Sadeddin Köpek

Sadeddin Köpek, Anadolu Selçuklu Devleti devlet adamı ve baş mimarı. I. Alaeddin Keykubad ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemlerinde görev yapmış ve devlet yönetiminde büyük söz sahibi olmuştur.

Sanatkârlıktan Devletin Zirvesine, İktidar Hırsından İbretlik Bir Sona

Sâdeddin Köpek, XIII. yüzyıl Anadolu Selçuklu tarihinin en yetenekli, en güçlü, fakat aynı zamanda en tartışmalı devlet adamlarından biridir. O, yalnızca saray entrikalarıyla ve rakiplerini ortadan kaldırmasıyla tanınan bir siyaset adamı değildir; aynı zamanda askerî birliklere kumanda etmiş bir Selçuklu emîri, devlet adına önemli belgeler hazırlamış bir bürokrat, sultanın av teşkilâtını yöneten bir emîr-i şikâr, sanat zevki gelişmiş bir nakkaş ve Kubâdâbâd Sarayı’nın inşasını yöneten başarılı bir mimardır. Hayatının son döneminde elde ettiği büyük nüfuzu Selçuklu tahtını ele geçirmek için kullanmaya kalkışması ise hem kendi ölümünü hazırlamış hem de Anadolu Selçuklu Devleti’nin tecrübeli devlet kadrolarının ağır biçimde zarar görmesine yol açmıştır.

Doğumu, ailesi ve gerçek adı

Sâdeddin Köpek’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Doğum yerinin Konya olduğu yönünde yaygın bir kabul bulunsa da bunu kesin biçimde doğrulayacak çağdaş bir belge mevcut değildir. Türkçe Vikipedi’de ailesinin Konya’nın itibarlı ailelerinden birine mensup olduğu ve annesinin adının Şehnaz Hatun olduğu belirtilmektedir. Ancak TDV İslâm Ansiklopedisi, onun hayatının ilk yılları ve Anadolu Selçuklu hizmetine nasıl girdiği hakkında bilgi bulunmadığını özellikle vurgulamaktadır. Bu nedenle Konya’da doğduğu ve ailesinin şehrin ileri gelenleri arasında bulunduğu bilgileri kesin tarihî gerçekler değil, ihtiyatla ele alınması gereken rivayetler olarak değerlendirilmelidir.

Konya-Aksaray yolu üzerinde yaptırdığı kervansarayın kitabesinden, asıl adının Köpek bin Muhammed, yani “Muhammed oğlu Köpek” olduğu anlaşılmaktadır. “Sâdeddin” ise kendisine verilmiş bir lakaptır. Günümüz Türkçesinde olumsuz veya küçültücü çağrışımlar meydana getiren “Köpek” kelimesi, XIII. yüzyıldaki Türk adlandırma geleneği içerisinde hakaret amacıyla kullanılmıyordu. Artuklu beyleri arasında da aynı adı taşıyan kişilere rastlanması, bunun dönemin Türk dünyasında kullanılan şahıs adlarından biri olduğunu göstermektedir. Bazı araştırmacılar kitabedeki yazılıştan hareketle ismin “Kübek” veya “Köbek” biçiminde okunabileceğini ileri sürmüşlerdir. Fakat Arap alfabesinde “p” harfinin bulunmaması sebebiyle “Köpek” adının “b” harfiyle yazılması tabiidir.

Çocukluğu ve eğitimi

Sâdeddin Köpek’in çocukluk yıllarını nerede geçirdiği, hangi medresede eğitim gördüğü, hocalarının kimler olduğu ve saraya ne zaman girdiği bilinmemektedir. Bu konularda kesin bilgi veren herhangi bir çağdaş kayıt günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlikte ilerleyen yıllarda üstlendiği görevler, oldukça kapsamlı bir eğitim aldığına işaret etmektedir. Bir ahidnâme kaleme alabilecek seviyede devlet yazışmalarını bilmesi, nakkaşlık yapması, mimari bir projeyi yönetmesi, av teşkilâtının başında bulunması ve savaşta ordunun bir kanadına kumanda etmesi; onun bürokrasi, askerlik, güzel sanatlar, inşaat işleri ve saray protokolü alanlarında yetiştirildiğini göstermektedir.

