Uzun Hasan, XV. yüzyıl Türk ve İslâm tarihinin yalnızca büyük bir savaşçısı değil; aşiretler birliği hâlindeki Akkoyunlu siyasî yapısını Doğu Anadolu, Azerbaycan, Irak ve İran’a hükmeden geniş bir devlete dönüştüren hükümdardır. Onun devri, Anadolu ile İran arasında yüzyıllardır devam eden siyasî ve iktisadî rekabetin en kritik safhalarından birini oluşturur. Bir tarafta Karakoyunlular ve Timurlular, diğer tarafta Memlükler, Gürcü krallıkları, Trabzon Rum Devleti ve giderek büyüyen Osmanlı Devleti bulunuyordu. Uzun Hasan, bu güçler arasında bazen savaş, bazen evlilik ve elçilik diplomasisi yoluyla hareket ederek Akkoyunlu Devleti’ni çağının en büyük siyasî merkezlerinden biri hâline getirdi.

Türk tarih yazımında çoğu zaman yalnızca Fâtih Sultan Mehmed’in Otlukbeli’nde mağlûp ettiği hükümdar olarak anılması, onun uzun ve çok cepheli hükümdarlığını gölgede bırakır. Oysa Uzun Hasan’ın tarihî şahsiyeti; Karakoyunlu hâkimiyetini ortadan kaldırması, Timurlu hükümdarı Ebû Said’i mağlûp etmesi, Tebriz’i başşehir yapması, “Hasan Padişah Kanunları” adıyla anılan düzenlemeleri, uluslararası diplomasi ağı, ilim ve sanat çevrelerine verdiği destek ile birlikte değerlendirilmelidir.

Bayındır Boyundan Akkoyunlu Hanedanına

Akkoyunlular, Oğuzların yirmi dört boyundan biri olan Bayındır boyuna mensuptu. Bu sebeple Türk kaynaklarında “Bayındır Han Oğlanları”, İran kaynaklarında ise “Bayındıriyye” adıyla da anıldılar. Hanedanın siyasî geleneğinde Oğuz Han ve Bayındır Han’a uzanan soy anlatısı, yalnızca bir şecere iddiası değil, hükümdarlığın meşruiyetini sağlayan temel unsurlardan biriydi. Bayındır damgasının sikkelerde, kitâbelerde, resmî belgelerde ve bayraklarda kullanılması da bu aidiyetin devlet sembolüne dönüştürüldüğünü gösterir.

Akkoyunluların tarih sahnesindeki ilk güçlü merkezi, Âmid yani Diyarbakır çevresiydi. Uzun Hasan’ın dedesi Karayülük Osman Bey, Timur’un yanında yer almış, 1402 Ankara Savaşı’na katılmış ve hizmetlerinin karşılığında Âmid merkezli bir hâkimiyet sahası elde etmişti. Karayülük Osman Bey, Akkoyunlu siyasî teşkilâtının asıl kurucusu kabul edilir. Ancak 1435’te ölümünden sonra oğulları ve torunları arasında başlayan iktidar mücadeleleri, hanedanın parçalanmasına yol açtı. Uzun Hasan böyle bir siyasî çözülme ortamında yetişti.

Doğumu, Ailesi ve Çocukluk Yılları

Akkoyunlu kaynaklarına göre Uzun Hasan, 828 yılı Rebîülevvel veya Rebîülâhir ayında, yani Şubat–Mart 1425’te doğdu. Babası Karayülük Osman Bey’in oğullarından Ali Bey, annesi ise Karayülük Osman Bey’in ağabeyi Pîr Ali Bey’in kızı Saray Hatun’du. Böylece hem baba hem anne tarafından Akkoyunlu hanedanının güçlü kollarına bağlıydı.

İyi bir eğitim aldığı, çocuk yaşta askerî ve idarî işlerin içine girdiği anlaşılmaktadır. Henüz on bir yaşındayken sefere çıkan babasının yerine Âmid’in korunmasıyla görevlendirilmesi, hanedan çevresinde erken yaşta güven kazandığını gösterir. Daha sonra Harput’ta bulundu; babası Memlüklerle anlaşınca Harput’un teslim edilmesine karşı çıktı. Bu tavır, onun gençliğinden itibaren bağımsız karar verebilen ve siyasî risk alabilen bir şahsiyet olduğunu ortaya koymaktadır.

Ebû Bekr-i Tihrânî’nin Kitâb-ı Diyârbekriyye adlı çağdaş eserinde genç Hasan Bey’in bir dönem büyük maddî sıkıntı çektiği anlatılır. Amcası Yâkub Bey’in yanında bulunduğu sırada, mavi bezden tek bir elbisesi, kepeneği ve bir atı olduğu; atının yemini bulmakta zorlandığı için çoğu zaman yaya yürüdüğü belirtilir. Sonradan geniş bir imparatorluğun hükümdarı olacak Uzun Hasan’ın gençlik yıllarındaki bu mahrumiyet, onun yükselişini daha dikkat çekici hâle getirir.

İlk Askerî Faaliyetleri

Uzun Hasan, amcası Yâkub Bey’in hizmetindeyken askerî kabiliyetini göstermeye başladı. Erzincan’ın kuzeyindeki Şiran çevresine akın yapan Câfer Bey’i mağlûp etti. Ardından ağabeyi Cihangir Mirza ile birlikte Halep’e ve Kahire’ye gitti. İki kardeş, amcaları Hamza Bey’e karşı Memlük Sultanı Çakmak’tan yardım istedi. Sultan Çakmak kendilerine hil‘at giydirdi, para yardımında bulundu ve Urfa çevresini Cihangir’e iktâ etti.

