan petrol bağlantısını tehdit edecekti.

Bu planın amacı, İngiliz kuvvetlerinin birbirlerine yardım etmesini engellemek ve Basra’daki ana kuvveti farklı yönlerden baskı altına almaktı.

Hüveyze harekâtı ve Gadir Zaferi

Kerha Grubu, 27 Ocak 1915’te Hüveyze’yi ele geçirdi ve İran içlerine doğru ilerledi. Bölgedeki bazı aşiretlerin Osmanlı kuvvetlerine katılması, İngilizleri endişelendirdi.

İngiliz komutanlığı, Hüveyze ve Ahvaz’ın kaybedilmesi hâlinde Şattülarap’ın doğusundaki aşiretlerin Osmanlı tarafına geçebileceğini düşünüyordu. Ayrıca Ahvaz, Abadan’a gönderilen petrolün çıkış ve ulaşım bölgesi bakımından büyük önem taşıyordu.

3 Mart 1915’te Kerha Grubu üzerine ilerleyen İngiliz kuvvetleri Gadir’de Osmanlı birlikleri ve Beni Taraf aşiretiyle karşılaştı.

Yaklaşık altı saat süren muharebede Osmanlı kuvvetleri İngiliz taarruzunu durdurdu. İngiliz birlikleri bazı silah ve malzemelerini bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı.

Gadir Muharebesi, Süleyman Askerî’nin hazırladığı çok yönlü baskı planı çerçevesinde kazanılan önemli bir askerî başarıydı. İngilizler Basra’nın doğusundaki petrol ve ulaşım bölgelerine kuvvet ayırmak zorunda kaldı.

Ancak aşiret kuvvetlerinin geri çekilen İngiliz birliklerini takip etmemesi, başarının kesin bir sonuca dönüştürülmesini engelledi.

Basra’yı geri alma planı

Süleyman Askerî’nin temel amacı Basra’yı geri almaktı. Bunun için harekâtın ağırlık merkezini Nasıriye–Zübeyir–Şuayyibe hattı olarak belirledi.

Plana göre Fırat Grubu Şuayyibe üzerinden Basra’ya saldıracak, Dicle Grubu Kurna’daki İngiliz kuvvetlerini yerinde tutacak, Kerha Grubu ise doğudan baskı kurarak İngilizlerin İran ve petrol bölgeleriyle bağlantısını tehdit edecekti.

Yaraları tamamen iyileşmediği hâlde Bağdat’tan ayrılarak cepheye döndü. Yürüyemediği için özel olarak hazırlanmış bir sedyede taşınıyor, buna rağmen birliklerin sevkini ve karargâh çalışmalarını bizzat yönetiyordu.

Mart 1915’te Dicle ve Fırat’ın taşması, Basra, Zübeyir ve Şuayyibe arasındaki arazinin büyük bölümünü bataklığa çevirdi. İngiliz birlikleri arasındaki kara bağlantısının zorlaşması, Süleyman Askerî’ye Basra üzerine taarruz için uygun bir fırsat doğduğu düşüncesini verdi.

Emrinde düzenli piyade birliklerinin yanında Osmancık Taburu, Mürettep İtfaiye Alayı, Mürettep Irak Alayı ve çok sayıda aşiret savaşçısı bulunuyordu. Toplam kuvvet kalabalık görünmesine rağmen düzenli, eğitimli ve disiplinli askerlerin sayısı sınırlıydı.

Şuayyibe Muharebesi

Süleyman Askerî’nin kurmay başkanı Binbaşı Adil Bey tarafından yapılan arazi keşifleri temel alınarak taarruz planı hazırlandı. Düzenli birlikler merkezden, aşiret ve gönüllü kuvvetler ise sağ ve sol kanatlardan ilerleyerek İngiliz ordugâhını kuşatacaktı.

Fakat Osmanlı taarruz planı İngiliz istihbaratı tarafından önceden öğrenildi. İngilizler Şuayyibe’deki mevzilerini güçlendirdi; tel örgüler, savunma kanalları, siperler, toplar ve makineli tüfeklerle gerekli hazırlıkları yaptı.

12 Nisan 1915’te başlayan muharebede Osmanlı düzenli birlikleri büyük bir cesaretle saldırdı. Osmancık Taburu ve Mürettep İtfaiye Alayı İngiliz tel örgülerine kadar ilerledi. Bazı Osmanlı askerleri düşman siperlerinin içine girmeyi başardı.

Buna karşılık kanatlardan saldırması gereken aşiret kuvvetlerinin önemli bir bölümü muharebeye katılmadı. Bazıları uzaktan bekledi, bazıları ise İngiliz karşı taarruzu başlayınca dağıldı.