Tarihçi Salim Koca, Sâdeddin Köpek’in genç yaşta saray hizmetine alınarak gulâmhâne adı verilen askerî ve idarî eğitim düzeni içerisinde yetişmiş olabileceğini ileri sürmektedir. Fakat bu görüş doğrudan bir belgeye değil, Köpek’in daha sonraki görevlerinden ve saray içerisindeki yükselişinden hareketle yapılmış bir tarihçi yorumuna dayanmaktadır. Bu sebeple onun eğitimi konusunda söylenebilecek en güvenilir hüküm, iyi yetişmiş ve farklı alanlarda dikkate değer yetenekler kazanmış olduğu, fakat bu eğitimi nerede ve kimlerden aldığına dair kesin bilgi bulunmadığıdır.

Anadolu Selçuklu hizmetine girişi

Sâdeddin Köpek’in tarih sahnesinde açık biçimde görülmeye başlaması Sultan I. Alâeddin Keykubad dönemine rastlamaktadır. İbn Bîbî, ondan emîr-i şikâr, nakkaş ve mimar olarak bahsetmektedir. Emîr-i şikâr, sultanın av teşkilâtını yöneten önemli bir saray görevlisiydi. Orta Çağ Türk devletlerinde hükümdarın av merasimleri yalnızca eğlence sayılmıyor; ordunun hareket kabiliyetini, emirlerin sevk ve idare gücünü, süvarilerin dayanıklılığını ve saray teşkilâtının düzenini sınayan büyük askerî tatbikatlar niteliği taşıyordu. Bu sebeple av emirliği, sultana yakınlığı ve hükümdarın güvenini gerektiren önemli bir makamdı.

Sâdeddin Köpek’in yalnızca av işleriyle meşgul olmadığı, devletin diplomatik ve askerî faaliyetlerinde de görev aldığı görülmektedir. Mengücük hükümdarı Dâvud Şah, 1225-1228 yılları arasında Sultan I. Alâeddin Keykubad’a bağlılığını bildirmek üzere Kayseri’ye geldiğinde kendisine verilecek ahidnâmeyi Sâdeddin Köpek kaleme almıştır. Bu görev, Köpek’in devlet yazışma usullerini bildiğini, hukukî ve siyasî ifadeleri kullanabilecek bir kültür seviyesine ulaştığını ve Selçuklu sarayında güvenilir bir bürokrat olarak kabul edildiğini göstermektedir.

Harput seferi ve askerî kumandanlığı

Sâdeddin Köpek, 623/1226 yılında I. Alâeddin Keykubad’ın Eyyûbîlere karşı düzenlediği sefer sırasında Harput civarında meydana gelen savaşta Selçuklu ordusunun sol kanadına kumanda etti. Bir ordunun kanat kuvvetlerinin yönetimi, yalnızca cesaret değil, savaş düzenini, süvari birliklerinin hareketini ve düşmanın muhtemel manevralarını okuyabilecek askerî tecrübe gerektiriyordu. Dolayısıyla bu görev, Köpek’in sarayda yalnızca sanat ve bürokrasiyle ilgilenen bir görevli olmadığını, gerektiğinde fiilen ordu kumanda edebilecek bir emîr olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla beraber onun askerî şöhreti, mimarlığı ve daha sonraki siyasî faaliyetleri kadar güçlü değildir.