Hasan Bey, Mardin ve Ergani çevresindeki mücadelelere katıldı. On beş yaşındayken amcası Kör Muhammed’in kızı Selçuk Şah Begüm ile evlendi. Ca‘ber Kalesi çevresindeki Arap aşiretlerine karşı yapılan harekâtta başarı kazandı ve bir süre Ca‘ber’in idaresini üstlendi. Amcası Hamza Bey’in ölümünden sonra Akkoyunlu liderliği Cihangir Mirza’ya geçti; Hasan Bey’e de Ergani verildi. Ancak Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın baskısı karşısında Cihangir’in tâbiiyeti kabul eden bir barış yapması, iki kardeşin arasını açtı.

Âmid’in Ele Geçirilmesi ve Hükümdarlığa Yükselişi

Cihangir Mirza’nın Karakoyunlu üstünlüğünü tanımasını kabul etmeyen Uzun Hasan, 1452’de kendi adına harekete geçti. Cihan Şah’ın doğudaki meselelerle meşgul olmasından yararlanarak Erzincan’a girdi, Van Gölü çevresindeki Karakoyunlu topraklarına akınlar yaptı ve bölgedeki rakip hanedan mensuplarının gücünü kırdı.

Aynı yıl Cihangir’in Âmid’den ayrılmasını fırsat bildi. Eski bir elbise giyerek kırk kadar nökeriyle şehre yaklaştığı, kapıcıları yanıltıp içeri girdiği ve kan dökülmeden şehri ele geçirdiği rivayet edilir. Eylül 1452’de gerçekleşen bu hadise, Uzun Hasan’ın fiilen Akkoyunlu tahtına çıkışı oldu. Bundan sonra “ulu bey” sıfatıyla hanedanın merkezî liderliğini üstlendi.

İlk yılları, ağabeyi Cihangir ve kardeşi Üveys’e hâkimiyetini kabul ettirme mücadelesiyle geçti. Urfa’yı aldı; fakat Mardin’i hemen ele geçiremedi. Annesi Saray Hatun birkaç defa oğulları arasında arabuluculuk yaptı. 1457’de Cihangir’e yardım için gönderilen Karakoyunlu kumandanı Rüstem Bey’in ordusunu Âmid yakınlarında ağır yenilgiye uğratması, Uzun Hasan’ın iktidarını kesinleştirdi. Akkoyunlu beylerinin ve savaşçılarının büyük bölümü onun çevresinde toplandı; Cihangir de kardeşinin üstünlüğünü tanımak zorunda kaldı.

Saray Hatun ve Akkoyunlu Diplomasisi

Uzun Hasan’ın annesi Saray Hatun, Akkoyunlu tarihinin en etkili kadın devlet şahsiyetlerinden biriydi. Yalnızca aile içi anlaşmazlıklarda arabulucu olmadı; Memlükler ve Osmanlılarla yürütülen temaslarda elçilik görevleri üstlendi. Uzun Hasan’ın siyasî hayatında annesinin tecrübesinden yararlanması, Akkoyunlu sarayında hanedan kadınlarının etkisini gösteren önemli bir örnektir.

1461’de Fâtih Sultan Mehmed Trabzon seferine çıktığında Saray Hatun, oğlunun elçisi olarak Osmanlı padişahıyla görüştü. Görüşmeler sonucunda o sırada doğrudan bir Osmanlı–Akkoyunlu savaşı önlendi. Fakat Fâtih, Trabzon üzerine yürümekten vazgeçmedi ve Komnenos hanedanının hâkimiyetine son verdi. Bu olay, iki hükümdar arasındaki rekabetin ilerleyen yıllarda açık savaşa dönüşmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Trabzon, Gürcistan ve Despina Hatun

Akkoyunlu hanedanı ile Trabzon Rum İmparatorluğu arasında eskiye dayanan evlilik bağları bulunuyordu. Uzun Hasan da IV. İoannes Komnenos’un kızı Theodora Maria Komnene ile evlendi. Kaynaklarda “Despina Hatun” adıyla tanınan Theodora’nın evliliği yaklaşık 1458–1459 yıllarında gerçekleşti. Bu evlilik, yalnızca aile bağı değil; Trabzon’un Osmanlı baskısı karşısında Akkoyunlu desteğini kazanmayı amaçlayan bir siyasî ittifaktı.

Despina Hatun’un kendi Hristiyan inancını koruduğu ve maiyetiyle birlikte yaşadığı aktarılır. Bununla birlikte evliliğin ayrıntıları ve çeyiz şartları farklı kaynaklarda farklı şekillerde anlatılır. Bu sebeple Kapadokya’nın tamamının çeyiz olarak verildiği şeklindeki popüler anlatı ihtiyatla karşılanmalıdır. Konu hakkındaki yeni değerlendirmeler, Ayşe Atıcı Arayancan’ın akademik çalışmasında kaynaklarıyla tartışılmıştır.

Uzun Hasan, kuzey sınırında Gürcü prensliklerine karşı 1458, 1461–1462, 1472 ve 1476 yıllarında seferler düzenledi. Bu seferler hem sınır güvenliğini sağlamayı hem ganimet ve vergi elde etmeyi hem de hükümdarın gazi kimliğini güçlendirmeyi amaçlıyordu. 1476’daki son seferde Gürcü Kralı Bagrat vergiye bağlandı; Tiflis merkezli bazı bölgelerin idaresi Akkoyunlu emîrlerine verildi.