Düzenli Osmanlı birlikleri İngilizlerin yoğun topçu ve makineli tüfek ateşi karşısında yalnız kaldı. Haberleşme bozuldu, birlikler birbirinden koptu ve yer yer dost ateşi nedeniyle kayıplar yaşandı.

İngiliz-Hint birliklerinin karşı taarruzu sonucunda Osmanlı kuvvetleri 14 Nisan’da geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Basra’yı geri alma harekâtı başarısız oldu.

Şuayyibe yenilgisini yalnızca aşiretlerin savaş alanından çekilmesiyle açıklamak yeterli değildir. Muharebenin sonucunda:

  • İngilizlerin tahkim edilmiş savunma sistemi,
  • İngiliz istihbaratının Osmanlı planını önceden öğrenmesi,
  • Osmanlı topçusunun yetersizliği,
  • İngiliz makineli tüfek ve ateş üstünlüğü,
  • Cephane ve ikmal sıkıntısı,
  • Birlikler arasındaki haberleşme eksikliği,
  • Düzenli asker sayısının yetersizliği,
  • Aşiret kuvvetlerine gereğinden fazla güvenilmesi,
  • Süleyman Askerî’nin ağır yaralı olmasına rağmen harekâtı yönetmesi

birlikte etkili oldu.

Ölümü

Süleyman Askerî Bey, Şuayyibe yenilgisinin kesinleşmesinden sonra 14 Nisan 1915’te Bercisiye koruluğu yakınlarında, içinde taşındığı araçta tabancasıyla hayatına son verdi.

Olayın ayrıntıları hatıratlarda farklı şekillerde anlatılmaktadır. Ancak ölüm tarihi ve hayatına kendisinin son verdiği konusunda temel kaynaklar arasında görüş birliği bulunmaktadır.

Ölüm haberi 17 Nisan’da İstanbul’a ulaştı ve ertesi gün kesinlik kazandı. Naaşı muharebe bölgesinde toprağa verildi. Mezarının kesin yeri günümüzde güvenilir biçimde tespit edilememiştir.

Şûrâ-yı Devletin 7 Mart 1916 tarihli kararıyla cephede komutanlık görevini yürütürken hayatını kaybettiği kabul edilerek resmen şehit statüsüne alındı. Annesi Güzide Hanım’a şehit maaşı bağlandı.

Askerî siciline göre fiilî hizmet süresi 14 yıl 8 ay 17 gündü. Savaş kıdemleri eklendiğinde toplam hizmeti 17 yıl 8 ay 17 gün olarak hesaplandı.

Kut’ül Amâre Zaferine Uzanan Askerî Mirası

Süleyman Askerî Bey, 29 Nisan 1916’da kazanılan Kut’ül Amâre Zaferi sırasında hayatta değildi. Bu nedenle onu Kut kuşatmasının kumandanı veya zaferin doğrudan sahibi olarak göstermek tarihî bakımdan doğru değildir.

Kut’ül Amâre Zaferi’nin başlıca askerî kumandanları, Irak Cephesi’nde Süleyman Askerî’den sonra görev yapan Nureddin Bey ve kuşatmayı sonuçlandıran Halil Kut Paşa’dır. Altıncı Ordu Kumandanı Mareşal Colmar von der Goltz da cephenin genel düzenlenmesinde önemli rol oynadı.

Bununla birlikte Süleyman Askerî’nin Irak savunmasındaki hizmetleri, Kut’ül Amâre’ye giden mücadelenin ilk safhasını meydana getirdi.

Onun Irak Cephesi’ne bıraktığı başlıca askerî miras şunlardır:

  • Dağılmış Osmanlı birliklerini yeniden teşkilatlandırması,
  • Basra’dan Musul’a uzanan savunma sahasında yeniden komuta düzeni kurması,
  • Osmancık Taburu gibi seçilmiş gönüllü birlikleri cepheye getirmesi,
  • Musul, Bağdat, Kerbelâ ve Necef bölgelerinden gönüllü toplaması,
  • Dicle, Fırat ve Kerha üzerinde üç ayrı harekât grubu oluşturması,
  • Kurna ve Basra çevresinde keşif ve gece baskınları düzenlemesi,
  • İngiliz nehir kuvvetlerine karşı mayın ve bariyer sistemleri kurdurması,
  • Hüveyze ve Ahvaz yönünde İngiliz petrol bağlantısını tehdit etmesi,
  • Birinci Rota Muharebesi’nde Irak Cephesi’nin ilk Osmanlı başarısını kazanması,
  • Gadir Muharebesi’ne uzanan çok yönlü baskı planını hazırlaması,
  • İngilizlerin karşısında yeniden bir Osmanlı taarruz gücü meydana getirmesi,
  • Irak Cephesi’nin askerî, idarî ve istihbarî yapısını yeniden kurmaya çalışması.