Mimar ve nakkaş Sâdeddin Köpek

Sâdeddin Köpek’in hayatındaki en önemli ve kalıcı başarı, Anadolu Selçuklu mimarisine yaptığı katkıdır. Kaynaklar onu açıkça mimar ve nakkaş olarak tanımlamaktadır. Bununla birlikte günümüzde kullanılan “başmimar” veya “mimarbaşı” unvanının onun resmî unvanı olup olmadığı kesin değildir. En doğru ifade, Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın büyük imar faaliyetleri içerisinde mimar, sanatçı ve yapı işlerini yöneten yüksek dereceli bir emîr olarak görev yaptığıdır.

Onun adını mimarlık tarihine taşıyan en önemli eser Kubâdâbâd Sarayı olmuştur. Sultan I. Alâeddin Keykubad, Beyşehir Gölü kıyısında bir saray kurulmasına karar vermiş, İbn Bîbî’nin anlatımına göre sarayın ana planıyla bizzat ilgilenmiş ve odaların yerlerini gösteren bir kroki çizmiştir. Bu tasarının uygulanması ve büyük bir saray külliyesine dönüştürülmesi görevi Sâdeddin Köpek’e verilmiştir. Dolayısıyla Kubâdâbâd yalnızca Köpek’in şahsî tasarımı değildir; sultanın fikri ve krokisi, Sâdeddin Köpek’in mimari bilgisi, sanat zevki ve teşkilâtçılığıyla hayata geçirilmiştir.

1226-1236 yılları arasında inşa edilen Kubâdâbâd Sarayı, Anadolu Selçuklularından planı bilinen en önemli saray külliyesidir. Külliye; büyük ve küçük saray yapılarının yanı sıra kayıkhâne, cami, hamam, mutfak, fırın, depolar, asker barınakları ve geniş bir av parkından meydana gelmekteydi. Yapıda kanalizasyon düzeninin kurulması, renkli camların kullanılması, kabul ve taht salonlarının tören düzenine uygun biçimde tasarlanması, göl manzarasına açılan mekânlar ve çok zengin çini süslemeleri, sarayın yalnızca bir hükümdar konutu olmadığını; yönetim, temsil, dinlenme, av ve askerî güvenlik ihtiyaçlarını birlikte karşılayan gelişmiş bir külliye olduğunu göstermektedir.

Kubâdâbâd kazılarında ortaya çıkarılan insan ve hayvan figürlü çiniler, çift başlı kartal tasvirleri, av sahneleri, hükümdar figürleri ve mitolojik yaratıklar, Anadolu Selçuklu sanatının en değerli örnekleri arasında kabul edilmektedir. Sâdeddin Köpek’in kaynaklarda nakkaş olarak anılması, onun sarayın yalnızca duvarlarını ve odalarını değil, bezeme anlayışını ve estetik bütünlüğünü de yönlendirmiş olabileceğini düşündürmektedir. Külliye içinde kendisi için küçük bir saray yaptırmış olması da yapı üzerindeki hâkimiyetini ve sultanın kendisine duyduğu güveni göstermektedir.

Sâdeddin Hanı veya Zazadin Hanı

Sâdeddin Köpek’in adını taşıyan diğer önemli eser, Konya-Aksaray yolu üzerinde Tömek köyü yakınlarında bulunan Sâdeddin Hanı, halk arasındaki adıyla Zazadin Hanıdır. Yapının kitabesinde “Köpek bin Muhammed” adının bulunması, hanın banisinin Sâdeddin Köpek olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. İnşaatına I. Alâeddin Keykubad döneminde başlanmış, kapalı kısmı 1236’da, açık avlulu bölümü ise II. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde 1237’de tamamlanmıştır.

Kesme taştan inşa edilen han; açık avlu, revaklar, yolculara ve hizmetlere ayrılmış bölümler ile kışın kullanılan kapalı barınaktan oluşmaktadır. Kaleyi andıran sağlam dış duvarları, anıtsal taçkapıları, taş işçiliği ve işlevsel mekân düzeni, Selçuklu kervansaray mimarisinin seçkin örneklerinden biri olduğunu göstermektedir. Kitabeler Sâdeddin Köpek’in yapının banisi olduğunu kesinleştirmekle birlikte, yapıda çalışan taş ustalarının ve uygulamacı mimarların adları bilinmemektedir. Buna rağmen büyük bir kervansarayın planlanması, finansmanı ve tamamlanması üzerindeki belirleyici rolü, onun mimarlık ve yapı teşkilâtı alanındaki gücünü göstermektedir. “Zazadin” adı ise zaman içerisinde Sâdeddin adının halk dilinde değişmesiyle ortaya çıkmıştır.