Doğu Anadolu’da Hâkimiyetin Genişlemesi

 

Uzun Hasan, 1462’de Hısnıkeyfâ’yı yani Hasankeyf’i ele geçirerek buradaki Eyyûbî hâkimiyetine son verdi. Aynı dönemde Bayburt’u ülkesine kattı. Karamanoğlu İshak Bey’e Karaman tahtını elde etmesi için yardım etti; 1464–1465 yıllarında Dulkadır topraklarına yöneldi ve Harput’u aldı.

Bu fetihlerle Akkoyunlu ülkesi İspir’den Urfa’ya, Şebinkarahisar’dan Siirt’e kadar uzanan geniş bir alana yayıldı. Uzun Hasan artık yalnızca Diyarbakır çevresinde hüküm süren bir Türkmen beyi değil; Anadolu, Suriye, İran ve Kafkasya siyasetinde belirleyici bir hükümdardı. Ancak doğuda Karakoyunlu Cihan Şah hâlâ bölgenin en büyük gücüydü ve Uzun Hasan’ı kendisine bağlı olması gereken bir bey olarak görüyordu.

Cihan Şah’ın Mağlûbiyeti ve Karakoyunlu Devleti’nin Sonu

Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah, 1467’de büyük bir orduyla Uzun Hasan üzerine yürüdü. Seferin uzaması ve kış şartlarının yaklaşması Karakoyunlu ordusunda çözülmeye yol açtı. Cihan Şah askerlerinin önemli bir bölümünü dağıtarak kışlağa çekilmeye hazırlanırken Uzun Hasan, seçkin kuvvetleriyle ani bir baskın düzenledi.

10 Kasım 1467’de gerçekleşen saldırıda Karakoyunlu ordusu dağıldı; Cihan Şah kaçarken öldürüldü. Oğulları ve önde gelen beyleri esir düştü. Bu zafer yalnızca bir meydan muharebesinin kazanılması değildi. Karakoyunlu siyasî düzeni çökerken Akkoyunlular Azerbaycan, Irak ve İran’a açılma imkânı buldu. Uzun Hasan zaferini çevre hükümdarlara mektuplarla bildirdi ve Karakoyunlu valilerini kendisine itaate çağırdı.

Karakoyunlu hükümdarı Hasan Ali’nin toparlanma girişimi de 1468’de sonuçsuz kaldı. Uzun Hasan’ın kuvvetleri onu Merend civarında mağlûp etti. Bağdat ve diğer Karakoyunlu merkezlerinin Akkoyunlu idaresine girmesiyle iki Türkmen konfederasyonu arasındaki uzun mücadele Uzun Hasan lehine sonuçlandı.

Timurlu Ebû Said’e Karşı Büyük Zafer

Cihan Şah’ın ölümünü fırsat bilen Timurlu hükümdarı Ebû Said Mirza, daha önce Timurlulara bağlı olan İran topraklarını geri almak amacıyla batıya yürüdü. Uzun Hasan, başlangıçta uzlaşma teklif ederek Azerbaycan ve Arrân’ın kendisinde kalması şartıyla İran’ın diğer bölgelerini Ebû Said’e bırakabileceğini bildirdi. Teklif kabul edilmedi.

Ebû Said’in ordusu kış şartları, ikmal sıkıntısı ve Akkoyunlu kuşatması altında zor durumda kaldı. 29 Ocak 1469’da yapılan harekâtta Timurlu ordusu bozguna uğradı ve Ebû Said esir edildi. Kısa süre sonra öldürülmesiyle Uzun Hasan’ın batı İran’daki en önemli rakibi ortadan kalktı. Böylece Akkoyunlu hâkimiyeti Horasan sınırlarından Irak’a, Kafkasya’dan Doğu Anadolu’ya kadar genişledi.

Uzun Hasan, Timurlu Yâdigâr Muhammed’i Horasan hükümdarı yaparak bölgede nüfuz kurmaya çalıştıysa da Hüseyin Baykara karşısında kalıcı başarı sağlayamadı. Daha sonra Hüseyin Baykara’nın hükümdarlığını tanıdı ve Horasan’ı doğrudan ele geçirme siyasetinden vazgeçti. Bu karar, devletin batı sınırlarına ve Osmanlı rekabetine daha fazla yönelmesinin de işaretiydi.

Tebriz’in Başşehir Oluşu ve İmparatorluk Düzeni

Uzun Hasan, İran ve Azerbaycan’daki fetihlerinin ardından devlet merkezini Âmid’den Tebriz’e taşıdı. Tebriz; İlhanlılar, Celâyirliler ve Karakoyunlular döneminden beri siyasî, iktisadî ve kültürel bakımdan güçlü bir merkezdi. Bu tercih, Akkoyunlu Devleti’nin yalnızca coğrafî merkezini değil, hükümdarlık anlayışını da değiştirdi.