Süleyman Askerî’nin ölümünden sonra Irak Cephesi’nin komutasını Nureddin Bey devraldı. Şuayyibe’deki tecrübeden sonra aşiret kuvvetlerine dayanan taarruz anlayışının yetersizliği görüldü ve düzenli birliklerin güçlendirilmesine ağırlık verildi.

İngiliz ordusunun Bağdat’a doğru ilerleyişi Kasım 1915’te Selmân-ı Pâk Muharebesi’nde durduruldu. General Townshend’in birlikleri Kut’ül Amâre’ye çekildi. Osmanlı kuvvetleri kasabayı kuşattı ve İngilizlerin yardım harekâtlarını art arda mağlup etti.

Halil Kut Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusu, 29 Nisan 1916’da General Townshend ile yaklaşık 13 bin İngiliz ve Hint askerini teslim aldı. Böylece Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı’nın en büyük zaferlerinden birini kazandı.

Süleyman Askerî Bey’in bu zaferdeki payı doğrudan komutanlık değil; çökmek üzere olan Irak savunmasını yeniden mücadele edebilecek bir cepheye dönüştürme gayretidir.

Bu nedenle onu “Kut’ül Amâre’nin kumandanı” olarak değil, Kut’ül Amâre Zaferi’ne uzanan Irak direnişinin ilk büyük teşkilatçılarından ve öncü kumandanlarından biri olarak tanımlamak gerekir.

Süleyman Askerî Bey’in Başlıca Başarıları

Bağdat Jandarma Teşkilatı

Bağdat’taki jandarma birliklerinin düzenlenmesine katkıda bulunmuş, Irak coğrafyasını ve aşiret yapılarını yakından tanımıştır.

Trablusgarp direnişi

Bingazi ve Derne’de yerel halkın örgütlenmesi, gönüllü kuvvetlerin askerî düzene sokulması ve İtalyan mevzileri hakkında istihbarat toplanmasında görev yapmıştır.

Derne Kurmay Başkanlığı

Derne cephesinde sol kanadı yönetmiş, ardından Bingazi ve Havalisi Kumandanlığı Kurmay Başkanlığını üstlenmiştir.

Batı Trakya harekâtı

Küçük bir gönüllü kuvvetle Batı Trakya’ya girerek Gümülcine ve İskeçe’nin ele geçirilmesinde başlıca rolü oynamıştır.

Batı Trakya yönetimi

Ordu, jandarma, mahkeme, gümrük, bütçe, posta ve haber teşkilatı bulunan kısa ömürlü bir yönetimin askerî ve idarî temellerini kurmuştur.

Teşkilât-ı Mahsusa

Osmanlı Devleti’nin özel harekât ve gayrinizami harp teşkilatının ilk idarecisi olmuş; haber alma, sevkiyat, propaganda ve gönüllü birliklerin teşkili konusunda çalışmalar yürütmüştür.

Irak kuvvetlerinin yeniden kurulması

Basra ve Kurna’nın kaybedilmesinden sonra dağılan birlikleri yeniden düzenlemiş; Dicle, Fırat ve Kerha gruplarını oluşturmuştur.

Basra istihbaratı

Basra, Kurna, Zübeyir, Şuayyibe, Hüveyze ve Ahvaz çevresinde keşif, haber alma ve gece baskını faaliyetlerini yönetmiştir.

Nehir savunması

İngiliz nehir gambotlarına karşı su mayınları, bariyerler ve teknik engeller hazırlatmıştır.

Birinci Rota Muharebesi

Irak Cephesi’nde İngilizlere karşı kazanılan ilk önemli Osmanlı başarısını elde etmiş ve Altın Muharebe Liyakat Madalyası’yla ödüllendirilmiştir.

Gadir Muharebesi

Hazırladığı üç kollu harekât planı çerçevesinde İngilizlerin Hüveyze ve Ahvaz yönündeki ilerleyişinin durdurulmasına katkı sağlamıştır.

Kut’ül Amâre’ye bıraktığı miras

Irak Cephesi’nin yeniden teşkilatlanmasını sağlayarak, daha sonra Nureddin Bey ve Halil Kut Paşa tarafından kazanılacak Kut’ül Amâre Zaferi’ne uzanan direnişin ilk askerî zeminini hazırlamıştır.

Tarihteki Yeri

Süleyman Askerî Bey’i yalnızca İttihat ve Terakki mensubu veya Teşkilât-ı Mahsusa başkanı olarak değerlendirmek, onun askerlik hayatının büyük bölümünü görünmez hâle getirir.