I. Alâeddin Keykubad’ın ölümü ve taht değişikliği

Sultan I. Alâeddin Keykubad, büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev yerine diğer oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht göstermişti. Fakat Sultan, 31 Mayıs 1237 tarihinde Kayseri’de katıldığı bir ziyafette yediği av etinin ardından aniden rahatsızlanarak öldü. Ölümünün sürati ve hemen ardından meydana gelen taht değişikliği, bunun bir suikast olabileceği şüphesini doğurmuştur. Ancak zehri kimin verdiği veya verdirdiği kesin olarak ortaya konulamamıştır.

Sâdeddin Köpek’in suikastın doğrudan faili olduğunu kesin bir tarihî gerçek gibi yazmak doğru değildir. Buna karşılık, Alâeddin Keykubad’ın ölümünden sonra Gıyâseddin Keyhusrev’in tahta çıkarılmasında başrolü oynaması ve eski veliaht grubunun tasfiyesine katılması, onun ölümün ardından kurulan siyasî düzenin merkezinde bulunduğunu açıkça göstermektedir. Gıyâseddin Keyhusrev’in adamları onu Keykubâdiye Sarayı’ndan alarak Kayseri Sarayı’na götürmüş ve II. Gıyâseddin Keyhusrev adıyla tahta çıkarmışlardır. Böylece Sâdeddin Köpek, yeni sultanın en güvendiği ve en etkili adamı hâline gelmiştir.

II. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde yükselişi

II. Gıyâseddin Keyhusrev’in gençliği, devlet yönetimindeki tecrübesizliği ve tahtını kaybetme korkusu, Sâdeddin Köpek’e geniş bir hareket alanı sağladı. Köpek, sultanın güvenini ve saltanat yüzüğünü elde ederek birçok devlet işinde doğrudan karar verebilecek bir güce ulaştı. Salim Koca’nın araştırmasına göre Sâdeddin Köpek vezirlik makamında bulunmamıştır. İbn Bîbî’nin kayıtlarında onun için emîr, saltanat nâibi, pervâne ve Melikü’l-Ümerâ gibi unvanlar kullanılmıştır. Özellikle 1238 yılında önce saltanat nâibliğine, ardından pervânecilik görevine getirildiği anlaşılmaktadır.

Sâdeddin Köpek’in yeni dönemdeki ilk büyük müdahalelerinden biri, Selçuklu hizmetine girmiş Hârizmli askerlerin kumandanı Kayır Han’a karşı oldu. Kayır Han’ı kendisine rakip gören Köpek, sultanı onun tutuklanmasına ikna etti. Zamantı Kalesi’ne hapsedilen Kayır Han bir süre sonra zindanda öldü. Bunun üzerine Hârizmli beyler ve askerler Selçuklu ülkesinden ayrılarak geçtikleri bölgeleri yağmaladılar. Kemâleddin Kâmyâr kumandasında gönderilen Selçuklu ordusunun Hârizmliler karşısında yenilmesi, devletin askerî gücüne ve doğu bölgelerindeki otoritesine ağır bir darbe vurdu.