Göçebe Türkmen askerî geleneği varlığını korurken İranlı bürokratlar maliye, yazışma ve divan teşkilâtında daha geniş görevler almaya başladı. Vezir, müstevfî-i memâlik, mühürdar ve saray görevlileri üzerinden daha yerleşik bir idarî yapı kuruldu. Bununla birlikte devletin askerî gücü, Musullu, Pürnek, Bayındır, Afşar ve diğer Türkmen boylarının bağlılığına dayanıyordu. Uzun Hasan’ın başarısı, bir süre için bu boyları hükümdar otoritesi altında birleştirebilmesinden kaynaklandı; devletin uzun vadeli zayıflığı da aynı boyların hanedan mücadelelerinde farklı şehzadeleri desteklemesinden doğdu.

Devlet, Uzun Hasan devrinde en geniş sınırlarına ulaştı. Batıda Suşehri çevresinden doğuda Kirman’a, kuzeyde Kafkasya’dan güneyde Irak’a kadar uzanan bu hâkimiyet sahası, Akkoyunluları XV. yüzyıl İslâm dünyasının başlıca güçlerinden biri yaptı. Uzun Hasan bu noktadan sonra kendisini bağımsız bir sultan ve İslâm dünyasının büyük hükümdarlarından biri olarak göstermeye başladı.

Osmanlı–Akkoyunlu Rekabetinin Sebepleri

Uzun Hasan ile Fâtih Sultan Mehmed arasındaki mücadeleyi yalnızca iki hükümdarın şahsî rekabeti şeklinde açıklamak doğru değildir. Mücadelenin arkasında Anadolu’ya hâkim olma düşüncesi, Trabzon ve Karaman meseleleri, Doğu–Batı ticaret yolları, Tokat gümrüğü ve iki büyük devletin nüfuz alanlarının çakışması bulunuyordu.

Fâtih’in 1461’de Trabzon Rum Devleti’ni ortadan kaldırması, Akkoyunluların Karadeniz’e açılan siyasî ve iktisadî bağlantısını zayıflattı. Osmanlıların Karamanoğulları üzerindeki baskısı ise Uzun Hasan’ın Orta Anadolu siyasetine müdahale alanını daralttı. Uzun Hasan, Osmanlılara karşı Karamanoğlu Pîr Ahmed ve Kasım Bey ile Candaroğlu Kızıl Ahmed Bey’i himaye etti. Buna karşılık Fâtih Sultan Mehmed, doğu sınırında güçlü ve genişlemeci bir Akkoyunlu devletini doğrudan tehdit olarak görüyordu.

Venedik İttifakı ve Avrupa Diplomasisi

Venedik Cumhuriyeti, Osmanlılarla savaş hâlindeyken doğudan güçlü bir müttefik arıyordu. Karakoyunlu ve Timurlu rakiplerini mağlûp eden Uzun Hasan, Venedik açısından Osmanlılara karşı en uygun kara gücüydü. Bu nedenle iki taraf arasında karşılıklı elçiler gidip geldi. Caterino Zeno, Giosafat Barbaro ve Ambrogio Contarini gibi Venedik elçileri Akkoyunlu sarayıyla temas kurdu; Uzun Hasan da Hacı Muhammed ve Murad gibi elçilerini Avrupa’ya gönderdi.

Akkoyunlu diplomasisi yalnızca Venedik’le sınırlı değildi. Papalık, Napoli, Rodos şövalyeleri, Kıbrıs, Macaristan ve başka Avrupa güçleriyle Osmanlılara karşı ortak hareket ihtimali araştırıldı. Ancak bu girişimler, tarafların farklı öncelikleri ve coğrafî bağlantı sorunları nedeniyle tam bir askerî ittifaka dönüşemedi.

Uzun Hasan, ordusunun ateşli silâh eksikliğini fark etmişti. Venedik’ten top, tüfek, mühimmat ve bu silâhları kullanacak ustalar istedi. Venedik gemileri 1473’te İçel kıyılarına silâh getirdiyse de Osmanlıların aldığı tedbirler ve kıyı hattındaki güç dengeleri yüzünden malzeme Akkoyunlu ordusuna ulaştırılamadı. Bu başarısızlık, Otlukbeli’nde ortaya çıkacak teknoloji farkının kapanmasını engelledi. İttifakın geniş çerçevesi “Otlukbeli Savaşı” maddesinde açıklanmaktadır.

Tokat Baskını ve Savaşın Başlaması

1471–1472’de Osmanlı baskısıyla topraklarını kaybeden Karamanoğlu beyleri Uzun Hasan’a sığındı. Akkoyunlu hükümdarı bunu Anadolu’ya müdahale için fırsat saydı. Emîr Ömer Bey ve Yûsufça Mirza kumandasında gönderilen kuvvetler Osmanlı ülkesine girdi. Tokat 1472’de ağır biçimde yağmalandı ve tahrip edildi. Bu hareketin, Osmanlıların İran ipek ticareti üzerinde Tokat’ta kurduğu gümrük düzenine verilmiş iktisadî ve siyasî bir cevap olduğu da değerlendirilir.

Akkoyunlu kuvvetleri Karaman’a ilerledi; ancak Şehzade Mustafa ile Anadolu Beylerbeyi Dâvud Paşa’nın kuvvetleri tarafından Eflâtunpınarı civarında mağlûp edildi. Yûsufça Mirza ve bazı Akkoyunlu beyleri esir düştü. Artık iki devlet arasındaki dolaylı mücadele açık savaşa dönüşmüştü.