O, düzenli ordu hizmetiyle gönüllü ve yerel kuvvetlerin teşkilatlanmasını birleştiren erken dönem Osmanlı özel harekât anlayışının en önemli temsilcilerinden biriydi.

En güçlü tarafı, imkânsızlık içindeki bölgelerde kısa sürede teşkilat kurabilmesiydi. Trablusgarp’ta, Batı Trakya’da ve Irak’ta karşılaştığı temel sorun aynıydı: Merkezden yeterli asker ve malzeme alamayan bir cephede, yerel insan ve kaynaklardan savunma gücü meydana getirmek.

Cesareti, teşkilatçılığı ve cephede askerinin yanında bulunması onun en güçlü özellikleriydi. Buna karşılık Şuayyibe Muharebesi, askerî yaklaşımının sınırlarını da gösterdi. Düzensiz aşiret kuvvetlerine gereğinden fazla güvendi; İngilizlerin istihbarat ve ateş üstünlüğünü yeterince bertaraf edemedi ve ağır yaralarına rağmen son derece riskli bir harekâtı bizzat yönetti.

Süleyman Askerî Bey’in tarihî değeri, bütün harekâtlarının zaferle sonuçlandığını iddia etmekte değil; yalnızca 30 yıllık hayatına Trablusgarp’tan Batı Trakya’ya, Bağdat’tan Basra önlerine kadar uzanan büyük bir askerî mücadeleyi sığdırmış olmasındadır.

O, Osmanlı ordusunun son döneminde yetişen en cesur, fedakâr ve teşkilatçı subaylardan biri; Kut’ül Amâre’ye giden Irak direnişinin ise ilk öncü kumandanlarındandır.

Başlıca Arşiv Kaynakları

  • Millî Savunma Bakanlığı Arşiv ve Askerî Tarih Daire Başkanlığı, Süleyman Askerî Bey askerî sicil dosyası.
  • Emekli Sandığı Arşivi, Süleyman Askerî Bey şahsî dosyası.
  • Millî Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Tarih Arşivi, künye ve numara defterleri.
  • Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, Bâbıâli Evrak Odası belgeleri.
  • Osmanlı Arşivi, Dâhiliye Nezareti Şifre Kalemi belgeleri.
  • Osmanlı Arşivi, İrade Meclis-i Mahsus belgeleri.
  • Askerî Tarih Belgeleri Dergisi’nde yayımlanan Irak Cephesi emir ve yazışmaları.
  • Süleyman Askerî Bey Aile Arşivi.
  • Süleyman Askerî Bey’in Trablusgarp günlüğü.

Hatırat ve Birinci El Kaynaklar

  • Cemal Paşa, Hatıralar.
  • Cavid Paşa, Irak Seferi ve İttihad Hükûmetinin Hayalât ve Cehalet-i Siyasiyesi.
  • Fuat Balkan, Komitacı: Fuat Balkan’ın Anıları.
  • Ali Çetinkaya, Askerlik Hayatım: Irak Cephesi, İşgal İzmir’i ve Ayvalık, 1914–1922.
  • Mehmed Emin Bey, Harb-i Umumîde Osmanlı Cepheleri Vekayii.
  • Mukbil Bey, Irak Cephesi 1914–1918: Kûtü’l-Amâre Kuşatması.
  • Hamza Osman Erkan, Bir Avuç Kahraman.
  • Süleyman Nazif’in Irak Cephesi’ne ilişkin yazıları.
  • F. J. Moberly, The Campaign in Mesopotamia, 1914–1918, Cilt I.

Araştırma Eserleri

  • Süleyman Tekir, Süleyman Askerî Bey: Teşkilât-ı Mahsusa’nın İlk Başkanı.
  • Nurettin Şimşek, Teşkilât-ı Mahsusa’nın Reisi Süleyman Askerî Bey: Hayatı, Siyasî ve Askerî Faaliyetleri.
  • Genelkurmay Başkanlığı, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Irak-İran Cephesi, 1914–1918.
  • Figen Atabey, Kutü’l-Amâre’den Mütarekeye Irak Cephesi, 1914–1918.
  • Ahmet Tetik, Teşkilât-ı Mahsusa: Umûr-ı Şarkiyye Dairesi Tarihi, 1914–1916.
  • Tevfik Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele, Cilt I.
  • Philip H. Stoddard, The Ottoman Government and the Arabs, 1911–1918: A Preliminary Study of the Teşkilât-ı Mahsusa.
  • Polat Safi, The Ottoman Special Organization – Teşkilât-ı Mahsusa.
  • Benjamin C. Fortna, “Askerî Bey, Süleyman”.
  • Mertcan Aydoğdu, “Teşkilât-ı Mahsusa’nın Kuzey Makedonya Harekâtı”.