Tecrübeli devlet adamlarının ortadan kaldırılması

Kayır Han olayından sonra Sâdeddin Köpek, kendisine muhalefet edebilecek devlet adamlarını birer birer etkisiz hâle getirmeye başladı. Uzun yıllar Selçuklu Devleti’ne hizmet etmiş Atabey Şemseddin Altun-aba, yaşanan hadiselerden Köpek’i sorumlu tutunca öldürtüldü. Tâceddin Pervâne önce Ankara’ya kaçtı; daha sonra bir muganniye ile gayrimeşru ilişki kurmakla suçlanarak Ankara’da recmedilmek suretiyle öldürüldü. Tecrübeli kumandan ve saltanat nâibi Kemâleddin Kâmyâr, Konya yakınlarındaki Gâvele Kalesi’ne gönderilerek ortadan kaldırıldı. Hüsâmeddin Kaymerî işlemediği bir suçla itham edilerek Malatya’da tutuklandı ve mallarına el konuldu.

Sâdeddin Köpek, İzzeddin Kılıç Arslan’ın annesini sultandan aldığı bir fermanla Ankara’ya göndertip boğdurdu. Şehzadeler İzzeddin Kılıç Arslan ile Rükneddin, Borgulu Kalesi’ne hapsedildi. Daha sonra onları öldürmekle görevlendirilen Mübârizüddin Armağanşah emri yerine getirmedi ve şehzadelerin hayatta olduğunu hem sultandan hem de Sâdeddin Köpek’ten gizledi. Köpek’in oluşturduğu korku ortamı o derece büyüdü ki ilerleyen yıllarda devletin toparlanmasında önemli görevler üstlenecek Celâleddin Karatay bile vazifesini bırakarak bir süre inzivaya çekildi.

Sümeysât seferi ve iktidarının zirvesi

Sâdeddin Köpek, siyasî nüfuzunu askerî bir zaferle desteklemek amacıyla 1238 yılında Eyyûbîlerin hâkimiyetindeki Sümeysât, bugünkü Samsat üzerine yürüdü. Kale yöneticileri güçlü bir direnme imkânına sahip değildi. Kendileri için kutsal sayılan haça dokunulmaması şartıyla kaleyi teslim ettiler. Haziran-Temmuz 1238’de gerçekleşen bu fetih sırasında çevredeki bazı kaleler de Selçuklu yönetimine geçti.

Sümeysât’ın alınması, Köpek’in devlet içerisindeki itibarını daha da artırdı. Bu seferden sonra onun için başkumandanlık anlamındaki Melikü’l-Ümerâ unvanı kullanılmaya başlandı. Bununla birlikte Sümeysât’ın ele geçirilmesi büyük ve uzun süreli bir meydan savaşının sonucu değildi. Bu nedenle zaferin askerî değeri kadar, Sâdeddin Köpek’in kendi itibarını yükseltmek için kullandığı siyasî yönü de dikkate alınmalıdır.

Selçuklu tahtını ele geçirme teşebbüsü

Rakiplerini ortadan kaldıran, devlet yönetimini büyük ölçüde kontrol altına alan ve askerî bir zafer kazanan Sâdeddin Köpek’in bundan sonraki hedefi Selçuklu tahtı oldu. Fakat Selçuklu devlet geleneğinde hükümdarlık hakkı hanedana aitti. Köpek’in tahta çıkabilmesi için kendisini Selçuklu soyuna bağlaması gerekiyordu. Bunun üzerine annesi Şehnaz Hatun’un Sultan I. Gıyâseddin Keyhusrev’den iki aylık hamile olduğu sırada başka bir kişiyle evlendirildiğini, kendisinin de bu evlilikten yedi ay sonra doğduğunu ileri sürerek I. Gıyâseddin Keyhusrev’in oğlu olduğunu iddia etti.

Bu iddia, Sâdeddin Köpek’in Selçuklu şehzadesi olarak tanınmasını sağlayacak bir meşruiyet arayışıydı. Aynı zamanda II. Gıyâseddin Keyhusrev’in Abbâsî halifesini tanımayacağı ve halifenin siyah sancağını değiştirmeyi düşündüğü yönünde söylentiler yayarak sultanın dinî ve siyasî itibarını zayıflatmaya çalıştı. Bazı anlatımlarda bu dönem doğrudan “isyan” olarak adlandırılsa da kaynakların ortaya koyduğu tablo, açık bir meydan isyanından çok saray içerisinde hazırlanan bir darbe ve saltanatı ele geçirme teşebbüsüdür.