Otlukbeli Savaşı: 11 Ağustos 1473

Fâtih Sultan Mehmed, 1473 baharında büyük bir orduyla doğuya hareket etti. Orduda merkez kuvvetleri, yeniçeriler, kapıkulu süvarileri, Anadolu ve Rumeli birlikleri ile güçlü bir topçu teşkilâtı bulunuyordu. Uzun Hasan’ın ordusu ise esas itibarıyla süratli, manevra kabiliyeti yüksek Türkmen süvarilerine dayanıyordu.

Kaynaklarda her iki ordunun sayısı hakkında birbirinden çok farklı rakamlar verilir. Bu nedenle 70.000, 100.000 veya daha yüksek sayıları kesin kabul etmek doğru değildir. Kesin olan husus, iki hükümdarın da çağlarının imkânları ölçüsünde büyük kuvvetler topladığı ve savaşın Anadolu’nun geleceğini belirleyecek önemde görüldüğüdür.

İlk temaslarda Akkoyunluların hareketli süvari taktikleri etkili oldu. Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Muhammed, sahte geri çekilme taktiğiyle Has Murad Paşa’nın kuvvetlerini tuzağa düşürdü; Has Murad Paşa öldü ve Osmanlı öncüleri kayıp verdi. Buna rağmen Fâtih ana ordunun düzenini bozmadı.

Asıl savaş 11 Ağustos 1473’te Tercan yakınlarındaki Otlukbeli veya Başkent sahrasında yapıldı. Osmanlı ordusunun merkezde tahkim edilmiş savaş düzeni, top ve tüfek ateşi, Akkoyunlu süvarilerinin hücumlarını kırdı. Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid’in kolları karşı taarruza geçti. Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Mirza savaş meydanında öldü; Akkoyunlu ordusu ağır yenilgiye uğradı. Uzun Hasan az sayıdaki maiyetiyle savaş alanından çekilmeyi başardı.

Otlukbeli zaferi Osmanlı Devleti’ne Doğu Anadolu ve Orta Anadolu üzerindeki hâkimiyet mücadelesinde büyük üstünlük sağladı. Ancak Akkoyunlu Devleti hemen yıkılmadı ve İran’daki geniş topraklarını korudu. Savaşın asıl sonucu, Uzun Hasan’ın Fırat’ın batısına doğru genişleme siyasetinin sona ermesi ve Osmanlıların Anadolu’daki en güçlü doğu rakibini geri püskürtmesi oldu. Ateşli silâhların rolü belirleyiciydi; fakat sonucu yalnız teknolojiyle açıklamak da eksik kalır. Osmanlı ordusunun merkezi kumandası, düzeni, ikmal kabiliyeti ve Fâtih’in ihtiyatlı sevk ve idaresi de zaferde etkiliydi.

Otlukbeli Sonrası ve Hanedan İsyanları

Otlukbeli yenilgisi Uzun Hasan’ın askerî itibarını sarstı. Kaynaklar onun bu yenilgiden psikolojik olarak etkilendiğini ve devlet işlerinden kısmen uzaklaştığını belirtir. Bununla birlikte ülke bütünlüğünü korumayı başardı ve Osmanlılarla yeni bir büyük savaşa girişmedi.

Son yılların en ciddi meselesi oğulları arasındaki taht rekabetiydi. Selçuk Şah Begüm, oğlu Halil’in veliaht olmasını destekliyordu. Askerî kabiliyetiyle öne çıkan Uğurlu Muhammed ise bazı hanedan üyeleri ve Türkmen beyleri tarafından destekleniyordu. Uğurlu Muhammed 1474’te isyan ederek Şiraz’ı ele geçirdi; fakat başarılı olamadı ve daha sonra Fâtih Sultan Mehmed’e sığındı. Fâtih onu kızı Gevherhan Sultan ile evlendirdi ve Sivas’a gönderdi. Uğurlu Muhammed, 1477’de yeniden babasının ülkesine yöneldiği sırada Erzincan yakınlarında öldürüldü.

Bu aile çatışmaları, Uzun Hasan’ın güçlü şahsî otoritesinin ardından ortaya çıkacak veraset krizinin habercisiydi. Nitekim ölümünden sonra oğulları Halil ve Yâkub arasında mücadele başladı; Akkoyunlu devleti bir süre daha kudretini korusa da boylar ve şehzadeler arasındaki rekabet merkezi yapıyı giderek zayıflattı.

Hasan Padişah Kanunları

Uzun Hasan’ın en kalıcı miraslarından biri, “Hasan Padişah Kanunları” veya “Uzun Hasan Kanunnâmesi” adıyla bilinen düzenlemelerdir. Bu metinler modern anlamda tek parça ve eksiksiz bir anayasa değildir. Günümüze ulaşan hükümler daha çok vergi oranlarını, köylülerden, göçebelerden, şehir halkından, zanaatkârlardan ve tüccarlardan alınacak resimleri; idarî ve iktisadî uygulamaları düzenleyen örfî hukuk kurallarıdır.

Temel amaçlardan biri keyfî vergi toplamayı sınırlandırmak, üretici halkın taşıyabileceği yükü belirlemek ve devlet gelirlerini düzene koymaktı. Akkoyunlu coğrafyasının farklı iktisadî geleneklerini ortak bir sistem içinde toplama ihtiyacı, bu düzenlemelerin hazırlanmasında etkili oldu.