Sâdeddin Köpek’in öldürülmesi

Sâdeddin Köpek’in tahta yönelik niyetlerini anlayan II. Gıyâseddin Keyhusrev, bir süre önce iktidara taşıdığı bu güçlü emîrin artık kendi saltanatı için en büyük tehdit olduğunu gördü. Sultan, güvendiği hassa adamlarından birini gizlice Sivas Subaşısı Hüsâmeddin Karaca’ya göndererek Köpek’in ortadan kaldırılmasını istedi. Olay için Sâdeddin Köpek’in inşasını yönettiği Kubâdâbâd Sarayı seçildi.

Hüsâmeddin Karaca önce Sâdeddin Köpek’in konağına giderek onun güvenini kazandı ve kendisini Köpek’in hizmetine girmek isteyen bir devlet adamı gibi gösterdi. Ardından sarayda düzenlenen ziyafetlere katıldı. Plan gereğince son ziyafetten çıkan Köpek’e kapı önünde saldırdı; fakat ilk darbe onu öldürmeye yetmedi. Yaralanan Sâdeddin Köpek sarayın içerisinde kaçmaya başladı. Emîr-i Alem Togan tarafından da kılıçla yaralanınca sarayın şaraphanesine sığındı. Burada şarabdâr ve adamları tarafından öldürüldü.

Sâdeddin Köpek’in ölümü büyük ihtimalle Cemâziyelevvel 636’da, yani Aralık 1238’de meydana geldi. Bazı eserlerde 1239 tarihi verilmekle birlikte TDV İslâm Ansiklopedisi, İbn Bîbî’nin anlatımını ve hicrî tarihi değerlendirerek Aralık 1238 ihtimalini daha kuvvetli görmektedir. Cesedi demir bir kafes içerisine konularak Kubâdâbâd Sarayı’nın kale burcuna asıldı ve halka teşhir edildi. Böylece mimarlık yeteneğiyle yükseldiği saray, onun iktidar mücadelesinin ve ibretlik ölümünün gerçekleştiği yer oldu.

Şahsiyeti ve halka karşı tutumu

Sâdeddin Köpek’in şahsiyeti büyük çelişkiler taşımaktadır. Dönemin en önemli kaynağı İbn Bîbî, onun halka iyi davrandığını, yoksulların şikâyetlerini dinlediğini, mazlumlara yardım ettiğini, suçluları makamlarına bakmadan cezalandırdığını, cömert ve hoşsohbet olduğunu anlatmaktadır. Özellikle iktâ sahiplerinin köylülerden belirlenen verginin dışında para veya mal almalarını engellediği için halkın bazı kesimleri tarafından sevildiği anlaşılmaktadır.

Buna karşılık devlet adamlarına ve kendisine rakip gördüğü emîrlere karşı son derece acımasızdı. Onun yönetim anlayışında halka karşı sert bir adalet düşüncesi bulunurken siyasî rakiplere karşı korku, iftira, müsadere, hapis ve siyaseten katl yöntemleri öne çıkmıştır. Bu sebeple Sâdeddin Köpek’i yalnızca “zalim bir saray entrikacısı” veya yalnızca “başarılı bir mimar ve adaletli yönetici” olarak tanımlamak eksik kalır. O, sanat kabiliyeti, bürokratik zekâsı, askerî cesareti, teşkilâtçılığı, ihtirası ve merhametsizliği aynı kişilikte birleştiren karmaşık bir tarihî şahsiyettir.