Hasan Padişah Kanunları, Akkoyunlu hâkimiyeti sona erdikten sonra da yaşamaya devam etti. Osmanlılar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirdiklerinde bazı eski vergi usullerini bir süre korudu; bunların bir bölümü sancak kanunnâmelerine “Hasan Padişah kanunu” veya benzeri ifadelerle yansıdı. İran’da da düzenlemelerin etkisi Safevî döneminde sürdü. Ahmet Özcan’ın Ankara Üniversitesi OTAM’da yayımlanan “Uzun Hasan Kanunları ve Osmanlı Dönemine Yansımaları” başlıklı makalesi, bu devamlılığı arşiv ve kanunnâme kayıtları üzerinden incelemektedir.

Ordu ve Askerî Yapı

Akkoyunlu ordusunun ana gücü, Türkmen boylarının çıkardığı atlı birliklerdi. Hızlı hareket, pusu, sahte ricat, kuşatma ve geniş mesafelerde akın yapma kabiliyeti, Uzun Hasan’ın Karakoyunlu Cihan Şah ve Timurlu Ebû Said karşısındaki zaferlerinde etkili oldu. Karakoyunlu boylarının bir bölümünün de Uzun Hasan’ın hizmetine girmesiyle insan ve savaş gücü arttı.

Buna karşılık aşiret kuvvetlerinin sadakati, hanedan içi dengeye ve hükümdarın başarılarına bağlıydı. Ordu merkezî ve sürekli maaşlı piyade kuvvetleri bakımından Osmanlı ordusuyla aynı seviyede değildi. Ateşli silâh eksikliği özellikle Otlukbeli’nde hissedildi. Uzun Hasan bu zaafı doğru biçimde görmüş, Venedik’ten silâh ve uzman istemiş; ancak bunların zamanında ulaşmasını sağlayamamıştı.

İlim, Kültür ve Tarih Yazıcılığı

Uzun Hasan’ın hayatı savaşlarla geçmesine rağmen ilme ve âlimlere değer verdiği çağdaş kaynaklarda belirtilir. Hacca gitmek üzere Tebriz’den geçen büyük astronom ve matematikçi Ali Kuşçu’ya iltifat göstermesi, ilim çevrelerinde takdirle karşılandı. Her cuma gecesi âlimleri huzurunda topladığı, dinî ve ilmî meseleleri tartıştırdığı aktarılır.

1470’te elçilik göreviyle Tebriz’e gelen Memlük tarihçisi İbn Ecâ, Uzun Hasan’ı farklı şehirlerden gelen âlimler ve tüccarlarla konuşurken gördüğünü yazar. Bir toplantıda Sahîh-i Buhârî’den hadis okunmuş ve metin hükümdar için Türkçeye çevrilmiştir. Uzun Hasan’ın Kur’ân-ı Kerîm’i Türkçeye tercüme ettirip huzurunda okuttuğuna ve Âşık Paşa’nın Garibnâme’sini dinlediğine dair kayıtlar da bulunmaktadır.

Ebû Bekr-i Tihrânî’nin Kitâb-ı Diyârbekriyye adlı eseri, Uzun Hasan’ın himayesinde kaleme alındı. Akkoyunlu ve Karakoyunlu tarihinin en önemli birincil kaynaklarından biri olan eserin Akkoyunlulara ait bölümündeki birçok bilgi bizzat hükümdarın ve saray çevresinin aktardığı malzemeye dayanır. Bu yönüyle Uzun Hasan, yalnız siyasî tarihi yapan değil, kendi hanedan tarihinin yazılmasını sağlayan bir hükümdardır.

İmar Faaliyetleri, Bayındır Damgası ve Sikkeler

Kaynaklar Uzun Hasan’ın cami, medrese, kervansaray, zâviye ve hayır kurumları yaptırdığını bildirir. Tebriz’de inşa ettirdiği Nasriyye külliyesi, hükümdarlığının başlıca mimari merkezlerinden biriydi; ancak Akkoyunlu eserlerinin büyük bölümü sonraki savaşlar, siyasî dönüşümler ve ihmaller yüzünden günümüze ulaşmadı. 1514’te Tebriz’e giren Osmanlıların, Uzun Hasan’ın camisinin harap durumda olduğunu kaydetmeleri bu kaybın erken tarihte başladığını gösterir.

Uzun Hasan, Bayındır boyunun damgasını devlet alâmeti olarak kullandı. Damga sikkelerde, kitâbelerde ve resmî evrakta görüldü. “Hasanbegî” adıyla anılan para bastırması, ekonomik ve siyasî egemenliğin sembollerinden biriydi. Bu uygulamalar, Akkoyunlu devlet kimliğinde Oğuz–Türkmen soy bilincinin güçlü biçimde korunduğunu göstermektedir.

İnancı ve Dinî Siyaseti

Uzun Hasan Sünnî bir Müslüman hükümdar olarak tanınır; fakat XV. yüzyıl Anadolu ve İran dünyasının dinî yapısını bugünkü kesin mezhep sınırlarıyla açıklamak yanıltıcı olabilir. Resmî ulemâyı, medreseleri ve vakıfları himaye ederken çeşitli tasavvuf çevreleriyle de ilişki kurdu. Bazı aşırı dinî hareketlere karşı tedbir aldı; buna karşılık Erdebil’deki Safeviyye tarikatıyla hanedan evliliği yoluyla bağ kurdu.

Kızı Âlemşah Halime Begüm’ü Safeviyye şeyhi Haydar ile evlendirdi. Bu evlilikten doğan Şah İsmâil, 1501’de Safevî Devleti’ni kurdu. Dolayısıyla Uzun Hasan, anne tarafından Şah İsmâil’in dedesidir. Bu akrabalık, Akkoyunlu siyasî mirasının Safevî hanedanına geçişinde önemli bir meşruiyet bağı oluşturdu. Bilgi TDV “Şah İsmâil” maddesinde açık biçimde kaydedilmektedir.

Eşleri ve Çocukları

Uzun Hasan’ın birden fazla evliliği vardı. Eşleri arasında en etkili isimlerden biri Selçuk Şah Begüm’dü. Kaynaklar onun devlet ve veraset meselelerinde nüfuz sahibi olduğunu, oğlu Halil’in veliahtlığını desteklediğini belirtir. Trabzon Komnenos hanedanından Theodora Maria Komnene, yani Despina Hatun ise Akkoyunlu dış siyasetindeki evlilik diplomasisinin en tanınmış örneğidir.

Oğulları arasında Halil, Yâkub, Uğurlu Muhammed, Maksud, Zeynel, Yusuf ve Mesih’in adları öne çıkar. Kaynaklarda çocukların anneleri ve sayıları konusunda farklı kayıtlar bulunduğundan kesin bir liste verirken ihtiyatlı olmak gerekir. Zeynel Mirza 1473’te Otlukbeli’nde öldü. Uğurlu Muhammed babasına isyan ettikten sonra Osmanlılara sığındı ve 1477’de öldürüldü. Halil, babasının ardından hükümdar oldu; fakat aynı yıl kardeşi Yâkub tarafından mağlûp edilerek öldürüldü. Yâkub Bey devri, Akkoyunluların ikinci parlak dönemi kabul edilir.

Şahsiyeti ve Fizikî Görünüşü

“Uzun” lakabı, onun gerçekten uzun boylu oluşuyla ilişkilendirilir. Venedik elçisi Caterino Zeno ve diğer İtalyan gözlemciler onu uzun boylu, güçlü yapılı, yakışıklı ve konuşması hoş bir hükümdar olarak tasvir eder. Kaynaklarda cesareti, cömertliği, adalet anlayışı, âlimlere ilgisi ve sade davranışları övülür.

Bununla birlikte tarihî şahsiyetini yalnız övgüyle ele almak doğru değildir. Tokat’ın tahribi, Gürcistan seferlerinde alınan esirler, hanedan rakiplerine uygulanan sert cezalar ve veraset siyasetindeki ağır sonuçlar dönemin güç mücadelelerinin karanlık taraflarıdır. Uzun Hasan, merhamet ve adalet ideali taşıyan; fakat XV. yüzyıl hükümdarlığının sert askerî ve siyasî yöntemlerini de kullanan bir devlet adamıydı.

Ölümü ve Mezarı

Uzun Hasan, 1476’daki son Gürcistan seferinden hasta döndü. Sağlığının ağırlaşması üzerine veliaht Halil Şiraz’dan Tebriz’e çağrıldı. Hanedan içindeki taht mücadelesi, hükümdar henüz hayattayken sertleşti ve Uğurlu Muhammed’in öldürülmesiyle sonuçlandı.

Uzun Hasan, hicrî 882 yılı Ramazan Bayramı gecesinde, milâdî takvimle 5–6 Ocak 1478 gecesi Tebriz’de vefat etti. Kaynakların gün başlangıcını farklı hesaplaması sebebiyle ölüm tarihi bazı eserlerde 5 Ocak, Türkçe kaynakların çoğunda 6 Ocak olarak verilir. Cenazesi Tebriz’de kendisinin yaptırdığı Nasriyye bahçesine defnedildi. Yaklaşık yirmi altı yıllık hükümdarlığının ardından yerine oğlu Halil geçti.

Tarihî Mirası ve Değerlendirme

Uzun Hasan’ın en büyük başarısı, dağınık ve hanedan kavgalarıyla zayıflamış Akkoyunlu birliğini toparlayıp bölgesel bir Türkmen beyliğinden büyük bir devlete dönüştürmesidir. Karakoyunlu Cihan Şah ve Timurlu Ebû Said gibi iki büyük rakibi art arda mağlûp ederek İran, Azerbaycan ve Irak’ın siyasî haritasını değiştirdi. Tebriz’i merkez yapmasıyla Akkoyunlu devlet geleneğini İran coğrafyasının yerleşik bürokrasi ve saray kültürüyle buluşturdu.

Otlukbeli yenilgisi, onun batıya doğru genişleme hedefini sona erdirdi; fakat bütün hükümdarlığını bu mağlûbiyete indirgemek tarihî gerçeği eksik bırakır. Uzun Hasan, Fâtih Sultan Mehmed’in çağdaşı ve rakibi olmanın ötesinde; Venedik’ten Memlük sarayına, Gürcistan’dan Horasan’a uzanan çok yönlü bir diplomasi yürüten, kanun düzenlemeleri yaptıran, tarih yazıcılığını ve ilim çevrelerini himaye eden bir Türk hükümdarıdır.

Devleti ölümünden sonra veraset kavgalarıyla sarsılsa da bıraktığı miras farklı kanallardan yaşamaya devam etti. Hasan Padişah Kanunları Osmanlı idarî geleneğinde iz bıraktı; Bayındır damgası Akkoyunlu hâkimiyetinin sembolü oldu; torunu Şah İsmâil ise Akkoyunlu ülkesinin büyük bölümünde yeni bir devlet kurdu. Bu sebeple Uzun Hasan, Anadolu, Azerbaycan, İran ve Irak tarihlerini birbirine bağlayan, XV. yüzyıl Türk dünyasının en etkili hükümdarlarından biri olarak değerlendirilmelidir.