Anadolu Selçuklu Devleti üzerindeki etkisi

Sâdeddin Köpek’in yaklaşık iki yıl süren büyük nüfuzu, Anadolu Selçuklu Devleti’nin idarî ve askerî yapısında derin yaralar açtı. Hârizmli kuvvetlerin devletten uzaklaştırılması, tecrübeli kumandanların öldürülmesi, başarılı devlet adamlarının korkutularak görevlerinden çekilmesi ve saray yönetiminin şahsî iktidar mücadelesine dönüştürülmesi, yaklaşan Moğol tehlikesi karşısında Selçuklu Devleti’ni zayıflattı.

Bununla birlikte 1243 Kösedağ yenilgisini yalnızca Sâdeddin Köpek’e bağlamak tarihî bakımdan doğru değildir. Yenilginin II. Gıyâseddin Keyhusrev’in yetersiz yönetimi, Bâbâî İsyanı’nın meydana getirdiği tahribat, ordudaki bozulma, tecrübeli devlet adamlarının tasfiyesi ve Moğol askerî gücü gibi birçok sebebi vardı. Sâdeddin Köpek’in faaliyetleri ise devletin bu büyük tehlike karşısındaki direncini azaltan önemli etkenlerden biri olmuştur.

Tarihte bıraktığı miras

Sâdeddin Köpek’in siyasî mirası büyük ölçüde korku, tasfiye ve iktidar ihtirasıyla anılmaktadır. Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin ondan son derece ağır ifadelerle bahsetmesi, tarih içerisindeki kötü şöhretinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Buna karşılık onun mimari ve sanatsal mirası, siyasî şöhretinden farklı bir yerde durmaktadır. Kubâdâbâd Sarayı’nın planlanıp inşa edilmesindeki rolü, Selçuklu saray mimarisi ve çini sanatının en değerli örneklerinden birinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Zazadin Hanı ise yaklaşık sekiz asır sonra bile onun adını taşımaya ve Anadolu Selçuklu kervansaray mimarisinin gücünü göstermeye devam etmektedir.

Sâdeddin Köpek, güçlü bir zekânın ve çok yönlü yeteneğin ahlâkî sınırlar içerisinde kullanılmadığında nasıl büyük bir tahribata dönüşebileceğini gösteren tarihî bir şahsiyettir. Sanatıyla taşlara ve çinilere kalıcı eserler bırakan bu kudretli Selçuklu emîri, siyasette ölçüsüz ihtirasın esiri olmuş; mimarı olduğu sarayın duvarları arasında öldürülerek hayatını tamamlamıştır. Onun hayatı, yalnızca Anadolu Selçuklu tarihinin karanlık bir saray mücadelesi değil, kabiliyet ile karakter, hizmet ile ihtiras ve devlet aklı ile şahsî iktidar arasındaki mücadelenin ibret verici bir örneğidir.

Kaynakça

  1. Muharrem Kesik, “Sâdeddin Köpek”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 35, İstanbul 2008, s. 392-393.
  2. Kamil Uğurlu, “Kubâdâbâd Sarayı”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  3. “Sadeddin Köpek”, Türkçe Vikipedi.
  4. İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-Umûri’l-Alâiyye – Selçuknâme, tercüme eden Mürsel Öztürk, Ankara 1996, Cilt I, s. 361, 363, 438; Cilt II, s. 19-36.
  5. Salim Koca, “Sultan I. Alâeddin Keykubad’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti İdaresinde Ortaya Çıkan Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sâdeddin Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teşebbüsü”, Gazi Türkiyat, Sayı 7, 2010, s. 65-97.
  6. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993, s. 354, 397, 404-413.
  7. Müneccimbaşı Ahmed Dede, Câmiu’d-Düvel – Selçuklular Tarihi, hazırlayan ve tercüme eden Ali Öngül, İzmir 2001, Cilt II, s. 69-84.
  8. Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, tercüme eden Erol Üyepazarcı, İstanbul 2000, s. 88-91.
  9. Remzi Duran, Selçuklu Devri Konya Yapı Kitâbeleri, Ankara 2001, s. 51-53.
  10. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Beyşehir Kubâdâbâd Sarayı”.

Hazırlayan: Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı ve Yazar
devletialiyyei.com Kurucusu