Kronoloji

  • 1425: Âmid’de doğdu.
  • 1436 civarı: Çocuk yaşta Âmid’in korunmasıyla görevlendirildi.
  • 1439–1440: Mardin, Ergani ve Ca‘ber çevresindeki mücadelelere katıldı.
  • 1452: Âmid’i ele geçirerek Akkoyunlu hükümdarı oldu.
  • 1457: Karakoyunlu destekli Rüstem Bey ordusunu mağlûp etti; hanedan üzerindeki hâkimiyetini kesinleştirdi.
  • 1458: İlk büyük Gürcistan seferlerinden birini yaptı; Trabzon Komnenos hanedanıyla evlilik ittifakı kurdu.
  • 1461: Fâtih Sultan Mehmed’in Trabzon seferi sırasında Osmanlılarla diplomatik temas yürüttü; Trabzon Osmanlılar tarafından fethedildi.
  • 1462: Hasankeyf ve Bayburt’u hâkimiyeti altına aldı.
  • 1464–1465: Karaman siyasetine müdahale etti; Harput’u ele geçirdi.
  • 10 Kasım 1467: Karakoyunlu Cihan Şah’ı mağlûp etti.
  • 1468: Hasan Ali’yi yenerek Karakoyunlu direnişini sona erdirdi.
  • 29 Ocak 1469: Timurlu Ebû Said’i mağlûp etti; Tebriz merkezli büyük bir hâkimiyet kurdu.
  • 1470: Bağdat üzerindeki Akkoyunlu hâkimiyeti kesinleşti.
  • 1472: Tokat baskını ve Karaman harekâtı Osmanlı–Akkoyunlu savaşını başlattı.
  • 11 Ağustos 1473: Otlukbeli Savaşı’nda Fâtih Sultan Mehmed’e mağlûp oldu.
  • 1474–1477: Uğurlu Muhammed isyanı ve hanedan içi mücadelelerle uğraştı.
  • 1476: Son Gürcistan seferini yaptı.
  • 5–6 Ocak 1478: Tebriz’de vefat etti.

Kaynaklar ve İleri Okuma

Birincil ve Klasik Kaynaklar

  1. Ebû Bekr-i Tihrânî, Kitâb-ı Diyârbekriyye, nşr. Necati Lugal–Faruk Sümer, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1993; Türkçe çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı, Ankara, 2001.
  2. İbn Ecâ, Târîhu’l-Emîr Yeşbek ez-Zâhirî, nşr. Abdülkādir Ahmed Tuleymât, Kahire, s. 104–119.
  3. Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman.
  4. İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osman.
  5. Hasan-ı Rûmlû, Ahsenü’t-Tevârîh.
  6. Fâtih Devrine Ait Münşeât Mecmuası, nşr. Necati Lugal–Adnan Erzi, İstanbul, 1956.
  7. Caterino Zeno, Giosafat Barbaro ve Ambrogio Contarini’nin seyahat ve elçilik kayıtları; Türkçeye hazırlayan ve çeviren: Tufan Gündüz, Uzun Hasan–Fâtih Mücadelesi Döneminde Doğu’da Venedik Elçileri, İstanbul, 2006.

Kurumsal ve Akademik Kaynaklar

  1. Faruk Sümer, “Uzun Hasan”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, 2012, s. 261–264.
  2. Faruk Sümer, “Akkoyunlular”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 2, 1989, s. 270–274.
  3. Erhan Afyoncu, “Otlukbeli Savaşı”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, 2007, s. 4–6.
  4. Rosemarie Quiring-Zoche, “Aq Qoyunlū”, Encyclopaedia Iranica, c. II/2, s. 163–168.
  5. Şerafettin Turan, “Fatih Mehmet–Uzun Hasan Mücadelesi ve Venedik”, Tarih Araştırmaları Dergisi, c. III, sy. 4–5, 1965, s. 63–138.
  6. Bekir Sıtkı Baykal, “Uzun Hasan’ın Osmanlılara Karşı Kat‘î Mücadeleye Hazırlıkları ve Osmanlı–Akkoyunlu Harbinin Başlaması”, Belleten, c. XXI, sy. 82, 1957, s. 261–269.
  7. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı Devrinde Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Bey’e Ait Kanunlar”, Tarih Vesikaları, c. I, 1941, s. 91–106 ve 184–197.
  8. Ahmet Özcan, “Uzun Hasan Kanunları ve Osmanlı Dönemine Yansımaları”, OTAM, c. 29, sy. 29, 2011, s. 173–192.
  9. Ayşe Atıcı Arayancan, “Akkoyunlu Sarayında Hristiyan Bir Şahbanu: Theodora Maria Katerina/Despina Hatun”, Ortaçağ Araştırmaları Dergisi, c. 7, sy. 1, 2024, s. 85–104.
  10. Tufan Gündüz, “Şah İsmâil”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, 2010, s. 253–255.
  11. John E. Woods, The Aqquyunlu: Clan, Confederation, Empire, University of Utah Press, gözden geçirilmiş baskı, 1999.
  12. Walther Hinz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, çev. Tevfik Bıyıklıoğlu, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1992.

 

Araştırma ve Hazırlayan: Ahmet Koç
Türk Tarih Araştırmacısı ve Yazar
www.devletialiyyei.com